Son Dakika
Perşembe, 25 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Yıl 2023, zeki çocuklar ve bankadaki tohumlar Kemal Özer
Her biri gıda mühendisi, ziraat mühendisi, doktor, veteriner, biyolog ve kimyager gibi mesleklerden oluşan; Amerikalı, AB’li, Arap, İsrailli, Çinli ve Türklerden oluşan gruplar bir adaya bırakılırlar.

Amerikalı bir yetkili bu tüm dünyaya projenin amacı ‘dünya tarımının geliştirilmesi için çözüm arayışları’ olarak açıklar ve ada ve proje hakkında şu bilgileri verir:

 

Ada da hiçbir haberleşme aracı yoktur.

 

Okyanusun ortasındaki bu adadan, yüzerek de olsa kıyıya ulaşmak mümkün değildir.

 

Katılımcıların beş yıl süreyle burada yaşamaları zorunludur.

 

Bu yaşam süresi içerisinde kendilerine yetecek kadar tohum ve su mevcuttur.

 

Bilimsel çalışma yapabilecekleri laboratuar ve teknik imkânlarda hazır bulunmakta ve her dilden binalar dolusu eser burada kendilerini beklemektedir.

 

Süper gücün verdiği bilgiler doğruysa bu çalışma başarıyla sonuçlanacak ve artık açlıktan kimse ölmeyecektir.

 

Bu nedenle tüm dünya ajandalarını beş yıl sonraki iki binli yıllara ayarlamış, sonucu sabırsızlıkla beklemeye başlar.

 

 

***

Katılımcılar adada topluca yaptıkları ilk toplantılarında birbirlerini yakından tanımak için iki hafta süreyle hiçbir bilimsel çalışma yapmamaya karar verirler. Bu sürede her şey serbesttir ve sohbet, oyun ve eğlenceler birbirini izler.

 

Mevsim bahardır. Tanıma ve tanışma süreci bitmiştir. İkinci toplantı yapılır.

 

Toplantı öncesi oyun ve eğlenceden beş yıllık çalışma vadesinde yapacaklarını düşünmeye, akletmeye ve hatta plan yapmaya vakit bulamayan Türk ve Arap’lardan hiçbir istek çıkmaz.

 

Amerikalılar, adada bazı kurallar olması gerektiğini ve bu kuralları icra edecek bir yönetim seçilmesini önerirler. Aday olarak da bir Amerikalıyı sunarlar.

 

İsrailliler, kendilerinin seçilmişliklerini ileri sürerek buna itiraz ederler; ancak buranın geçici bir yer olduğunu, AB’nin kendilerine karşı duramayacağını, Arap ve Türkleri her halükârda kandırıp iktidarı ellerinden alacaklarını düşünürler.

 

AB’liler bin bir türlü bürokratik handikap içinde bir çözüm bulamamıştır. Müslümanlardan biri seçileceğine, varsın ABD’li olsun diye düşünürler.

 

Sonuçta Amerikalılar kendilerine ayrıcalık yapılacağı vaadiyle herkesi kandırır ve adanın Amerikalı başkan ve yardımcısını seçerler.

 

Bu günleri iyi değerlendiren İsrailliler, adayı karış karış gezmiş münbit bölgelerine eski ahitten cümlelerin yer aldığı taşları dikmişler bile.

 

Bölgelerin paylaşılmasına gelince, bölgede bir keşif yapılmasını önermişler. Öneri kabul edilmiş. Gezi sırasındaki taşları delil gösteren İsrailliler, bu bölgelerin “Yahova” tarafından kendilerine vaat edildiğini iddia etmişler.

 

Tartışma büyür. Çinliler, olaydan uzaklaşmayı ve kıyıdan kendilerine bir yer edinmeyi isterler. Bu kavgadan sürekli kendisinin karlı çıkacağını düşürür. Çin çekimser kalınca başkanın oylarıyla bölge İsraillilere bırakılır.

 

İsrailliler daha az yer alsalar da en münbit bölgeleri elde etmişlerdir. Aslan payı ise Çinli ve Amerikalılarındır.

 

AB’liler, Araplar ve Türkler ise hala gelişmelerin farkında değildir.

 

Adada saflar netleşmiş ve gruplar ayrılmış, çalışmalara başlanmıştır.

 

Amerikalılar, kendi aralarındaki toplantıdan sonra ilk iş olarak Arap ve Türkleri ziyaret ederler. Kendilerine işbirliği önerilir. Stratejik ortalık gibi masallar anlatır. Kıyametin yaklaştığından söz edilir. Kendilerine her türlü bilgi sunulabileceği vaadinde bulunulur. Çinlinin hırsız, AB’cilerin aşırı kuralcı, İsraillilerin oyun peşinde olduğundan söz ederler. Bölgede nöbet tutmaları gerektiğinden bahisle, taşları iyi korumaları öğütlenir.

 

Ardından Çinliler gelir ziyarete… Kendilerinin ABD’lilerin tüm teknolojilerini ele geçirdiklerini, çok ucuza üretim yapacaklarını, İsraillilere karşı topraklarını korumaları karşılığında, her türlü desteği vaat ederler.

 

AB’liler nasıl bir plan uygulayacakları konusundaki müzakereleri çok uzadığından bir türlü ziyarete vakit bulamazlar.

 

Herkes kendine yetecek kadar bir şeyler ekmiş, zaten bahar da geçmiştir. Vakit hasat vaktidir ve herkes harmandan umutludur. Kimse kimseye muhtaç değildir.

 

Bütün bir kış planlar yapılır, karşılıklı geziler birbirini izler. Vaktin çokluğundan, tarlaların veriminden bahsedilir.

 

Bu sırada Amerikalılar, Çinlilerin çalışmalarından tedirgindir. İsraillilerle işbirliği yaparak teknik çalışmalarını paylaşamaya karar verirler. Laboratuarda geliştirdikleri tohumları AB’li, Arap, Türk ve Çinlilerin tarlasına atarlar gizlice... Komşuya iyilik babından ara sıra ilaçlı su bile verirler. Hatta verimi artırması için geliş gidişlerde geliştirdikleri ilaç ve gübreler hediye edilir. Bu yardımları alanlar çok mutludur fakat verenin mutluluğuna diyecek yoktur. Bu işe bir türlü akıl erdirilemez. Durum, dostluk ve stratejik ortaklığa bağlanır.

 

Bir yandan diplomasi, diğer yandan çalışmalar devam eder. Her gelişlerinde iştah kabartan meyveler, sebzeler getirirler. Üçüncü yıl da bitmiştir. Araplar ve Türkler hala zamanın bolluğundan söz etmekte, düşmanın önerilerini tartışmakta, AB’liler ise bin bir tür eylem planı, evrak, kayıt, kürek hazırlamaktadırlar.

 

Derken aşırı huzurdan sıkılmış olsa gerektir ki, birkaç Türk ve Arap dünya cennetinden ebedi cennete göç eder. Her ülkeden birer doktor, merhumlara otopsi raporu hazırlar. Raporda, böbrek yetmezliği, kalp krizi gibi sebepler yazmaktadır. ‘Takdiri ilahi... Vadesi yetti öldü, diye not düşerler.’

 

Dördüncü yıl da bitmiştir. Geride bir yıl vardır. Son kez ekimler yapılır. Fakat Türk, Arap ve Çinlilerin tarlasına ekilen tohumlar yeşermez. Dost, komşu ve stratejik ortak, imdada yetişir. ‘‘No dert, no problem’ işte tarla işte tohum istediğin kadar götür’ mesajları verilir.

 

Son günler yaklaşmıştır. Vedalaşma vakti gelip çatar. Bir veda partisi verilir. Parti sonrasında birkaç Çinli, Arap, Türk hatta AB’li mezkûr raporda belirtilen nedenlerle, vadeleriyle öl(dürül)ür. Geriye dört AB’li, üç Çinli, bir Arap bir de Türk kalmıştır.

 

Amerikalılar ve İsrailliler dost olduklarını göstermek isterler. ‘Ülkelerinize giderken mahcup dönmeyin. Alın bu tohumlardan istediğiniz kadar götürün ve tarlalarınıza ekin. Böylece ölen kardeşlerinizin acısının hafifleyeceğini umuyoruz’ diye centilmenlik yaparlar. 

 

Çinli, ‘bu akılsız Amerikalı anlayıncaya kadar ben bu tohumları kopyalarım …’ diye düşünür. Arap, petrol kuyularını aklına getirir; “salak Amerikalı sende tohum varsa bende de petrol var” diye kibirlenir. AB’linin aklına bir hinlik gelmez, gelse de aklı hala bürokratik evraklardadır ve bunu düşünmeye vakti de yoktur.

 

Türk ise dünyanın en münbit topraklarında yaşadığını, on binlerce tohumunun olduğunu, Tarım Bakanlıklarının gen bankası kurduğunu, kendi kendilerine yettiklerini düşünür ve ABD ile aralarının açılmaması gerektiği fikriyle alır tohumları…

 

Havada helikopterler görünür. Vedalaşırlar. Birer hatıra fotoğrafı çektirilir. ABD’li diğerlerine birer kâğıt uzatır ve ‘herkes adını, soyadını ve iletişim bilgilerini doldursun ve imzalasın’ der. Hatıra olarak saklayacağını söyler. İsrailli ‘ben daha önce vermiştim’ diyerek kaytarınca, ABD’li ‘evet’ der, ‘zaten sen verdin’. “Sizde verin de maille size birer suretini çerçeveletip göndereyim.” AB’li ortakları sormaları gerektiğini, daha sonra gönderecekleri sözünü verirler.

 

Çinli de vermek istemez ama Arap ve Türk imzaladıktan sonra o da imza atmaya mecbur kalır.. Sonuçta herkesi memleketine döner.

 

Ölenlerin vadeleriyle öldüğüne dair belgeleri ibraz edilir ve herkes getirdiği tohumun kendi buluşu olduğunu, verimliliğini, haşerata karşı yararlarını, raf ömrünü, dayanıklılığını, besleyiciliğini anlata anlata bitiremez.

 

Yeni bir ekim mevsimidir. Gelen tohumlar ülke sathında ekilir. Mahsulleri kapanın elinde kalır. Herkes mutludur. Yeniden ekim mevsimi gelmiştir ama tohum yoktur. Banka akıllarına gelir. Getiriler bankadaki tohumları ve ekerler ama nafile. Tohumlar ya çıkmaz ya da meyve vermez.

 

Akıllarına adadakiler gelir. Yeniden tohum rica ederler. Tohum boldur ama karşılığında ya petrol istenir ya da Meclislerden yeni kanunlar… Veren çok mutludur, alanda. Yıllar birbirini kovalar gibi gözükse de henüz üç, beş sene geçmiştir. Ülkede herkes ya ölüm döşeğinde hastadır ya da kısırdır. Amerikalıların ve İsraillilerin tohumu, “gerçek” bir tohumdur. Tarlaya ekilir ancak hasadı insan üzerinden yapılmaktadır.

 

Yıl, 2023 olmuştur. 100 milyon olması beklenen ülkenin nüfus, gerilemiştir... Artık ülkede her iki kişiden biri kısırdır... Geri kalanlar bir gün işe bir gün diyaliz makinesine gitmekteler... Bir kısmına ise aralıksız ensülin iğnesi yapılmakta...

 

Ama o ülkenin çok zeki çocukları ve bankalarda bekleyen tohumları vardır. Bu tohumlar tarlalarda yeşermese de, önemli değildir. Nasılsa bir bankamız vardır.

 

İşte o ülke Türkiye... Ninnilerle uyu Türkiye... Sakın uyanma! Nasıl olsa gideceğin yer cennet(!) Sen o hayal cennetine odun taşı. ABD ve işbirlikçileri senin için iyi şeyler düşünmeye devam ediyor nasılsa!

 

09.08.2009 Bu yazi 3717 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri