Son Dakika
Salı, 17 Ekim 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bir haber geldi: Kardeşinle evlenmişsin… Kemal Özer
Sağlık Bakanlığı’nın sayesinde nur topu gibi ‘anne sütü bankası’ isimli bir sorunumuz daha oldu.

İlk açıklamasında çok kararlı gözüken yeni Sağlık Bakanı, tepkiler üzerine şu ana kadar 4 açıklama yaptı. Konuşmaları dikkatle incelendiğinde, her savunmanın bir adım geri çekilme olduğu görülebilir.

Yine tepkiler üzerine önceki gün iktidar partisi, doktor ve eczacı milletvekilleri ile bir değerlendirme toplantısı yapmış. Sonuç ne çıktı, kim ne görüş bildirdi, şimdilik bilmiyoruz.

ANNE SÜTÜ BANKASI KİMİN FİKRİ?

Malum hangi taşı kaldırsanız altında ya Rockefeller Vakfı, ya ona bağlı Harvard Üniversitesi, ya taşeron Dünya Bankası, IMF, Dünya Sağlık, Ticaret ve Tarım örgütleri gibi küresel şeytanların oluşumları çıkar. Meğer ‘anne sütü bankası’ da bunların projesiymiş…

Proje 15 yıl kadar önce planlanmış ve son 10 yıldır da bazı ülkelerde sahneleniyor. 2000’li yılların başında vizyona giren proje için ciddi kaynaklar ayrılmış. Sonrasında Kuzey Amerika İnsan Süt Bankalar Birliği (HMBANA) ve International Breast Milk Project (IBMP)’yi kuruyorlar, daha doğru ifadeyle tezgâhlıyorlar.

Hepatitli annelerin çocuklarını emzirmemesi, Afrikalı çocukları kurtarmak gibi gayet insani bir kılıf giydirilen projeden ne çıkar amaçlanmış olabilir acaba?

Bu yapıların adı geçen her projesi, benim için azaptır. Çünkü bunların insanî gibi gösterdikleri her adımlarının altında vahşi bir amaç, fıtratı bozucu şeytanî bir emel, alçak bir gaye vardır. Yıllar önce tezgâhladıkları aile planlaması gibi uygulamalarla insanlığı kısırlaştırdılar.

BİLL KILIĞINA GİREN VARLIK, AFRİKAYI NEDEN AŞILIYOR?

Afrika’daki çok etkili olmayan doğum kontrol sistemleri en büyük korkularıymış. Bu nedenle ‘Bill & Melinda Gates Vakfı’ taşeronluğunda, Afrikalı ve Asyalı çocukların aşılanması için on milyarlarca dolar harcıyorlar. Aşı yapılan çocukların önemli bir kısmı ya ölüyor, ya da felç kalıyor. Bahtı açık olup yaşayabilenlerin önemli bir kısmının savunma sistemleri baskılanıp/bozulup birçok hastalığa yakalandırılıyor. Hayatta kalanların ise kısırlaştığına gözlerimizle tanık olacağız.

Benzer aşıların ne yazık ki ülkemize de uygulandığını görüyoruz. Şu an 17 çeşit aşı şantaj ve tehditle bu ülkenin çocuklarına uygulanıyor. Ailelerin kapıları tekmeleniyor. Tehdit ediliyor. Davalar açılıyor. Çocuklar kaçırılıp zorla aşılanıyor. (2012’de küresel ilaç firmalarından 400 milyon dolarlık aşı satın almışız.) Ama şükür hâlâ direnenler var! Üstelik bunların çocukları gelen haberlere göre daha sağlıklı.

Anne sütü bankası meselesi de bu “derin” stratejilerin ürünü. Dünya çapında çok güçlü bir lobi faaliyeti ile akademik ve bürokratik çevreler zihinsel olarak hazırlandı. Son 10 yılda uygulanan sağlık politikasının nasıl derin bir proje olduğunu, konuyu kimin yazıp, kimin editörlük yaparak sahnelediğini “Sağlık reformunun doğru yapılanması” adlı bu çalışmada görebilirsiniz.

NEDEN İZMİR?

Türkiye, anne sütü bankasının ilkini 8 Mart’ta İzmir’de açacakmış. (İnşAllah açamaz veya açarsa da akamete uğrar.) ‘İnsan sormadan edemiyor neden İzmir?’ diye. Bu bir ihtiyaçsa, daha fakir ve daha küçük şehirlerde başlaması gerekmez miydi?

Projeye göre, annelere birer süt sağma makinesi vereceklermiş. Mazur görün ama kadınların memelerine her gün sütü sağılan varlık gibi makine takıp sağacaklar. Bu kadını aşağılayan bir hâl değil mi?

SAĞILAN SÜTTE BAKTERİ OLUŞUR

Yavrunun emmesi için Allah (c.c.) tarafından en sağlıklı şekilde yaratılan süt, memeden hava ile temas etmeden bebeğin ağzına geçer. Bu sayede zararlı bakteri oluşmaz. Oysa uygulanacak sistemde, süt hava ile temas edeceği için yüz binlerce zararlı bakteri oluşacak.

Beylerin buna da çözümleri varmış. Ne yapacaklar peki? “Pastörize” edecekler. Pastörize etmek, endüstriyel ışıl işleme tabi tutmaktır. Amaç; zararlı bakterileri yok etmek. İşlemin yararlı ve zararlı bakterileri seçmek gibi bir yeteneği olmadığından, yararlı/zararlı ne varsa hepsini yok ediyor. Sütün yapısı bozuluyor. Sütteki bebeği koruyucu nitelik ortadan kalkıyor. Sonra da Bill’in aşılarıyla aşılar kurtarırız ayağı... Dahası bu işlenmiş sütü, o minicik bebeğin pankreasının sindirmesi imkânsız.

Bu konuda Prof Dr Olcay Kandemir şunları söylüyor: “Süt pastörize edildiğinde, içerisindeki bazı faydalı enzimler yok olur. Bu faydalı enzimler, sütün sindirimine ve emilmesine gerekli olan laktaz, galaktaz, fosfataz gibi enzimlerdir. Bu enzimler olmadığı zaman sütteki kalsiyum alınamaz ve bağırsaklardan emilimi, dolayısıyla da hazmı zordur. Pankreas, bu pastörize sütü sindirebilmek için zorlanır. Enzim sentezlemek, salgılamak ister. Zorlanan pankreas ise bir süre sonra tükenir.”

BU ÇOCUKLAR ERKEN DİYABET OLABİLİR

Bebek sindiremezse yani pankreas tükenirse ne mi olur? Maazallah bu sütü alan bebekler erken yaşta diyabete yakalanırlar. Şu an için dünyanın en tehlikeli salgını diyabettir. Yaşam kalitenizi alt üst eder. Verimliliğinizi sıfırlar. Yüzlerce hastalığa davetiye çıkarır. Tedavilerinizi imkânsıza doğru sürükler.

Bundan kim çıkar elde eder? Tabiî ki de bu projenin sahibi küresel şeytanî aktörler. Hem milletler olarak dertlere gark olur, hem de kısa, orta ve uzun vadede onlara rakip olmaktan çıkar. İlaç bağımlısı olurlar. Artık tıp endüstrisi denilen acı reçetenin kölesi olurlar.

En büyük korkuları, gelecek nesillerin, kurdukları şeytanî planı fark etmesi ve dünyada yeni ve güçlü bir bahara yol açacak girişimlerde bulunmaları. Bunun olmaması için çeşitli adlar altında projeler derinden sürdürülüyor. Anlayacağınız, şeytan ayrıntı da gizli. Yani adamlar bir taşla, bin bir kuş vurma peşinde. Bizimkilere üç beş afili cümle kurdun mu, üç beş vaat üfürdün mü nasılsa ağa düşer. Dinmiş, toplumun geleceğiymiş, derin düşünmekmiş bunlar bize göre dertler değil artık. Sam amcanın veletleri düşünür, yazarçizer, bizden iyi taşeron mu bulacaklar? Nasılsa biz hayrına sahneleriz.

DİNDARLAR NEDEN DUT YEMİŞ BÜLBÜL GİBİLER?

Bu mesele, -İslam’la ne kadar bağları kaldıysa ve- adına “İslam Dünyası” denilen yörelerde, yararları/mahsurları şeklinde bir süredir tartışılıyor. Netice itibariyle her zaman olduğu gibi çoğumuz dut yemiş bülbül gibiyiz. Bazılarımız ise “iktidara zarar verme” endişesini yaşıyor. (İktidar zarar görmesin ama insanlık veya bir insan zarar görse ne olur, değil mi?) Çok azı ise feryat ediyor: ‘Yapma! Bu ateş gelir seni de yakar!’ diye.

GİZLİ ŞEYHÜLİSLAM’ MI?

Duyarlar duymazlar bu onların sorunu. Ama emirleri altındaki “Diyanet” 10 ay önce yazdığı metinlerin mürekkebi kurumadan makas değiştirip, siyasetin girişimini akredite etti bile. Nasıl etmesin ki, son zamanlarda adı “gizli şeyhülislam”a çıkan zatı şahaneleri onay vermiş konuya. Farkında mısınız, hemen her konuda Diyanet ve ‘gizli şeyhülislam’ın fetvaları ne kadar da tek kalem izlenimi veriyor.

İSLAMCI YAZARLAR NEREDELER?

Beni bir konu çok şaşırtıyor. O da her konuda ahkâm kesen İslamcı kalemlerin, bu konuyu bilmiyor, bilemiyor, yazamıyor olmaları. Onların yazabilmesi için, illa Başbakan’ın olumlu veya olumsuz tepki mi vermesi gerekiyor acaba? (Bunun içinde, Başbakan bu konuda da konuşsun diye duaya mı çıkmalı?)

Haksızlık etmeyelim, kadın kalemlerden Ayşe Böhürler ve de kalemi sivri uçlu yazarlardan Hasan Karakaya önemli çıkışlar yaptılar. Başka var mı bilmiyorum ama her ikisinin de çıkış noktası oldukça isabetli. Ak Parti kurucusu olan Böhürler’in kendi partisine yönelik; “Bu mudur dindarlar olarak geleneğe sahip çıkma stratejimiz?” şeklindeki yürekli sorusu az şey midir?

MÜSLÜMAN ÇOCUK ATEİST KADININ SÜTÜNÜ İÇEMEZ Mİ?

Emine Şenlikoğlu ise ölülerden bile sessiz cemaatlere rağmen, tepkisini gazete ilanıyla gösterdi. Bu konularda Faruk Beşer, Saffet Köse, Orhan Çeker ve Ali Rıza Demircan hocalar da önemli çıkışlar yaptılar.

Prof Dr Saffet Köse hoca diyor ki: "Aynı anneden süt emen çocuklar, aynı anne-babadan dünyaya gelmiş gibi kardeştirler. Evlenmeleri de, Kur'an ve hadislerde yer alan kesin hükümlerle haramdır."

Konuya dair mahsurları sıralayan Prof Dr Faruk Beşer hoca da “anne sütü bankaları iyi bir niyetin kötü bir meyvesi olabilir” diye uyarıyor.

Mehmet Ali Bulut ağabeyin “Bu nasıl bir cüret böyle!” başlıklı yazısındaki itiraz ve tehlikeler de hazmı kolay şeyler değil.

DÜN AYNI YASTIĞA BAŞ KOYDUĞUNUZ KİŞİ MEĞER KARDEŞİNİZMİŞ

İki genç birbirlerini sevdiler, âşık oldular ve evlendiler. Nur topu gibi bir veya daha fazla evlatları oldu. Bir gün bir haber geldi: “Sizler sütkardeşsiniz!”

Bir düşünün ister siz, ister evlatlarınız, isterse de bir herhangi bir insanın başına böyle bir hâl gelse, nasıl olursunuz? Kardeşinizle gayri meşru bir evlilik yaptığınıza mı üzülürsünüz, doğan çocuğa mı, yıkılan yuvaya mı, yok olan aşkınıza mı? Dün aynı yastığa baş koyduğunuz kişi meğer kardeşinizmiş.

Sahi içiniz bunu kaldırır mı? Vicdanınız buna izin verir mi? Kaldırmasa sessizliğiniz sizin azabınız olmaz mı? İcraatınız size ateş olarak geri dönmez mi? İçiniz, vicdanınız, imanınız buna izin veriyorsa, devam edin bulunduğunuz hâle, yok vermiyorsa gereğini hemen şimdi yapın.

Ey Ehl-i kıble! Ehl-i meder! Yırtın artık şu sizi boğan sentetik kefeni ve kalkın artık şu mezardan!

SAYIN BAŞBAKAN HADİ ŞAŞIRTIN BİZİ!

Yeni Bakan’a yardımcı olun. Masasında bulduğu bu ateşten kurtarın kendisini. Sayın Başbakanım, hadi şaşırtın bizi! Şeyhülislam fetva verse de aldırmayın, siz onların yaşlılıklarına verin! Ahir zaman alameti sayın! Büyük vebal içeren bu uygulamaya başlamadan son verin!

PEKİ, ÇÖZÜM NE OLMALI?

Öncelikle sunu belirtmeliyim ki; bebeği beslemekten vazgeçin, anneyi besleyin. Anneyi beslerseniz, bebeği beslemiş olursunuz. Hakikaten çok az da olsa bazı annelerin süt sorunu olabilir. Hatta bazıları estetik kaygılar nedeniyle bebeğini emzirmek istemiyor bile olabilir. İlki için yardım, ikincisi için ise ceza gerek.

ANNENİN SÜTÜ NEDEN OLMAZ?

Annenin sütü bir hastalık nedeniyle olmayabilir elbet. Bu önemli bir yekûn tutmaz. Ancak daha çok raftaki pestisit içeren, çok işlem görmüş, zararlı katkı maddeleri eklenmiş, besin değeri kaybolmuş kalitesiz sözde gıdalar, ilaçlar, kozmetikler, deterjanlar annenin süt üretmesini engeller. Mücadele edilmesi gereken asıl sorun bunlardır.

Her besin süt yapmaz. Keten tohumu, hurma, gün kurusu siyah kuru üzüm, incir, sızma zeytinyağı, bakliyatlar, bal şerbeti, çörek otu, maydanoz, adaçayı, ayva, kabuklu ceviz, kabuklu badem vs gibi besinleri yeterince alması ve sebze-meyveyi mevsimine göre tüketmesi annenin sütünün artmasını sağlar. Annelere bu konuda bilgi vermek gerek. Ayrıca ihtiyacı olan bebekli anneye ‘temiz gıda desteği’ sağlanabilir. Yeter ki amacınız, sütü olmayan annenin sorununu çözmek olsun. Yeter ki küresel iblislerin fıtrat düşmanlığı, din düşmanlığı, ahlak düşmanlığı içeren şeytanî planlarına alet olmayalım.

Bizi, hayırlı adımlarınızda destekçi, anne sütü bankası gibi yanlış adımlarınızda ise karşınızda bulacağınızı unutmayın. Lütfen kardeşlik hukukumuzu zedelemeyin!

Lütfen Nisa Suresi’nin 23. Ayet-i Kerimesi’ni aklınızdan çıkarmayın!

KONUYLA İLGİLİ GELİŞMELERİ BURADAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ: www.gidahareketi.org/-1662-haberi.aspx

UYARIMIZIN GERÇEK OLDUĞU ÖĞRENİLDİ

Üç çocuktan sonra eşinin süt kardeşi olduğunu öğrendi

Projeye şiddetle karşı çıkan ilahiyatçı Prof. Dr. Cevat Akşit, Adapazarı'nda başına gelen olayı şöyle aktardı: "Adam üç çocuktan sonra evlendiği hanımının süt kardeşi olduğunu anlamış ve müftüye gitmiş. Müftü, 'Boşanmalısın' diyemediği için bana göndermiş adamı. 'Ben karımı çok seviyorum, ne yapmalıyım?' diye sordu. 'Defol karşımdan, hemen boşan' dedim. Adam, 'Boşanmayacağım' diye tutturdu. Buyurun cenaze namazına. Böyle bir şey vuku bulursa, bunun vebali bu uygulamaya start verenlerindir."



 

 

07.03.2013 Bu yazi 11291 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri