Son Dakika
Perşembe, 19 Eylül 2019 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bu dost(!) kalbin mi margarinin mi? Kemal Özer
1997’de üç arkadaş Almanya’ya gitmiştik. AB ülkeleri ile diğer ülkelerden gelenlerin pasaport işlemleri ayrı bölümlerde yapılıyor. AB ülkeleri bankosunda, sıra daha çok olmasına rağmen işlemler beş altı dakikada bitti. Diğer ülkeler bölümünde ise sıra bir türlü ilerlemiyor. Bir görevli geldi ve içinde benimde olduğum bir grup kişiyi seçti ve bize AB ülkeleri bölümüne geçmemizi söyledi.

İlk sıralarda ben vardım. İki arkadaşım ise seçilmedi. Baktım ki, seçilenlerin hepsi takım elbiseli daha resmi görünümlü kimseler. Arkadaşlarımın her ikisinin de, dünyalık varlıkları benden yüzlerce kat fazla ve belki üzerlerindeki kıyafetler de daha pahalı. Polisin gözü onları tutmadı. Kim bilir, belki de içlerinde milyar dolarları yöneten kişiler bile vardı. Tek eksikleri şık bile olsa spor giyinmeleri idi.

 

Biz seçilenler AB bölümünden hemen giriş yaptık. Diğer ülkeler sırasında kalan iki arkadaşımı içeride yaklaşık otuz kırk dakika bekledim. Bizim evraklara göz ucu ile bakıp giriş vururlarken diğer grubun içine düşercesine her şeyini inceliyorlar. Birde Türk pasaportu taşıyorsanız, her sayfasını kontrol ediyorlar.

 

Gıdada da durum bu olaya çok benziyor. Bugün dünya sentetik ürün çöplüğüne döndürüldü. Market raflarındaki ürünlerin neredeyse tamamına yakını sentetik ürünlerden oluşuyor. Tüketicilerse artık mazruf (içerik) yerine, zarfa (ambalaja) bakar hale ge(tiri)ldi.

 

Üreticiler üründen çok ambalaja değer vermekteler. Janjanlı ancak sağlığa etkileri bilinmeyen bu ambalajların bedellerini de bize ödetiyorlar. Şık ve albenili ambalajların yanı sıra üzerindeki doğallık hissi veren, çekici gıda resimleri de tam bir tuzak. Maalesef devlet(ler) (Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü), yanıltıcı ve gereksiz tüketimi körükleyici bu uygulamalardan, tüketicileri koruyucu hiçbir çabanın içinde değil. İçerik için endişe taşımayan bir devletin, ambalaj için taşımasını beklemekte yerinde değil elbette.

 

1997’de yayınlanmış bir makale de “Birçok kuruluşlara yapılan ödemeler (ya da kanuni rüşvetler diyebiliriz), etkili yerlerde çalışan eski ahbaplar ve devlet kurumlarıyla şirketler arasındaki maddi çıkar ilişkileri sayesinde ABD ve başka birçok ülke bu sentetik yiyeceklerin insanlara satılmasını onayladı hatta destekledi. Genetik mühendisliği endüstrisi bu ürünlerin etkilerinin ne olacağını test etmeden ve etiketlerine hiçbir bilgi koymadan satıyor. Üstüne üstlük, ABD hükümeti bu ürünleri reddeden veya etiketlerine bilgi koymak isteyen ülkeleri Dünya Ticaret Örgütü (DTO) yaptırımlarıyla tehdit ediyor” deniliyor

 

Bugün üretim endüstrisi, tüm dünyada kendi kişisel kârlarını maksimize etmek isteyen bir avuç insanın elinde yoğunlaşıyor. Ekonomik gücü elinde bulunduranların büyük bir bölümü, kendi çıkarları için tüketicileri manipüle etmekten hiç çekinmiyorlar.

 

Ülkemizde ürününe güvenmeyen yahut tüketici gözünde güvenirliğini artırmak isteyenler, ismi iddialı vakıf ve derneklerle işbirliğine gidiyorlar. Bu iş için, isminin başına Türk ve Türkiye gibi isimleri almış bir dernek veya vakıf oldukça idealdir. Bu vakıf yahut derneğin isminin içinde, birde sağlıkla ilgili bir kelime varsa kurgu tamamdır.

 

Bu vakıf ve derneklerin bir ürünle ilgili destekleyici tavsiyeleri, ‘dua et yeter’ yahut şu gariban üreticiye bizimde ‘sadaka cinsinden bir katkımız olsun’ diye olamaz. Elbette bu sponsorluk ilişkilerinde, bol sıfırlı rakamların söz konusu olduğunu tahmin etmek zor değil. Özellikle materyalist anlayışın zirvede olduğu çağımızda aksi de imkansız. Üstelik bu dernek ve vakıfların sitelerine girip kimlerin kurucu, yönetici ve hangi alanlarda çalıştıklarını görünce bu düşünceniz iyice pekişiyor.

 

Örnek mi istiyorsunuz? Ülker’in ‘Kalbim’ adlı yağ markasının destekçisi İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı. Yağ tanıtım toplantısı Çırağan Sarayı’nda yapılıyor. Bu toplantı da Vakfın başkanı bir konuşma yaparak, yağa övgüler diziyor. Tesadüf buya! İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı’nın yönetim kurulunda Ülker Grubu şirketlerinden, Bizim Marketler Zinciri’nin Müdürü de var.

 

İş dünyası, demokrasimizden ve ülke yöneticilerinden hep müştekidir. Biz tüketiciler, üreticilerden nasıl şikâyetçi isek, şikâyet elbette onlarında hakkı. Lakin biz nasıl bu yazıyı yazmadan önce aynaya bakıp da eleştirdiğimiz konularda tertemiz bir mazi görmüşsek, onların da eleştirmeden önce aynaya bakmaları gerek...

 

Bugün ‘Türk Kalp Vakfı bilmem ne marka yağı destekliyor’ gibi ifadelerle birçok ürün reklâmı var ki, pek çok dernek ve vakfın desteğine mazhar oluyor. Türkan Sabancı’nın başkanı ve birçok ünlünün eşi yahut kızının icra kurulunda olduğu, Türk Kalp Vakfı gibi bu tür örgütlenmeler, neredeyse sponsorluğu meslek haline getirerek önüne gelen ürünü destekliyorlar. Hatta sitelerindeki sponsorlukla ilgili sayfalarında, sponsor olmaları durumunda ürün ve markaya nasıl değer katacaklarını anlatarak pazarlama yapıyorlar. Bu durum sadece ismini zikrettiğimiz Türk Kalp Vakfı ve İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı’ndan ibaret değil…

 

Dünya Kalp Federasyonu ise Becel marka yağı öneriyor. Dünya Kalp Federasyonu’nun 2003’de Becel’in üreticisi Unilever tarafından kurulması resmi web sitesinde övünülerek anlatılıyor. Becel, Sana ve Rama’da de Univeler’e ait. Para bir cepten çıkıp öbür cebe giriyor. Bu gerçek bilgilere vakıf olmayan biz tüketiciler, adı büyük bu örgütün önerisini gerçek sanıyoruz.

 

Dünya Kalp Federasyonu Becel’i önerirken, Türk Kalp Vakfı ise Ülker Kalbim’i ve Koç Grubu’nun Aymar’ını biz tüketicilere öneriyormuş…

 

Dünyada hiçbir bağımsız otorite, bu tür endüstriyel ürünleri asla önermezken; bu tür dernek ve vakıflar hangi bilimsel ve ahlaki kıstasa dayanarak, tüketicileri Kapitalizm’in dişlilerinde gevdiriyorlar? Bu organizasyonlarda bazı doktorlarda yer aldığına göre, insan merak ediyor. Bu doktorlar Hipokrat’ın Yemin’inde bir fetva mı buldular?

 

Ne yazık ki STK’cılıkta yanlış ellerde kan kaybediyor. İster yeşil dolarlar uğruna, isterseniz başka şeyler uğruna kendinizi kullandırmak istediniz mi müşteri yığılıyor kapınıza… Hâlbuki İslam’ın STK’cılıkla bir bağı yoktur. STK batılı bir kavramdır. Batı’daki STK’nın karşılığı İslam’da ‘Erdemliler İttifakı [Hılful Fudul Hareketi]’dır. İslam meselelerde, ‘zalime karşı mazlumdan yana olarak, ne zalim ne de mazlum olmamak için dayanışma’ olarak bakar ve bu uğurda dünyalık bir amacı da kabul etmez.
 

16.08.2008 Bu yazi 3142 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri