Son Dakika
Salı, 14 Temmuz 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Hastalık lobisi neden karşı çıkıyor? Doç Dr Kemal Yeşilçimen
Neden hastalıkları önleyemiyoruz ve neden bilim ve teknolojide sürünüyoruz?

Bilim dünyamız ve üniversiteler, asırlardır bilim ve teknolojik yönden kastre edilmiş ve ülkeyi pazar haline getiren küresel sisteme harem ağası gibi bağlanmış bulunuyor. Harem ağası yapmanın yolu, önce bilim ve teknoloji üreten yolu budamak, sonra da teknolojik üretime ve kazanca dönüşmeyen sözde bilimsel çalışmalarla kıt kaynakları tüketmek : Bilimsel istimna. Yapılan anlamsız araştırmalar bir işe yaramıyor. Başkasının keşfettiği akıllı telefonlarla caka satmak, akıl olarak yansımıyor. Türkiye bor cenneti ama bilim dünyamız, çöpe giden bor atıkları içinden kilosu 72 .000 dolar olan rubidyumu üretmekten aciz. Milyonlarca keşif veya patentin trilyon doları kazandığı bir dünyada, keşfettiğimiz bir tane ilaç, aşı veya molekül var mı? Bilim dünyamız haremağası gibi sadece konuşuyor, laf üretiyor.

Sorunların kaynağı, bilim ve çözüm üretemeyen bu yapı ve istemezükcü sömürge aydınları. Bu yapı ne bilim-teknoloji üretiyor ne de hayati sorunlara çözüm. Bunların tek derdi karşı çıkmak. Eğitim araştırma hastaneleri üniversite olmasınmış. 91 Tıp Fakültesi Dekanı, yıldırım hızıyla rapor hazırlıyor, hastalıkları önleyecek ve sağlığı koruyacak MİLLİ SAĞLIK ENSTİTÜSÜ kurulmasın diye milli iradeye baskı yapıyor(2).

Bilim ve teknoloji üretemeyen, yaşamsal sorunlarımızı çözemeyen bu yapı ne işe yarıyor? Başkalarının ekmeğine yağ süren araştırmaların bize ne faydası var? Sadece makale yayınlamakla, atıf almakla sorunlarımız çözülmüyor. Nerede kendi sorunlarımızı çözen araştırmalar? Nerede kendimizin ürettiği teknolojiler? Nerede projeler? Nerede patentler? ABD' de yılda 600.000 patent başvurusunun 100.000 'i patent alırken, bizler komik bir şekilde parmaklarımızı sayıyoruz. Kendi yaşamsal sorunlarımızı çözmeye yönelik araştırmalar yapamıyoruz. 5 yıldızlı otel ve tatil köylerinde yapılan bilimsel kongreler, kısırlaştırılmış bilim dünyamızın ağır maluliyetine çözüm bulamıyor. Bu yüzden kötü kader yakamızı bırakmıyor. Bu yüzden her çeşit sosyal ve bedensel hastalıklardan telef oluyoruz. Bu yüzden her çeşit kriz bizim kaderimiz olmuş.

Bilimsel yayın kalitesi yönünden 1981 – 1999 yılları arasında en çok atıf alan araştırmacı sayısı: İsrail için 44, İngiltere için 350, ABD için 3572 iken ülkemiz için maalesef sadece bir kişi. Bilimsel araştırmaların teknolojiye aktarılması ve teknolojik gelişmenin doğrudan ölçüsü olan milyon kişiye düşen patent sayısı ise ülkemiz için ne yazık ki sıfır. Yeni rakamlar da farklı değil. 27 bin makale basılıyor, patent sayısı 85. Buna Zihn-i sinir projeleri de dahil. İsrail'de 4 bin civarında makale basılıyor, patent sayısı 1.500. Gelişmiş ülkelere göre alınan patent ve proje sayısı ile bilimsel araştırmaların teknolojik üretime dönüşme oranı bile bilim dünyamızın ne kadar kısır olduğunu gösteriyor. Bilim dünyamız, keşfetmek ve üretmek yerine, ithal edilen ayfonlarla, aypedlerle gösteriş yapmayı marifet sanıyor. İthal ürünlerle caka satmak kimi zengin ediyor?

Kaynakları tüketen bu yapı, ülkemizin sorunlarını çözen, kötü kaderini değiştiren düşünce, bilgi, araştırma ve projeler üretemiyor. Eğitim öğretim kalitesi ise ortada. Üniversiteler, sarımsağın Çin'den ithalini bile sorgulamaktan aciz dünya vatandaşı yetiştiriyor. Gecekondu üniversiteler diplomalı işsiz yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Gösterişli binalar ve dev kampüsler ise dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girmeye yetmiyor. Düşünen ve sorgulayan yetenekli çocuklarımızı bir servet ödeyerek gönderdiğimiz şaşalı okullar, insanımızı bilimsel düşünemeyen bir topluma dönüştürüyor. Bu nasıl eğitim ki, seçmen sayısını veya depremde ölenlerin sayısını doğru saymayı bile öğretemiyor. Göl olacak bölgeye havaalanı yapanlar, bu üniversitelerde yetişiyor.

Bilim dünyamızın, dünyadaki sömürü sisteminden de haberi yok. Bilmiyorlar ki modern sömürgecilik adı verilen sistemin amacı, cep telefonundan uçağa, ilaçtan aşıya ülkeleri acıtmadan sömürmektir. Modern sömürgecilik denilen akıl oyunu, Üniversite – Sanayi bağını keserek teknoloji üretimini önlerken, herkes bilim ve araştırma yapacak diyerek kıt kaynakları tüketiyor. Sonuç : bilim ve teknolojide mandacılık. Kısırlığın nedeni bu. Herkes güya araştırma yapıyor da hangi sorunumuz çözülüyor ve kaç para kazanıyoruz bilen var mı? Halbuki, kıt kaynakları, 'Bilim ve Teknoloji Merkezleri'nde hayati ihtiyaçları üretmek için harcamak gerekiyor. Orta gelir tuzağını başka nasıl aşacağız?

Bilim, teknoloji ve çözüm üretmesi gereken üniversiteler, neyle uğraşıyor? Halkımızı gittikçe artan hastalık ve ölümlerden koruyacak olan Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) kurulması, tıp fakültelerini ayağa kaldırıyor(2). 91 Tıp Fakültesi Dekanı, yıldırım hızıyla sağlığımızı koruyacak bu yapıyı önlemek için rapor hazırlıyor ve TÜSEB kurulmasın diye milli iradeye baskı yapıyor. Ülkemizde ölümlerin % 86'sı ise önlenebilir nedenlere bağlı yani yaklaşık 372.000 insanımız her yıl pisipisine ölüyor(1) ama bu felaket kimsenin umurunda değil. Her yerden hasta ve hastalık fışkırıyor ama önlemek yerine daha fazla para istiyorlar. Bedensel, ruhsal, sosyal, zihinsel hastalıklardan toplum kırılırken Milli Sağlık Akademisi kurulmasın diye çırpınıyorlar.

Hastaların kanı, canı, gözyaşı hastalık lobisinin cebine para olarak akarken neden bunların sesi çıkmıyor, kılı kıpırdamıyor? Domuz gribi oyununda, milyonlarca doları kimin yüzünden çarçur ettik? Altı ay gibi kısa bir sürede aşı üreten bir dünyada biz kanamalı Kongo virüsünden aşı yerine laf üreten bu yapı yüzünden ölüp gidiyoruz? Milyonlarca insanın ölümüne yol açan salgın halinde ne yapacağız? Daha dün fiyatı 2 TL olan penisilin olmadığı için halk sağlığı tehlikeye girmedi mi? Akut eklem romatizmasından kalp romatizmasına, kronik nefritlerden streptokok infeksiyonlarına kadar pek çok hastalığı ve buna bağlı ölümleri önleyen bu ve benzeri ilaçlar için üniversiteler neden anında rapor hazırlamadı? Neden 60 yıldır bu ilacı biz üretemedik?

Batı ülkelerinde hastalıkları önleyecek, 'Önleyici kardiyoloji, Önleyici tıp' bilim dalı ve uzmanları var. Halk sağlığı enstitüleri ve fakülteleri var. Görevleri toplumu hastalıklardan korumak. 'Koruyucu önleyici bilim dalları bizde niye yok' diye bu yapının kampanya açtığını duydunuz mu? Toplum hastalıklar karşısında bunlar yüzünden savunmasız. Toplumu hastalıklardan koruyacak bilimsel çözümleri kim üretecek? Toplumun beyni üniversiteler değil mi? 9 yılda hastalık harcamaları 8 kat artmış ama 'ayrılan kaynaklar yetersiz, daha çok para verin' diyen yine bunlar.

Ülkemize matbaanın girmesini geciktiren yobazların gerekçesi neyse, hastalıkları önleyecek yapıya karşı çıkanların gerekçesi de aynı. El yazması sektöründeki çıkarları nedeniyle bilginin yayılmasına karşı çıkanlarla, sağlığın korunması için halkı ve yönetimleri bilgilendirecek olan MİLLİ SAĞLIK ENSTİTÜSÜ'ne karşı çıkanların endişe ve korkuları aynı. Matbaaya karşı çıkanlar nasıl ki cehaletten besleniyosa, hastalık lobisi de hastalıktan para kazanıyor. Hastalıkları önlerseniz, bunların hayat kaynağı kuruyacak.

Hayati önemi olan ilaç, aşı, kalp cihazları, kalp kapakları, kalp pilleri, stent, protez ve ortezlerini üretmek yerine, milyarlarca doları kısırlaştırılmış, hadım edilmiş bu yapı yüzünden yabancılara hediye ediyoruz. Kaynakları dışarıya pompalayan bu emme basma tulumbanın sürekli çalışması, hasta olmamıza bağlı. Yoksa cebimizi boşaltan bu sistem temelden çöker. Hastalık lobisi bu sistemin bekcisi ve yılmaz savaşcısı. Hastalıklarin arkasında hastalıktan beslenen rant lobisi var. Hastalık canavarının yaşaması, hastalıkların artmasına bağlı.

Hastalıkları önleyen, sağlığı koruyan bir sistem kurmak isterseniz, karşınıza hemen bu yapı çıkıyor. Sağlıklı bir sistem kurmaya kalkarsanız hemen yaygara başlıyor. Hastalık lobisinin silahı ise insanı hasta eden zararlı maddeler. Bilime ve modern tıbba yön veren sektörler, para getiren hastalık ve risklere dayandığı için, tıp kurumu dahil hiç kimse bindiği dalı kesemiyor. Çünkü bilim dünyasını hastalık sektörü finanse ediyor. Trilyon dolarlık ilaç ve cihaz sektörü hastalar için. Hastalıkları önlerseniz bu sektör çöker. Bu yüzden bataklık kurutmayı ve önlemeyi üstlenen yok. İşte bu aymazlık yüzünden milyonlarca çocuk ve gencimiz alkol, sigara ve uyuşturucuya başlıyor, sağlıksız besleniyor, şekere müptela. 

ABD'de her yıl 300.000 kişi şişmanlık nedeniyle ameliyat olurken, bizim bilim dünyamız ameliyatlar bizde niye az yapılıyor diye üzülüyor. Binbir çeşit diyetler, zayıflama ilaçları ve merkezleri, bitkisel numaralar, uzmanlar… Sektör şişmanları öğütürken artan GDO'lu mısır şekeri kotasıyla sağlık ve hayatımızı çökertiyor. Hangisini önlemek kolay? GDO'lu mısır şekerini mi yoksa diyabeti, şişmanlığı, hipertansiyonu ve bunlara bağlı bir düzine hastalığı mı? Bunları önleyecek MİLLİ SAĞLIK AKADEMİSİ olmadığı için hastalıktan sürünüyoruz.

Bilim; sebep - sonuç ilişkisi kuran disiplinin adı ise, kötü kader gibi yakamıza yapışan sonuçları önlemenin yolu, sebepleri önlemekten geçer ama bu yapı yüzünden kaynakları kuyruğu peşinde dolanan kedi gibi, bitmek bilmeyen sonuçların peşinde koşarak çarçur ediyoruz. Demek ki bilimin sadece lafını ediyoruz. Hayata yansıyan ise sadece cehalet.

Son 22 yılda % 1000 artan şeker hastalığını önlemeyi akıl edemediğimiz için her yıl 4 milyar doları şekerle ilgili hastalıklara harcıyoruz. Tip 2 şeker hastalığı 1990'da 1 milyon iken şimdi 10 milyonu geçti. Son 10 yılda kanserli hasta sayısı 6 kat arttı. Sağlıksız yaşam tarzı, çevre kirliliği, sigara ve alkol nedeniyle her yıl 150 bin kişi kanser olmakta. Nefes darlığına yol açan ilerleyici akciğer hastalığı sigarayla mücadeleye rağmen çevre kirliliği nedeniyle hızla artıyor. Şimdiden 6 milyona ulaştı. Şişman insan sayısı son 10 yılda 2 kat arttı. 5,5 milyondan 11 milyona çıktı. Erişkin nüfusun 17 milyonu yüksek tansiyonlu. Üçte ikisi habersiz. Haberi olan doktora gitmiyor, gidenler ilacını almıyor, ilacını alanlarda başarı oranı ise % 20. Çok kolay tedavileri bile başaramazsak, hipertansiyonun doğurduğu daha zor hastalıkları nasıl önleyeceğiz? Bu hastalık savaşında ne zaman 91 tane tıp fakültesini ön cephede savaşırken göreceğiz? Tıp eğitimini ne zaman hastalıkları önleme odaklı yapacağız? 

Bunca hastalık, felaket, ızdırap ve ölüm içinde kıvranırken, alelacele toplanıp aldıkları karar : hastalıkları önleyecek ve sağlığı koruyacak MİLLİ SAĞLIK ENSTİTÜSÜ kurulmasın. İnsanın aklı almıyor. Bunca insan hasta olsun, pisipisine ölsün, bunu mu istiyorlar? Önleyici Kardiyoloji, Önleyici Tıp ve Halk Sağlığı Fakülteleri bizde neden yok? Bunları kurmayın diye size baskı yapan mı var? Hastalıklar önlenirse hastalıktan beslenen sistem çöker, bu yüzden her şey hasta olup güya tedavi olmamız üzerine kurulu. Tedavi oluyorsak, ülkemizde ölenlerin % 86'sı neden önlenebilir hastalıklardan ölüyor? Önlenebilir demek önlemiyorsunuz demektir.

Modern dünya, koyunlara kalp hızına duyarlı çip takmış, vahşi hayvan görünce korkudan kalp hızı artıyor, çobanına kurtar beni baba diye mesaj atıyor. Tehlike anında, takılan çipten çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan bir dünyada, insanımızı koruyacak olan MİLLİ SAĞLIK ENSTİTÜSÜ gibi benzer bir sisteme neden karşı çıkıyoruz?

Yaşadığımız akvaryumu kim, nasıl temiz tutacak? Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temiz tutma görevini kim yapacak? Food Drug Administration (gıda ve ilaç takip merkezi) benzeri bir kurumumuz maalesef yok. Varsa bunca kirlilik, bunca hastalık neden? Böyle bir kuruma Medya takibi de eklenmelidir. Medyadan kasıt, sadece yaşadığımız ortamın temiz ve sağlıklı olması yani hava, su, toprak, temiz çevre, trafik, egzos takibi değildir. Medyada zihinsel kirlenmeye yol açan sağlığı bozan reklamlar, diziler, algımızı ele geçirmeye çalışan beyin yıkamalar önlenmelidir. Çağımızda özgürlüğün önündeki en büyük engel, zihinsel esaret.

Bütün bunları başaracak olan akademik kurumun adı MİLLİ SAĞLIK ENSTİTÜSÜ !

Sağlığı koruyacak, hastalıkları önleyecek kurumların amacı, bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlık, yöntemi de bilim ve teknoloji. Hastalıktan beslenen küresel iradenin muhalefetini kırmanın yolu ise, anayasal güvence altına alınan sağlık ve bilimdir. Bilim, teknoloji, akademiler, üniversiteler, kurumlar ne işe yarıyor? Bunlara niye avuç avuç para veriyoruz. Bunları organize eden MİLLİ SAĞLIK ENSTİTÜSÜ'ne hastalık lobisi neden karşı çıkılıyor, anlayan var mı?

Halkın imkanlarıyla kurulan ve yaşatılan üniversiteler, kaynakları tüketen ve sadece laf üreten yapıdan kurtulmalı ve bilim teknoloji üreten, sağlığı koruyan modele kavuşmalıdır. Çünkü kaynaklar sonsuz değil sınırlıdır. Bu sınırlı kaynakların bilimsel anlayışla ve akıllı kullanımı gerekiyor. Aksi halde aspirinden uçağa, aşıdan domates tohumuna kadar binlerce teknolojik ürüne harcanan para, bilim üreten ülkelere sürekli hediye edilir. Bilim ve teknoloji üretemeyen ülkeler, bilimsel masallarla uyutulan sömürgelere dönüşür. İşin özü bu.

Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar. 

(Huang Dee : Nai Ching (MÖ. 2600 Çin'in ilk Tıp kitabı)

www.aciamagercek.com

KAYNAKLAR

1. Yılda 372 bin kişi pisi pisine ölüyor. http://arsiv.sabah.com.tr/2005/07/24/gun101.html

2. Tüm tıp fakültelerinin Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı'na bağlanması tasarısına, 91 tıp fakültesi dekanı itiraz etti.

http://www.medimagazin.com.tr/hekim/universiteler/tr-saglik-yokune-itiraz-2-15-59524.html

3. Sigaraya yılda 15 milyar dolar harcıyoruz. http://www.ntvmsnbc.com/id/25101255/

4. http://www.medimagazin.com.tr/hekim/sgk/tr-saglik-harcamalari-9-yilda-8-kat-artti-2-18-34892.html

5. "İlaç sanayii kurulması için Galatasaray'ın Sneider'e ödediği kadar para lazım" http://www.medimagazin.com.tr/hekim/universiteler/tr-ilac-sanayii-kurulmasi-icin-galatasarayin-sneidere-odedigi-kadar-para-lazim-2-15-49502.html

6. SGK sordu: 1700 ilaç piyasada niye yok? http://www.sgmder.org.tr/tr/Haberler/98-sgk-sordu-bin-700-ilac-piyasada-niye-yok.html

 

7. Diyabetin devlete maliyeti 13 milyar TL http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/18054163.asp

05.02.2015 Bu yazi 3697 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri