Son Dakika
Pazar, 23 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
İslam Hukuku'nda Hayvan - 2

önceki sayfa 1

Bazı Mâliki fakihleri, ayet­te açıkça belirtilen domuz dışındaki hay­vanların yenmesini kural olarak caiz gö­rürken mezhepte meşhur görüş gerek aslan gibi yırtıcı hayvanların gerekse kartal vb. yırtıcı kuşların veya pislikle beslenen karga gibi kuşların yenmesinin mekruh olduğu yönündedir. Bu âlimler ayetteki genel iznin ilgili hadislerle sınırlanamayacağı, fakat hadisle­rinde yok sayılamayacağı noktasından ha­reket etmişlerdir. Bu görüş ayrılığı bir ölçüde Kur’an ile sabit hükümlerin hadislerle neshedilmesine, daraltılmasına veya genişletilmesine dair usul ayrılıklarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca hangi hayvanların köpek dişi veya saldırganlık özelliği taşıdığının tespiti, bazılarının şeklen kököpek dişi olsa bile fonksiyon açısından kö­pek dişi sayılıp sayılamayacağı, hayvanın tabia icabı iğrenç olup olmadığında fark­lı değer1endirmelerin yapılabilmesi, keler (semender) gibi bazı hayvanlar hakkında ayrıca hadislerin bulunması ihtilafı genişletmektedir.

 

Eti yenen hayvanların tes­pitinde çerçeveyi en dar tutanların Ha­nefiler en geniş tutanların ise Mâlikiler olduğunu söylenebilirse de bu çerçeve içinde pek çok ayrıntı ve görüş farklılıkları bulunmaktadır. Mesela Hanefiler'e göre yukarıda sayılanlara ilave olarak çakal. Sincap, tilki, kirpi, gelincik, köstebek, kertenkele, keler, salyangoz gibi hayvanlar ve her türlü haşerat haram kabul edilir. Bunlardan bir veya birkaçını caiz gören mezhepler ve fakihler yanında ayı, fil, kurt, çakan kedi etini mubah sayan âlim­ler de vardır.

 

Yabani tavşan büyük çoğunluğa göre helal, aralarında Abdullah b. Amr b. As'ın da bulunduğu bazı âlimlere göre ise tahrîmen mekruhtur. Dört mez­hep genel kabul gören görüş evcil eşek etinin haram olduğudur. Bunu bazı Mâliki fakihlerinin tenzîhen mekruh saydığı, hatta bazı sahabelerin ve Hanefiler'den Bişr b. Gıyâs el-Merîsî'nin helal gördüğü rivayet edilir.

 

At eti, Şafii ve Hanbelî hukukçuları ile Hanefiler'den Ebû Yusuf ve Ebu Muhammed'e, ayrıca bazı Mâliki hukukçularına göre helaldir. Hanefi mezhebinde yaygın görüşe ve bazı Mâliki hukukçularına göre yenmesi caiz ise de tenzîhen mekruhtur. Ebû Hanife'den nakledilen meşhur görüşe göre de tahrîmen mek­ruh ve bazı Malîkiler'e göre haramdır.

 

Eti yenen bir hayvanla eti yenmeyen bir hayvanın çiftleşmesinden doğan hayvanların etlerinin yenip yenmeyeceği tar­tışmalıdır. Doğan yavrunun annesine tâbi olduğunu söyleyen Hanefiler'e göre at ile eşeğin çiftleşmesinden doğan katır hüküm itibariyle annesine bağlıdır. At eti­ni helal sayanlara göre atın doğurduğu katırın eti de helâldir, fakat eşeğin doğur­duğu katırın eti helâl değildir. Mâlîkiler de anneyi esas almakla birlikte doğan hayvanın şeklen eti yenmeyen hayvana benzemesi halinde annesi ne olursa olsun etinin yenmeyeceğini söylerler. Şafi­iler ve Hanbelîler ise erkek veya dişiden birinin etinin yenmemesinin yavrunun etinin haramlığı için yeterli olduğu görü­şündedirler. Onlar erkek ve dişinin ikisini de asıl kabul edip, "Bir şeyde haramlık ve helallik ihtimali eşit olunca haram oluşu tercih edilir" prensibini esas alırlar. Katır etini, iki farklı cinsten hayvanın çiftleş­mesinden doğan yavrunun etiyle ilgili bu temel yaklaşımdan ayrı olarak ele alıp ba­zı ayet ve hadislere dayanarak haram ve­ya mekruh sayan İslam âlimleri yanında İbn Hazm gibi helal olduğunu söyleyenler de vardır (Ebû Serî', s. 28-30).

 

Tavuk, kaz, ördek ve hindi gibi kümes hayvanlarının esasen helal olmasına rağ­men dinen necis sayılan maddelerle bes­lendikleri takdirde bekletilmeden kesilip yenmeleri bütün mezheplere göre mek­ruhtur. Hatta Ahmed b. Hanbel’den ha­ram olduğu yönünde bir görüş de riva­yet edilir. Bu hayvanların bir süre temiz gıda ile beslenmesinden sonra yenme­leri daha uygun olur. Bu süre için iki, üç, on veya kırk gün gibi bazı rakamlar veriliyorsa da Hanefi Fakihi Serahsî'nin ifade­sine göre böyle bir tespit yerine hayvan­daki pis kokunun gitmesini sağlayacak kadar bir süre esas alınmalıdır (el-Meb­sût, XI. 256).

 

Kuşların etinin yenilebilirliği hakkında genel ölçü pençeli ve pis (habîs) olmama­larıdır. Mâlikîler'in çoğunluğu, yırtıcı hay­vanlar gibi kuşların da pençeleriyle avla­nıp avlanmamasını dikkate almaksızın hepsini helâl sayar. Bazılarında ihtilaf bulunmakla birlikte keklik, bıldırcın, ser­çe, sığırcık, bülbül, güvercin, kumru, kır­langıç, papağan, baykuş, turna, toy. toygar, saksağan, bağırtlak ve deve kuşu­nun eti helaldir. Saksağan, kırlangıç ve baykuş Şafii ve Hanbelîler'e, papağan ve tavus ise yalnız Şafiiler'e göre haramdır. Hüdhüd Hanefi ve Mâlikîler'e göre mek­ruh, Şafii ve Habelîler'e göre haramdır. Yarasa Hanefi ve Mâlikiler'e göre mekruh (veya haram). Şafii ve Hanbelîler'e göre haramdır. Göçeğen kuşu (surad) Hanefi­ler'e göre mekruh, diğerlerine göre helaldir. Kartal, atmaca, şahin, doğan, kerkenez ve delice gibi avcı kuşlarla akbaba ve pençesiz de olsa kuzgun, karga gibi leş yiyen diğer kuşlar ise çoğunluğa göre haramdır.

 

Yerin altında veya üstünde yaşayan her tür böcek, sinek, arı, örümcek, kırkayak, tırtıl, meyve kurdu, akrep, yılan, kerten­kele, keler, kurbağa, salyangoz, fare, kös­tebek vb. hayvanların yenmesi haramdır. Mâlikîler'in çoğunluğu, yukarıda belirti­len temel görüşlerine uygun biçimde bu tür hayvan ve böcekleri yemenin helal ol­duğunu söylemiştir. Haşarat türüne gi­ren çekirgenin helal olduğunda ise ihtilaf yoktur.

 

Deniz avının ve denizden gelen yiyece­ğin helal olduğunu (el-Maide 5/96) ve bu­radan taze et yendiğini (el-Fatır 35/12) ifade eden ayetlerle deniz suyuna dair bir soruya Hz. Peygamber'in verdiği, "Onun suyu temiz, meytesi (içinde ölen) helal­dir" (Ebû Davud-Taharet 41; Tirmizi-Taharet 5 2) şeklindeki cevapla, hakla­rında özel hüküm bulunmayan konular­da mubahlığın esas alınacağı ve pis şey­lerin yenilemeyeceği gibi genel prensip­ler suda yaşayan hayvanlara dair hüküm­lerin temelini teşkil eder. Bu delilleri, ka­ra hayvanlarıyla ilgili yaklaşımlarına pa­ralel bir şekilde yorumlayan Hanefiler sadece balık (sernek) türündeki su ürün­lerinin helal olduğunu, midye, istakoz, karides gibi hayvanların etinin yenmeye­ceğini söylerken Mâlikîler bütün su ürün­lerini hel al kabul ederler. Şafiiler, temel­de su ürünlerinin hepsini helal saymakla birlikte bir grup Şafii ve Hanbelî fıkıhçılara göre balık dışında kalanların hükmü ben­zeri kara hayvanlarına kıyaslanarak tes­pit edilir. Hanefi ve Şafii mezheplerine gö­re hem karada hem suda yaşayan kurba­ğa, kaplumbağa, yılan ve yengeç gibi hay­vanlardan yılan zehirli. diğerleri de pis olduğu için yenmez, Mâlikiler bu tür hay­vanların yenmesini kural olarak caiz gö­rürken Habelîler timsah, kurbağa ve yı­lanı haram sayar, diğerlerini ise kanı olan­ların (mesela su samuru, yengeç, deniz kaplumbağası) kesilmesi kaydıyla caiz gö­rürler,

 

Avlanarak elde edilen balıklar yanında suyun çekilmesi, birden aşırı derecede ısınması veya soğuması yahut bir yere sı­kışma gibi tabii sebeplerle ölen balıklar da yenir. Ancak diğerlerinin zayıf kabul ettiği bir hadisi (İbn Mace-Şayd 18; Ebû Davud-Erime 35) esas alan Hane­filer, belirtilen sebeplerin dışında kendi­liğinden ölen ve genellikle su üstüne çıkan balıkların yenmesini haram görürler. Hz. Ebu Bekir ise bunların helal oldu­ğunu belirtmiştir (Buhari-Zebâ'ih 12). Böyle bir balığın yenmemesinin başlıca sebebi nasıl ve ne zaman öldüğünün bi­linmemesi, dolayısıyla etinin tıbben za­rarlı hale gelmiş olması ihtimalidir. Nitekim buna cevaz verenlere göre de ette bir bozulma görülmesi halinde yenileme­yeceği açıktır. Günümüzde çevre kirliliği vb. bir sebeple ölen balıkların durumu da bu çerçevede değerlendirilmeli ve tıbbi açıdan zararlı olup olmadıkları esas alın­malıdır.

 

4. Hayvanların Kesimi (tezkiye).

 

Kur­'an-ı Kerim'in genel anlatımından. yer­yüzündeki nimetlerden faydalanmada mubahlık ve serbestliğin asıl kural oldu­ğu ancak gerekli durumlarda birtakım kayıt ve sınırlamaların getirildiği anlaşıl­maktadır. İslam'ın gerek eti yenen ve yen­meyen hayvanlar hakkında koyduğu ölçü­lerin, gerekse eti yenen hayvanların ke­sim şart ve usullerine dair getirdiği hükümlerin yine bu tür kayıt ve sınırlama­lar arasında yer aldığı ve sağlık, beslen­me dini mükellefiyet açılarından en az diğerleri kadar önem taşıyan bu husus­ların da fıkıh literatüründe titizlikle ince­lendiği görülür.

 

Hayvanların kesilip kan­larının akıtılmasından sonra yenmesinin gerekliliği konusunda bütün semavi din­ler ortak görüşe sahiptir. Yahudilik’de ko­nu üzerinde bugün de hassasiyetle durulurken Hıristiyanlık'ta, Pavlus'un yeme iç­me hususundaki dini kayıtları belli amaç­larla tahrif etmesi konuyu dini gereklilik kapsamından çıkarmıştır. İslam dininde eti yenen kara hayvanlarının ancak fiilen veya hükmen boğazlanması halinde he­lal olacağı, aksi takdirde ölü hayvan hük­müne gireceği ilkesi hassasiyetle sürdü­rülmüş ve konu fıkıh kitaplarında "zebâ­ih" başlığı altında ayrı bir bölüm halinde ele alınıp incelenmiştir.

 

Suda yaşayanlar dışındaki hayvanların etlerinin helal olması için hayatlarının İslam'ın muteber saydığı bir müdahale ile sona ermesi şarttır. Hayvanın yaşamının bu şekilde sona erdirilmesine "zekât" ve "tezkiye", boynun çene ile birleştiği yer­den kesilmesine "zebh" ve boynun göğ­se birleştiği yerden kesilmesine de "nahr" denilmektedir.

 

Tezkiyede bulunan kişinin Müslüman veya Ehl-i Kitap (kimin ehli kitap olduğu konusunda farklı görüşler vardır) olması, kesici bir alet kullanması ve bu işi Allah'tan baş­kası adına yapmaması da şarttır. İslam hukukçuları, karada yaşayan ve kesildi­ğinde veya yaralandığında kanı akan hayvanların yenilebilmesi için tezkiyeyi şart koşarlar. Balık ve diğer su ürün­leriyle çekirgede ilgili hadislere istinaden (Müsned, II. 97; Ebû Davud. "Taharet", 41 ; Tirmizi, "Taharet", 52) bu şart aran­maz. Söz konusu hayvanlar kendiliklerin­den ölseler de yenmeleri mubah görülür.

 

Hem karada hem suda yaşayan hayvan­lardan helal sayılanların ise kesimi yapıl­masının gerekip gerekmediği konusu fa­kihler arasında tartışmalıdır. Ancak bun­lardan akıcı kanı olanların kesimle he­lal sayılacağı görüşü ağır basar. Kesim iş­lemi genelde eti yenen hayvanlar için söz konusu ise de eti yenmeyen hayvanların kesiminin de bazı fıkhı sonuçları vardır. Mesela Hanefiler'e göre bu tür hayvan­lar canlı iken temiz sayıldıkları gibi (do­muz ve köpeğin durumu tartışmalıdır) kesilmeleri halinde de temiz sayılırlar, dolayısıyla tüy ve derilerinden faydalanı­labilir. (do­muz hariç) Aksi takdirde post veya derileri an­cak tabaklanmakla temiz olur.

 

Tezkiye ihtiyarî ve ıztırarî (hakiki ve hükmi) diye ikiye ayrılır. İhtiyarî tezkiye, usulüne uygun olarak keskin bir aletle boğaz bölgesinden keserek bir hayvanın hayatına son vermektir. Iztırarî tezkiye ise hayvanı herhangi bir yerinden kan akıtıcı bir aletle yaralayıp öldürmektir.

 

İkinci usul genellikle av hayvanları için ge­çerlidir. Ancak yakalanamayan eti helal evcil hayvanlara da uygulanabilir. Mesela keçi kaçar ve yakalanması mümkün ol­mazsa yahut kuyu gibi ulaşılması imkân­sız bir yere düşerse delici-dürtücü veya ateşli bir silahla yaralanıp öldürülebilir. Eğer ölmeden önce yetişilirse usulüne uy­gun biçimde kesilmesi gerekir. Aksi tak­dirde murdar sayılır. Hayvanların tezkiye­si etlerinin haram veya helal olması so­nucunu doğrudan etkilediğinden fakih­ler kesenin niteliği, kullanılan alet, sün­nete uygun kesim şekli ve Allah'ın adının anılması hayvanın yenmeyen kısımları ve rahminden çıkan yavru gibi hususların üzerinde ayrıca durmuşlardır.

 

sonraki sayfa 3

 

05.03.2009 00:31:00 Bu sayfa 20276 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri