Son Dakika
Pazartesi, 24 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Temiz, Helal ve ipin uçunu kaçırmak VI Kemal Özer
Abartılı bir övgü yapan birine ‘yağ yakma’ denilir. İnsanlarla birlikte arabalarda yağ yakıyor. Bileşiminde asitler ve gliserin bulunan bitkiler ile hayvanlardan elde edilen yağ: insan yaşamı için son derece önemlidir.

Yağ, insan yaşamı için o kadar önemli ki: günlük enerji tüketimimizin yüzde 25-30’u yağlardan elde edilir. Yağ asitlerinin vücutta çok önemli görevleri var. Vücudun yağ ihtiyacının bir kısmı besinlerin doğrudan tüketilmesi ile alınır.

 

Klasik anlamda bildiğimiz yağları market raflarında görürüz. Bunlar ayçiçeği, fındık, kanola, mısırözü, palm, pamuk, soya, susam ve zeytinyağları gibi bitkisel yağlar: sıvı şekildedirler ve bunlara doymamış yağlar denilirken; sadeyağı, tereyağı, hayvan iç yağları ve margarin türü gibi katı şekildeki yağlardır ve bu yağlara da doymuş yağlarlar denilir.

Yağların şahı kuşkusuz zeytinyağıdır ve Kur’an-ı Kerim’de Allah c.c. “Yine onunla Tur-i Sina'da yetişen bir zeytin ağacı yarattık ki meyvesi yiyenler için hem yağ hem de katık olarak zeytin verir.” (Mü'minun 20; bkz En'am 99-141, Nahl 11, Mü'minun 20, Nur 35, Abese 30) buyurur.

 

Zeytinyağı ve Türkiye

Ülkemiz zeytin cenneti. 36 ilde zeytin üretilir. Türkiye yıllık 250 bin ton zeytin rekoltesiyle dünya zeytin üretiminde 4. sırada. Dünyada üretilen zeytinyağının yüzde 8’i ülkemizden. Zeytin cenneti Türkiye’de yanlış politikalar nedeniyle, üretici para kazanamazken komisyoncular büyük kazanç elde ediyor. Bir Yunanlı tüketici yılda ortalama 23 litre zeytinyağı tüketirken Türkiye tüketici ise 2 litre ile yetinmek zorunda.

 

Bir zeytin ve zeytinyağı ülkesinde, dünyanın en kaliteli ve sağlıklı yağını da tüketiciye çok görüyorlar. Buna karşılık genetiği oynanmış ve sağlıklılığı konusunda birçok endişe içeren yağlar tüketiciye adeta ‘zorla’ tükettirilmektedir. Tarım politikaları ile sağlıklı tüketim kültürü oluşturulamayan bir ülkede tüketiciler yararı ve zararları büyük tartışma yaratan margarine mahkûm edilmektedir.

 

Yağ ve Kolesterol

Kolesterol kavramı hemen herkes tarafından bilinir. Ancak son aylarda kolesterol açısından da bir ezber daha bozuldu. Hayvansal kaynaklı besinlerde ve tüm hücrelerde bulunan mum yapısında yağ benzeri madde olan kolesterolün kandaki oranın artmasının koroner  kalp hastalıklarına neden olduğu anlatılırdı ve bu nedenle hayvansal yağlardan uzaklaşılması öğütlenir di insanlara. Bugünse kolesterolün de vücudumuz için belirli bir düzeyde bulunmasının çok önemli olduğunu anlıyoruz artık.

 

Kolesterol seviyesi yüksek olduğu için kolesterol düşürücü ilaçla ilgili araştırmadan bu ilacın kolesterolü düşürmediği ve kalp krizini tetiklediği bilgisi insanların nasıl aldatıldığını göstermektedir. İşin daha vahim kısmı bu kritik bilgiye rağmen Sağlık Bakanlığı’nın bu ilacı henüz yasaklamak bir yana, ilacı korur gibi açıklama bile yapabilmesidir.

 

Sadeyağ mı, tereyağı mı?

Bugün birçok kimse tereyağını sütten elde edilen saf yağ sanır. Artık tereyağı bir sadeyağ değildir. Sadeyağ sütten çıkarılan yemeklik yağdır. Sağyağ da denilen bu yağ adından da anlaşılacağı üzere, içerisinde az miktarda tuz hariç, hiçbir katkı eklenmeyen saf ve berrak yağdır. Artık yalnızca köylerde tüketilen bu yağ, eskiden sıcak tandır ekmeğine sürülerek yenirdi. Sadeyağının bulunduğu ortam, nefse adeta ‘beni ye’ diye kokusu ile davetiye çıkarırdı.

 

Hâlbuki bugün sadeyağ zannettiğimiz tereyağı; birçok karışımdan oluşan ve önemli bir kısmına margarin eklenen, sağlıklılığı tartışmalı bir yağ türüdür ve bildik sadeyağı yöntemi ile üretilmez.

Tereyağı üretimi  yapan  işletmeler  genellikle  hammadde  olarak kremayı kullanırdı. Krema sütlerin standardizasyonu ile elde edilir. Ancak bir tereyağı sadece süt kremasından elde edilmiyor. Sütsüz tereyağlarıyla dolu raflar. Sadeyağ kokusu vermesi için margarine yapay tereyağı aroması ekleyip satanlardan, yağa yüzde on tuz ekleyip, tuzu tereyağı fiyatı ile satmak artık sıradan bir hadise.

 

Yüzde seksenini margarinin oluşturduğu karışıma, koku ve tat vermesi için yüzde 20 oranında tereyağı ve tereyağı aroması ekleyerek elde edilen yağlar, ünlü marketlerin rafların da olur mu demeyin. Üstelik ünlü markaların tereyağında bile olur.

 

Tereyağı mı margarin mi?

Kuşkusuz en çok tartışılan yağ türü: Margarindir. Artık ‘margarinler tereyağına göre daha sağlıklıdır’ gibi ifadeler duyunca şaşırmamak lazım. Üstelik düne kadar margarin aleyhine söylemedik söz bırakmayanların, margarin reklâmlarında cirit attıkları bir ülkede sözün hiçbir önemi yok.

 

Kadınların ezici bir çoğunluğu margarinsiz pasta yapılamayacağı iddiasındadır. Bir gruba göre ise margarine sinek bile konmaz tamamen plastiktir. İfrat ve tefritte dolaşmaktan bir türlü orta yolu bulamayan bir topluma, margarin hakkında ne söylemek lazım bilmiyorum.

 

Margarin konusunda dolaşan veriler öylesine etkili olmuştur ki pazar hızla küçülmüştür. Bu durum margarin üreticilerini harekete geçirerek ‘tanıtım adlı bir reklâm’ yapılmaktadır. Bir ünlü mobilya firması reklâmında “peşin fiyatına 12 taksit nakit ödemeye yüzde 20 indirim” diyerek peşin ve nakit farklı kavramlarmış gibi, reklâmı bir manipüle aracı olarak kullanırken bugün margarin reklâmı da bundan farklı değil.    

 

Cephede savaşan askerlere ucuz sadeyağ sağlamak için, Napolyon'nun emri ile keşfedilen bu margarin hakkında bugünlerde margarin reklâmlarında rol alarak; margarini öven Taylan Kümeli bile daha önce sürekli olarak “margarini hayatımızdan uzak tutmamızı” tavsiye ediyordu.

 

Ülkemizde margarin tüketiminin birçok ülkeden düşük olması nedeniyle, tüketimini teşvik edenler pişkin pişkin; “Siz margarini eğer almanız gerekenin üstünde alırsanız tabi ki sağlığınız için zararlı olur” diyerek, acı gerçeği itiraf etmek zorunda kalıyor. Bu cümle ülkemizde oldukça yaygın kullanılır ama kimse neyin ne kadar tüketilmesi gerektiğini belirtmez. Belirtse bile yalnızca kendi mutfağından beslenmeyen ve kimin ne ürettiğini bilmediğimiz bir ülkede, bunun sınırını koymak imkânsızlaşıyor. 


Reklâmlarda bilimsel gerçek(!) diye sunulan şeyler: Margarin üreticilerinin kendi gerçeklerinden ibaret. Çünkü margarinin bırakın yararını, zararının boyutlarından bile kimse henüz emin değil. Dahası aslında biz tereyağı diye çoğu kez aynı üreticiler tarafından üretilen sözde tereyağının yararından da emin değiliz.

 

Yağ terörü

Gıda terörünün cenneti: Türkiye. Kimileri merdiven altından şikâyetçi. Ama ana sorun bu değil. İster Tarım Bakanlığı’nın kaydı ile ister kayıt dışı üretim yapsı, Türkiye’de gıda güvenliğinden söz etmek neredeyse imkânsız. Asıl gerçek bu.

 

Gıdada güvenlikten ziyade, karabulut hatta kâbustan söz etmek zorundayız. Konumuz yağ olduğu için yağ teröründen söz edelim. Türkiye'de tam anlamıyla 'kullanılmış yağ terörü' yaşanıyor.

Kullanılmış bitkisel yağlar, kaçak imalathanelerde 'rengi açılarak' yeniden piyasaya sürülüyor. Devlet ise bu işi sadece seyrediyor

 

Türkiye'de yılda 1,5 milyon ton sıvı yağ tüketiliyor. Bu yağların 350 bin tonu atık hale dönüşüyor. Resmi izinle toplanan atık yağ miktarı 50 bin tonu bile bulmuyor. Geriye kalan 300 bin ton yeniden sofralarda. Yemek fabrikaları, lokantalar, oteller, bol yağ tüketilen alanlarda kızartmalarda kullanılan sıvı yağlar, yasağa rağmen toplan(a)mıyor. Bu boşluğu para kazanmak için fırsat olarak gören bazı şebekeler, binlerce insanın sağlığını tehlikeye atıyor.

 

Asgari ücretle geçinmek zorunda kalan aileler ile tüketim kültürü oluşturamadığımız ve eğitemediğimiz ezici yığınlar, sadece fiyat etiketine bakarak daha ucuz olduğu için kanserojen özellikler taşıyan bu yağları tüketiyor. Bu terör bununla da sınırlı değil atık. Yağlar, sabun ve yem sanayi üretiminde kullanılabiliyor.

 

300 bin ton atık yağdan vurguncular yılda 175 milyon YTL’lik yani 150 milyon dolarlık bir iştah kabartıcı gelir elde ediyor. Bu işin, sosyal güvenlik kurumları üzerinden devlete faturası hesaplanabilir olmaktan uzak.

 

Devlet terörün neresinde?

İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, bir denetim de sadece bir depoda 25 ton kullanılmış sıvı yağ tespit eder. Bakın bir uzman ne diyor: 'Her bakanlığın en az bin kişilik yemekhanesi var. Meclis ve bakanlıkların yemekhanesinden çıkan atık kızartma yağlar ne oluyor? Çok merak ediyoruz. Büyük fast food firmalarından da atık bitkisel yağları istedik ama alamadık.’ diyor ve ekliyor bu yetkili. Bayındırlık, Maliye, Dışişleri, Sanayi, Turizm, Tarım ve Enerji bakanlıklarının yemekhanelerinde kullandıkları atık yağları teslim etmediklerini söylüyor. Dikkat edin Tüketiciden sorumlu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da bu listede. Bir koltukta 3 karpuz olmuyor demek ki.

 

Bitkisel yağlarda ‘zehir’ alarmı

Yağ üreticileri, Ramazan’da başladıkları zam sağanağına kuraklığı bahane ederek devam etmiş ve yağ fiyatlarına yüzde yüzü geçen zamlar yapmışlardı. Bu zamları nasılsa, bu fiyatlarla tüketici artık yağ yiyemiyordur gerekçesiyle midir bilmiyoruz TÜİK görememişti. 

 

Kara haber tez yayılırmış. Bu kara haberle tarlaları alabildiğine boş yatan ve nüfusunun yüzde yirmisi işsiz bir ülke olan Türkiye’nin, yağ ihtiyacının yüzde 75'ini ithal eden bir ülke olduğunu herkes öğrendi. Türkiye, bunu ithalatın önemli bir bölümünü komşumuz Ukrayna'dan alıyormuş.

 

Avrupa Birliği geçtiğimiz hafta Ukrayna yağlarında 'Zehir var' gerekçesiyle, Ukrayna menşeli yağların tüketimini yasakladı. Ama aynı yağı ithal eden Türkiye'de yağı yemek serbest! İspanya Sağlık Bakanlığı halktan ayçiçeği yağı kullanmamasını istemekle kalmayıp, marketlerde de ayçiçeği yağını raflardan toplattı. Fransa da ithal edilen yağların bloke edildiğini ve halka satılmayacağını duyurdu. Bu ülkelerde yapılan incelemede söz konusu yağlara madeni yağ karıştığı, kimyasal, inorganik maddeler ve asbest olduğu ortaya çıktığı açıklandı.

 

Türkiye ise bu iddiaları devlet eliyle akladı

Avrupa Birliği zararlı maddeleri tek tek açıklarken, Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Edip Uğur olayı duyduklarını belirterek, "Durumu Tarım Bakanlığı'na bildirdik. Biz de tedbir aldık. Analizlerimizi yaptırıyoruz. Şu anda sağlığı tehlikeye atacak bir maddeye rastlanmadı" diyor. Cümleye bakınız. Hem bakanlığa bildiriyorlar, hem analiz yaptırmak için girişimde bulunuyorlar hem de bu yağları aklıyorlar. Kim aklıyor? Milletvekilimiz. Ne iş yapıyor bu milletvekili? Yağcıların dernek başkanlığını. Belki kendisi de yağ üreticisidir. AB’nin zehirli dediği yağları bizim duyarlı(!) vekil aklıyor. Peki ya bakanlık ne yapıyor? Bakan da vekilin yolunda. Aksi olsa şaşardık zaten. Ne diyor bakan? 

 

Yağlarla ilgili çok titiz çalışma yaptıklarını ifade eden Bakan Eker, "Şu ana kadar yaptığımız testlerde sağlığa aykırı bir maddeye rastlamadık. O tarihlerde aynı tahlilleri yaptırdık, tahliller sürüyor. Şu ana kadar sağlığı tehlikeye düşürecek bir sonuçla karşılaşmadık. Biz hem ithalatçı firmadan uluslararası belge istiyoruz hem de aynı testleri kendimiz de yapıyoruz. İncelememiz sürecek” dedi. Zaten aksi bir açıklama gelseydi çok şaşar ‘neler oluyor acaba burası Türkiye değil mi?’ diye haklı bir soru sorardık. Ama bakanlığımız her zaman olduğu üzere, zehri halının altına postaladı. Kim bilir AB’de de bizdeki teknoloji yoktur! Hele Fransa ve İspanya daha bu analizleri yapabilecek laboratuarlara sahip değil(!)dir. Hâlbuki aynı bakanlık, ürün menşe analizlerini yapabilecek teknolojiye sahip olmadığını “30.11.2007 tarih ve 12358 sayılı yazısıyla “Gıda üretiminde kullanılmış ve son ürünün içeriğinde yer alan jelatin’in menşeinin Bakanlığımız laboratuarlarında tespit edilemediği ve söz konusu analizlerle ilgili metod araştırma çalışmalarımız devam etmektedir” diyerek bendenize yazılı olarak bildirmişti. Bir kez daha herkes güldü bu ağlanacak halimize.

 

Kamuoyu nasıl tatmin edilir?

Bakan, milletvekili yahut bürokratın ‘temiz’ ifadesi, Türkiye gibi ülkelerde hiçbir anlam taşımaz. Türkiye’yi yönetenlerin bu anlamda sicilleri pek iç açıcı değil. Bir bakanın yapacağı en doğru açıklama şu şekilde olmalıydı: Yağ numunelerini arzu eden bilim adamlarına verebileceklerini ifade edip, yaptıkları analizi hangi laboratuarda, hangi bilimsel yöntemle yapıldıldığını ve bu analizin birkaç sonucunun resmi web sitesinde yayınlanmış olsaydı daha inandırıcı olacağı muhakkaktı. Biz analiz ettik, temiz demek yetmiyor. Bu beyanatlara karnımız tok. 2004 yılında AB’ni Türk ballarına ambargo koyması üzerine o tarihteki Tarım Bakanımız Sami Güçlü, balda hile yapan firmaları teşhir etmek zorunda kalmıştı. Bu doğru yöntemdi. Gizlediğiniz gerçek Türkiye halkının sağlığı ve Türkiye’nin imajıdır.

 

İnsan eli değmeye görsün

Bitkisel yararlı mı? İnsan eli değmeye görsün. Yağ üreticilerinin başkanı Milletvekili ve Tarım Bakanı ‘sorun yok’ dediyse mesele bitmiştir(!) Zaten bizim analizlerde her şey temiz hatta tertemiz çıkar. Geçenlerde bir vali yardımcımız ‘Telekomünikasyon Kurumu müdürlerinden biri ‘baz istasyonlarının faydalarından öyle bir bahsetti ki nerdeyse evin çatışına üç-beşte benim kurdurasım geldi  cümlesi geldi aklıma. Takvim Gazetesi yılın gazeteciliğini yapmış. Ülkemizin garip ama gerçek tablolarından birini daha haberleştirerek bu açı gerçeği yüzümüze vurmuş.

 

Çözüm

Paulo Goelho ‘Simyacı’ adlı eserinde ‘İnsan, düşlediği bir şeyi gerçekleştirmesi için her zaman imkân bulunduğunu bir türlü anlamadı. Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar’ diyor. Biz hangi adımı attıkta Allah c.c. yardım etmedi? Çözüm: Derhal Medine Pazarı ilkelerine dönmektir. Ne diyordu Efendimiz s.a.v. “Aldatan bizden değil.” Bizden değil ne demek? Aldatanlar Ümmetimden değildir. Müslüman değildir. Peki, aldatanları kim besliyor? Elbette aldanan bizler. Aldatan bizi kandırırken biz; hem kendimizi aldatıyor  hem de aldatana yeni fırsatlar sunuyoruz. Bu fırsatlar sayesinde insanların ahlak ve sağlığı bozuluyor.

 

Ne yapıyorum?

Sizinle, uyguladığım bir yöntemi paylaşmak istiyorum. Mahallemde üç sütçüm var. Üçünün sütü de iyi. Üçünden de süt alıyoruz. Kaynatıp oluşan kaymağı alıyoruz. Küçük küçük kaplarda her gün kullanabileceğimiz miktarda buzdolabında saklıyoruz. Her sabah birini afiyetle tüketiyoruz. 2 litre sütten bol miktarda kaymak çıkıyor. Sütü yoğurda, yoğurdu ayran ve yağa, çok kolayca dönüştürüp afiyetle tüketiyoruz. Sokak sütleri tehlikeli palavrasına aldanıp sakın doğaldan vazgeçmeyin. Doğru sütçüyü seçerek. Sıvı yağ olarak sızma zeytinyağı tüketiyorum. Size de öneririm.

 

Aslında Kur’an-ı Kerim’in ve Tevrat’ın yasakladığı hayvan ‘Domuz’un yağı ve bu yağın yediğimiz içtiğimiz tüm gıdalara nasıl bilinçle bulaştırıldığına değinecektim. Ancak yazı yine uzun oldu. İnşallah dizinin bir sonraki bölümünü buna ayıralım.

27.11.2008 Bu yazi 4498 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri