Son Dakika
Cumartesi, 6 Haziran 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Ben ne diyorum, doktor beyler ne diyor İbrahim Kiras
Tıbbiyeden çıkanların burunlarını sokmadıkları alan yok; misilleme olsun diye ben de kolesterol konusuna el atayım diye düşünmüş değilim. Ama Kardiyoloji Derneği adına benim geçen haftaki yazımla ilgili açıklama gönderen beyefendiler niyetimi öyle algılamış olmalılar ki bana kolesterolün kalp ve damar hastalıkları üzerindeki etkilerini anlatmaya çalışmışlar uzun uzun.

Öyleyse bazı doktorlar da anlasınlar diye bu defa tane tane anlatayım: Bilimsel bilgi insanlığın vazgeçemeyeceği bir değerdir, ama mutlak doğru değildir. Bilimsel bilgiyi “mutlak hakikat” yerine koyma eğilimi bilimi din haline getirmiştir.

(İşin tarihsel boyutu Avrupa Modernizminin yükselişiyle ilgili. 18. Asırdan itibaren doğa bilimlerinde büyük gelişmeler yaşandı. Bu süreçte bilimsel bilgi mevcut dünyanın tıpatıp resmi olarak algılanmaya başlandı. Ezeli ve ebedi, değişmez ve mutlak hakikat insanoğlunun avuçlarındaydı nihayet! Yirminci Yüzyılın ortalarına kadar, daha açık bir tarih vermek gerekirse II. Dünya Savaşı sonrasına kadar batı dünyasında bu iyimserlik devam etti. Bizde ise yenilmiş bir medeniyetin çocuklarının galip medeniyetin dinini benimsemesi demekti pozitivizme yöneliş. Yenilmişlik duygusu hâlâ üzerimizde. Bazılarımızın mutlak olanla irtibat kurma ihtiyacını hâlâ bilim karşılıyor.)

İnsanların neye inanacaklarına karışmak haddimiz değil. Ama bilimsel bilgi inanç nesnesi olabilmek için fazlasıyla dayanıksızdır. Çünkü fazlasıyla değişken tabiatlıdır. Geçerliği zamana, mekâna, şartlara bağlıdır. Hatta pozitivistlerin de çok sevdikleri Karl Popper bilimsel hipotezlerin “yanlışlanabilir” olması gerektiğini, aksi takdirde bilimin değil metafiziğin alanına girebileceklerini söylemişti.

Hemen üzülmeyin. Bilimsel hipotezlerin yanlışlanabilir olması bunların çürük olduğu anlamına gelmez. Mesela Aristo ve Batlamyus’un kozmoloji anlayışı yüzyıllar boyunca, ta ki Kopernik ve Newton sahneye çıkıncaya kadar pekâlâ iş görmüştü. Bilim böyle bir şeydir. Belirli dönemlerde, belirli şartlara bağlı olarak problem çözmeye yarar. Batlamyus Kozmolojisi de kendi devrinde iyi kötü problem çözüyordu. Nitekim Newton Fiziği de Einstein’a kadar -hatta ondan sonra da- gayet iyi iş görmüştür.

Konuya Popper’dan girdik; ama şimdi ister istemez Kuhn’dan da bahsedeceğiz. Çünkü Thomas Kuhn olmasaydı ben yukarıdaki analizi eksik bırakmak durumunda kalacaktım. Sadece bilimsel önermelerin yanlışlanabilir olması gerektiğini söylemekle yetinecektim. Ama Kuhn -ve takipçileri- sayesinde farklı bilimsel kuramların değişken sosyo-kültürel şartların ürettiği farklı bilim anlayışlarına göre şekillenen birtakım “problem çözme yolları” olarak algılanması gerektiğini söyleyebiliyoruz.

Popper bilimsel önermelerin yanlışlanmaları yoluyla bilimsel bilginin birikerek geliştiğini, ilerlediğini söylüyordu. Zaten Viyanalı düşünür, biliyorsunuz, bilimsel önermelere yanlışlanabilirlik kriteri getirmekle Evrim Kuramı, Psikanaliz veya Marksizm gibi “büyük teori”lere pozitivist cepheden yıkıcı bir eleştiri yöneltiyordu. Çünkü modernliğin “iman esaslarından” biri olan ilerleme düşüncesini rasyonalleştirmek peşindeydi.

Kuhn bilimsel bilginin çizgisel olarak ilerlemediğini, sıçramalarla geliştiğini ileri sürdü: Bilim adamlarının üzerinde mutabık kaldıkları bir bilim anlayışı (buna normal bilim diyor) belirli bir süre sonra problem çözme konusunda yetersiz kalmaya başlamışsa bir bunalım dönemi başlar. Bu arada çoğunluk eski paradigmaya sadakatten yana olur. Bazıları ise devrimci bir tutumla yeni bir problem çözme modeli (paradigma) ortaya atarlar; “bilimsel devrim” süreci sonunda bu yeni paradigma hakim hale gelince yeni bir normal bilim etkinliği süreci yeniden başlamış olur. Bu çevrim böyle sürüp gider.

Bütün bunların şu bizim kolesterol tartışmasıyla da ilgisi vardır belki.

18.12.2011 Bu yazi 2613 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri