Son Dakika
Salı, 30 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Ehl-i Kitap-Yehûd, Nasârâ, Sâbiîlik, Mecusîlik, Budizm, Hinduizm

Ehl-i kitap (Ehlü'l-kitâb) tamlaması "ilâhî bir kitaba inananlar" anlamına gelir. Buna göre Müslümanlara da Ehl-kitap denilebilir. Ancak Kur'an dışındaki ilâhî kitaplarda yer almayan bu ter­kip, terim olarak Müslümanlar dışınca-ki kutsal kitap sahibi din mensupları için kullanılır.

Ehl-i kitap tabiri Kur’an-ı Kerim de hepsi de Mekke döneminin sonları ile Medine döneminde inen âyetlerde at­mak üzere otuz bir defa geçmektedir Daha önce nazil olan iki âyette ise (e'-Nahl 16/43; el-Enbiyâ 21/7) aynı anlam­da "ehlü'z-zikr" tabiri kullanılmış ve bu­nunla, Tevrat ile İncil hakkında doğru ve yeterli bilgisi olan Ehl-i kitap âlimleri kastedilmiştir. Ayrıca Kur'an'da Yahudiler için  "yehûd", Hıristiyanlar için "nasârâ" kelimeleri çokça kullanılmakta (bk. M. F. Abdülbâki, el-Mu'cem. hûd", "Nasârâ" md.leri), sadece Hıristiyanları ifade eden "ehlü'l-İncil" terkibi de yer almaktadır (el-Mâide 5/471 

Diğer taraftan Kur'an'da Ehl-i kitap "ken­dilerine kitap verilenler" (el-Bakara 1 101,  144, 145; Âl-i İmrân 3/19, 20, 100, 186),  "kendilerine kitap verdiklerimiz” (el-Bakara  2/121, 146) ve "kendilerine kitaptan bir pay verilenler" (Âl-i İmrân 3/23; en-Nisâ 4/44) şeklinde de ifade edilmektedir. "Kendilerine ilim verilenler" (el-İsrâ 17/107; el-Hac 22/54 Sebe’ 34/6) ifadesiyle de Ehl-i kitabın Kas­tedildiği rivayet edilmiştir (Taberi, Cami'ul-beyân, XV, 120; XXII, 44). İslâm i-teratüründe ayrıca Ehl-i kitap yerine "kitabî" kelimesinin kullanıldığı görü­lmektedir.

Ehl-i kitap tabirinin kapsamını belirleyebilmek için ilâhî kitapların kimlere verildiğini tespit etmek gerekir. Kur’an-ı Kerim'de bazı peygamberlere kitap, bazılarına da zebur ve suhuf verildiği bildirilmektedir. Bu arada Nuh ve İbrahim soyuna peygamberlik ve kitap (en-Nisa 4/54; el-Hadîd 57/26), Musa'ya ve İsa'­ya kitap, Davud'a Zebur, İbrahim ve Mu­sa'ya suhuf indirildiği (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, "Kitâb", "Suhuf", "Ze­bur" md.leri), ayrıca hadislerde Âdem'e, Şît'e ve İdrîs'e sayfalar verildiği belirti­lir (Muttaki el-Hindî, XVI, 133).

Kur'an'da "önceki sayfalar" (el-A'lâ 87/18), "öncekilerin kitapları" (eş-Şuarâ 26/196) ifadeleri de yer almakta, bu ikinci­siyle Hint kutsal kitaplarının kastedil­miş olabileceği, zira bu kitaplardan Puranalar'ın kelime anlamının "öncekile­rin kitapları" olduğu belirtilmektedir (Hamîdullah, Le Saint Coran, s. 375).

Öte yan­dan, "Deyiniz ki: Biz Allah'a, bize indiri­lene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Ya'kub oğullarına indirilenlere, Mûsâ ve îsâ'ya verilenlere, rableri tarafından (di­ğer) peygamberlere verilenlere iman et­tik" (el-Bakara 2/136; Âl-i İmrân 3/84) mealindeki âyetler de birçok peygam­bere vahiy gönderildiğini göstermekte­dir. Kur’an-ı Kerim'de bunların yalnız bir kısmı hakkında bilgi mevcuttur.

Tevrat, gerek Hz. Musa'nın gerekse ondan son­ra gelen peygamberlerin Yahudilere teb­liğ edip onunla hüküm verdikleri ilâhî kitaptır (el-Mâide 5/44). Hz. Davud'a ve­rilen Zebur münâcât/ardan ibaret olup dinî hükümler ihtiva etmemektedir.

 

Hz. İsa'ya, "içinde hidayet ve nur bulunan" (el-Mâide 5/46) ve bağlılarının kendisiy­le hükmetmeleri istenen (el-Mâide 5/ 47, 68) İncil verilmiştir. Böylece Kur'an'a göre, Allah katından indirilmiş, hükümleriyle amel edilmesi gereken Kur'ân'ın dışında iki kitap (Tevrat ve İncil) vardır. Kur'an'daki Ehl-i kitap tabiriyle de bu kitapların muhatabı olan Yahudilerle Hıristiyanlar kastedilmektedir.

Ehl-i kitap terkibinin geçtiği âyetleri, "Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi" (el-En'âm 6/156) mealindeki ayeti göz önü­ne alarak tefsir eden ilk müfessirler de bununla Yahudi ve Hıristiyanların kas­tedildiğini ifade etmişlerdir (Mücâhid, I, 186; Taberî, Cami'u l-beyân, VIII, 69; İbn Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'ân, II, 44). Bu âyet­ten hareketle Hanbelî ve Şafiî mezhep­leri sadece Yahudi ve Hıristiyanları Ehl-i kitap saymışlar, Hanefîler ise semavî bir dine inanan ve Tevrat, Zebur, İncil, suhuf gibi vahyedilmiş bir kitabı bulu­nan her ümmetin Ehl-i kitap olduğu­nu söylemişlerdir (Abdülkerîm Zeydân, s. 11-12).

İslâm'ın yayılmasına paralel olarak Ehl-i kitabın sadece Yahudi ve Hıristiyanları ifade eden bir tabir olduğu kanaati de değişmiştir. Bunun temel sebeplerinden biri, Kur’an-ı Kerim'de Yahudilik ve Hıristiyanlığın dışında Sâbiîlik, Mecusîlik gibi ilâhî olmayan başka dinlerden de söz edilmesi ve bu dinlerin kendilerince bir kitaba sahip bulunması, diğeri de İs­lâm açısından siyasî, iktisadî ve sosyal şartların bunu gerekli kılmasıdır.

Kur'an'da son hak din olan İslâm'ın dışında Haniflik, Yahudilik, Hıristiyanlık, Sâbiîlik ve Mecûsîlik'ten bahsedilmek­tedir.

Hanif kelimesi İslâm'ın eş anlam­lısı şeklinde ve Hz. İbrahim'le ilgili ola­rak zikredilmektedir. Sâbiîlik ve Mecu­sîlik ise sadece ismen geçmekte, inanç esaslarından ve peygamberlerinden söz edilmemekte, kutsal bir kitaba sahip olup olmadıkları açıklanmamaktadır. Öte yandan İslâmiyet'in ortaya çıktığı dönem­de dünya üzerinde birçok din bulunma­sına rağmen Kur'an-ı Kerim bunların çoğundan bahsetmemiştir. Zira ilâhî vah­yin ilk muhatabı olan Araplar arasında bu dinlerin mensupları mevcut değildi ve onların söz konusu dinler hakkında bil­gileri yoktu. Ayrıca bu dinler İslâm'a ra­kip olacak seviyede bulunmayıp Kur'an'­da yer alan inanç gruplarından bazıları­na dâhil edilebilecek bir nitelik de taşı­yordu.

Kur’an-ı Kerim'de ismen zikredilen dinlerden Sâbiîlik hakkında âyet ve ha­dislerde bilgi yoktur. Gerçek Sâbiîlik, ilk dönem İslâm kaynaklarında Yahudiliğin veya Hıristiyanlığın bir mezhebi olarak görülüp Ehl-i Kitap kapsamında müta­laa edilmiştir. Ebû Hanîfe ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedir. Ayrıca Harranlı putperestler Halife Me'mûn kendileriyle görüştükten sonra Sâbiî adını almışlar ve Ehl-i kitap kabul edilmişlerdir. İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed gibi ba­zı fakihlerin Ehl-i kitap saymadıkları Sa­hiller ise Sâbiî adını taşıyan, ancak yıl­dızlara tapan putperestlerdir.

 

Mecûsîler'den Kur'an'da sadece bir yerde bahsedilmekte (el-Hac 22/17), fa­kat bunlar hakkında da bilgi verilme­mektedir. Eski Müslüman araştırmacı­ların çoğunluğuna göre Mecûsîler Ehl-i kitap değildir. Hz. Peygamber'in, "Mecûsîler'e Ehl-i kitap muamelesi yapınız" dediği rivayet edilir (el-Muvatta', I, 278); ancak Resûl-i Ekrem Mecûsîler'in kes­tiklerinin yenilmesini ve kadınlarıyla ev­lenmeyi yasaklamıştır (Hamîdullah,  el- Veşâ'iku's-siyâsiyye, s. 150). Mecûsîler'in Ehl-i kitap'tan olduğunu söyleyen Hz. Ali de şirkleri sebebiyle kestiklerinin ye­nilmesinin ve kadınlarıyla evlenilmesinin Müslümanlara yasaklandığını belir­tir (Ebû Yusuf, s. 140-141). İmam Şafiî Hz. Ali'nin sözüne dayanarak onları Ehl-i kitap saymıştır (el-Üm, IV, 158). Şehristânî'ye göre Mecûsîler'in kitabî olmala­rı şüphelidir. Hz. İbrahim'e verilen say­falar Mecûsîler'in davranışları yüzün­den tekrar semaya kaldırılmıştır. Buna göre onlar kendilerine suhuf verilmesi sebebiyle Ehl-i kitap statüsündedirler, fakat çıkardıkları olaylar yüzünden su­huf tekrar semaya kaldırıldığı için kes­tikleri yenilmez ve kadınlarıyla evlenil­mez (el-Milel, II, 13).

Kur’an-ı Kerim ateizme ve politeizme şiddetle karşı çıktığı halde nüzulü sıra­sında mevcut olan diğer dinlere temas etmemiştir. Ancak bazı ifadelerin Bu­dizm'e ve Hinduizm'e imalarda bulun­duğu şeklinde yorumlar vardır. Buna gö­re Kur'an'da adı geçen Zülkifl'in Kapila-vastulu yani Buda'ya, Tîn süresindeki "tîn'in (incir) Buda'nın altında vahye mazhar olduğu incir ağacına, "zübürü'I-ev­velin" terkibinin de Hint kutsal kitapla­rından Puranalar'a bir telmih olduğu ifa­de edilmektedir (Hamîdullah, Le Saint Coran, s. 329, 375, 597). Öte yandan İslâ­miyet'in yayılması ve Ehl-i kitap kavra­mının genişlemesi üzerine Hint dinleri de bu kapsama alınmıştır. İslâm'ın o ül­kelere ulaşmasıyla Müslümanların Hint kadınlarıyla evlenmeleri (İnan, s. 189; Ebulfazl İzzetî, s. 282) onları Ehl-i kitap statüsünde tuttuklarını gösterir.

Kur'an'da Ehl-i kitap olarak sadece Yahudi ve Hıristiyanların muhatap alın­ması, bu iki din mensubunun birtakım eksiklik ve yanlışlıklarının yanında Al­lah, peygamber, âhiret ve kitap inançlarının bulunması, yani ilâhî kaynağa da­yanmaları ve Kur'ân'ın o dönemde mu­hatabı olan insanlarca söz konusu din­lerin bilinmesi sebebiyledir. Nitekim bu din mensupları Hicaz bölgesinde önemli bir etkinliğe sahip olarak Müslümanlarla iç içe yaşıyorlardı.

Kur’an-ı Kerim muh­telif âyetlerinde İslâm dışı din mensup­ları arasında Ehl-i kitaba önemli bir yer vermekte, onların farklılık ve üstünlük­lerini belirtmekte, özellikle Hıristiyanlarla diyalog kurulmasını önermekte, an­cak temel iman esasları, ayrıca Müslümanlarla olan ilişkilerindeki eksiklik ve yanlışlıkları da vurgulamaktadır (M. Fâris Berekât, s. 450-468).

Ehl-i kitap ter­kibinin geçtiği âyetlerde, onların arasın­da övgüye lâyık kişiler bulunduğu gibi (Al-i İmrân 3/75, 113-115, 119) kâfirlerin de bulunduğu (el-Bakara 2/105; el-Bey-yine 98/1), bu sonuncuların Allah'ın âyet­lerini inkâr ettikleri (Âl-i İmrân 3/70, 98, 112; en-Nisâ 4/155; el-Haşr 59/2), Hakk'ı bâtıla karıştırdıkları (Âl-i İmrân 3/71), emanete riayet etmedikleri (Âl-i İmrân 3/75), kendilerine verilen kutsal kitabı tahrif ettikleri (Âl-i İmrân 3/78), peygam­berlerini öldürdükleri (Âl-i İmrân 3/112; en-Nisâ 4/155), Müslümanları küfre dön­dürmek istedikleri (el-Bakara 2/109; Âl-i İmrân 3/69, 72, 99, 100), Tevrat ve İncil'­deki hükümleri hakkıyla uygulamadıkları (el-Mâide 5/68) belirtilmektedir.

Kur'an Ehl-i kitabı Allah'a kulluğa, O'na ortak koşmamaya çağırmakta (Âl-i İmrân 3/ 64), Müslümanlara da onlarla mücade­lelerinde itidali tavsiye etmektedir (el-Ankebût 29/46).

Allah Kur'an'ı Ehl-i kitap hakkında "şa­hit ve gözetici" olarak indirmiş (el-Mâi­de 5/48), peygamberlerin arasının kesil­diği bir dönemde, "Bize müjdeci ve uya­rıcı gelmedi" (el-Mâide 5/19) denilmemesi için son peygamberi göndermiş, bunu da, "Ey kitap ehli! Kitaptan gizle­yip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da vazgeçen pey­gamberimiz gelmiştir; doğrusu size Al­lah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gel­miştir" (el-Mâide 5/15) şeklinde açıkla­mıştır.

Buradan, İslâm'ın amacının Ehl-i kitabın yanıldığı, gizlediği, ihtilâfa düş­tüğü veya inkâr ettiği konularda doğru­ları bildirmek ve bunlara inanmaya da­vet etmek olduğu anlaşılmaktadır. Ni­tekim Kur'an'da, "Şüphesiz bu Kur'an İsrailoğulları’na ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır" denilir (en-Neml 27/76). Kur'an'ın bu açıklamaları daha ziyade dinin ana konuları olan ulûhiyyet, nübüvvet, âhiret ve ilâhî kitaplar hak­kındadır.

Kur’an-ı Kerim'de ve hadislerde, ayrı­ca diğer İslâmî literatürde Ehl-i kitap tabiri yanında yehûd ve Benî İsrail ke­limeleriyle Yahudilerden, nasârâ keli­mesiyle de Hıristiyanlardan geniş olarak söz edilmiş; bunların çeşitli konularda­ki inanç ve telakkileri, hayat tarzları, tutum ve davranışları hakkında bilgiler verilmiş, değerlendirmeler yapılmış, hü­kümler konulmuştur.

Kur'an'da Müslümanların Ehl-i kitap'la olan ilişkileri için şu talimat verilir: "Kitap ehlinden zul­medenler dışında kalanlarla en güzel şe­kilde mücadele edin ve şöyle deyin: Bi­ze indirilene de size indirilene de inan­dık. Bizim Rabbimiz da sizin Rabbinizde birdir. Biz ona teslim olmuşuzdur" (el-Ankebût 29/46). Hz. Peygamber'in hazır­ladığı ilk anayasa barış esası üzerine ku­rulmuş ve burada Müslümanlarla birlik­te Yahudilerin canları, malları ve dinleri güvence altına alınmıştır (bk. Hamîdul-lah, el-Veşâ'iku's-siyâsiyye, s. 61; İbn Kesîr, es-Stre, s. 320-323).

İslâm dini, karşılıklı menfaat ve hoş­görüye dayalı Müslüman - Ehl-i kitap ilişkisine izin verirken Yahudi ve Hıristiyanların Müslümanlara karşı dost görü­nebileceklerine dikkat çekmekte (el-Mâ­ide 5/51), bu hususta gizli emellerinin olabileceğini haber vererek onların körü körüne dost edinilmemesini öğütlemek­tedir (el-Mâide 5/57).

Nitekim Hz. Pey­gamber Medine'de Ehl-i kitap'la anlaş­ma yaparak bir güvenlik ortamı sağla­mışsa da onlarla ilişkilerinde daima ih­tiyatlı davranmıştır. Müslümanları Ehl-i kitap karşısında sık sık uyaran Kur'an onlara tâbi olunmamasını ister (bk. el-Bakara 2/109, 120; Âl-i İmrân 3/100; en-Nisâ 4/44-45; el-Hadîd 57/ 16). Bu ara­da gayrimüslimleri, Müslümanlara kar­şı tutumları bakımından kendi araların­da bir sıralamaya tâbi tutarak Hıristiyanların Müslümanlara müşrik ve Yahudilerden daha yakın olduğunu ifade eder (el-Mâide 5/82).

İslâmiyet Ehl-i kitabın yanlışlarını dü­zeltir ve onları Allah'ın birliği inancına dayalı ortak bir ilkede Müslümanlarla birleşmeye çağırır (Âl-i İmrân 3/64). Yahudiler Hz. İbrahim'in Yahudi, Hıristiyanlar da Hıristiyan olduğunu iddia ederler. Kur’an-ı Kerim ise Hz. İbrahim'in Yahudi veya Hıristiyan olmayıp Müslümanlık ve Hanîf dinî üzerinde bulunduğunu be­lirtir (Âl-i imrân 3/65-67).

İslâm dini, Ehl-i kitabın kendi peygamberlerinin getir­diği kitaplara tam inandıkları takdirde Kur'an'a da inanmaları gerektiğini bil­dirir (el-Kasas 28/52-53). Bu durum, Georges Vajda'nın birçok konudaki benzer­likten hareketle Kur'an'ın Tevrat ve İnciller'den alınmış olduğu şeklindeki id­diasının aksine (El2 |İng.|, I, 265) bütün peygamberlere vahyedilen kitapların ay­nı kaynaktan geldiğini gösterir.

"De ki: Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve rabbinizden size gönderilen Kur'an'ı uygulamadıkça hiçbir temeliniz olmaz" (el-Mâ­ide 5/68) mealindeki âyet Kur'an'ın ön­cekileri, önceki kitapların da Kur'an'ı tas­dik ettiğini göstermektedir.

İslâmiyet, kendilerine kitap verilenle­rin kadınları ile evlenmeye ve kestikleri­nin yenilmesine ruhsat vermekle Müslümanların onlarla en ileri derecede iyi ilişkiler kurmasına ortam hazırlamıştır. Kitap ehli olanlar İslâm toplumunda tam bir din hürriyeti içinde yaşama imkânı­na sahiptirler. Bu durumda İslâm dev­letinin vatandaşı olarak esas itibariyle kanun önünde Müslümanlarla aynı hak­ları paylaşırlar. Müslüman’ın lehine olan şey Ehl-i kitabın da lehine, aleyhine olan Ehl-i kitabın da aleyhinedir. Farklı hü­kümler daha çok kamu düzeniyle ilgi­li hususlardadır ve istisnaîdir (Özel s 311-319).

Medine'deki ilk anayasanın 25. mad­desinde, "Benî Avf Yahudileri müminler­le birlikte bir ümmettir. Yahudilerin din­leri kendilerine, Müslümanların dinlen de kendilerinedir. Buna gerek mevlâları gerekse bizzat kendileri dahildir" de­nilir (bk. Hamîdullah, el-Veşâ' iku's-siyâsiy-ye, s. 61; a.mlf., İslâm Peygamberi, 1, 132) Yine aynı metnin 26-33. maddelerince Ehl-i kitaba mensup vatandaşların Müslümanlarla aynı haklara sahip olduklar. 16. maddede ise onlara haksızlık yapıla­mayacağı belirtilir. Kitap ehliyle ilk zim­met akdi Necran Hıristiyanlarıyla yapılmış ve bu akidde Müslüman’ın sahip olduğu bütün haklar onlara da tanınmıştır (bk Ebû Yûsuf, s. 77; Hamîdullah, el-Veşâ'ikus-siyâsiyye, s. 180-181). İnsanlara temel hal ve hürriyetlerin yanı sıra din hürriyeti de tanıyan İslâm'da, "Dinde zorlama yoktur' (el-Bakara 2/256); "Kur'an rabbinizden gelen bir haktır; dileyen inansın, dile­yen inkâr etsin" (el-Kehf 18/29) gibi hükümlerle insanların zorla Müslüman ya­pılamayacağı belirtilir.

Hz. Peygamber Hayber'in fethinde ele geçen Tevrat nüs­halarını Yahudilere iade etmiş (Çalışkan s. 63), Hz. Ömer de Kudüs anlaşmasıyla Ehl-i kitabın canlarını ve mallarını gü­vence altına almış, kilise ve hac hususunda onlara serbestlik tanımıştır. (Şiblî Nu'mânî, II, 209, 217).

Diyanet İslam Ansiklopedisi,  Ehl-i Kitap maddesi, c 10, s 516. Madde Yazarı Remzi Kaya

Diğer başlıklar

Ehl-i Kitap kaldı mı?

 

Ehl-i Kitap-Yehûd, Nasârâ, Sâbiîlik, Mecusîlik, Budizm, Hinduizm

Ehli kitap, koşer ve helâl


 

12.03.2009 21:43:00 Bu sayfa 29945 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri