Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta, Libya’da, Somali’de, Nijerya’da, Kenya’da, Orta Afrika’da ve daha pek çok diyarda insanlığın can çekiştiği bir zamanda “Ramazan ayı” yine geldi ve hoş geldi.

Ramazan ayı takvimsel olarak geldi gelmesine de, manen geldi mi emin değilim.

Benim hatırladığım en az 40 Ramazan var. Neredeyse her Ramazan ayında bir öncekini arıyorum.

Huzur ve sükûnun hâkim olduğu, iftarda yoldan geçen birinin sofraya davet edildiği, aç ve açıkta kimsenin kalmadığı, sofralardan çok hallerin güzelleştiği, boğazdan çok ruhun doyurulduğu, israfın değil ikramın arttığı, lakırdıdan çok irfanın egemen olduğu, riyadan çok gizlenen iyiliklerin çoğaldığı, cimriliğin yerini sehâvete bıraktığı Ramazanlar özlenmez de ne yapılır?

Etrafa şöyle bir baksak, Ramazan’ın gelişi toplumu veya daha genel olarak Müslümanları nasıl etkiliyor? Aslında bunu hepimiz biliyoruz ama değişmek için adım da atmıyoruz.

2014/1435 Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı’nda, sadece kredi kartı ile 38,7 milyar lira ya da 16 milyar dolar harcanmış Türkiye’de. Yaklaşık yüzde 40’lık nakit harcamaları da eklediğinizde toplam harcama 54 milyar lira yahut 22,5 milyar dolara ulaşıyor.

TGDF Başkanı, Ramazan'a özel hazırlanan kumanya paketlerinin 3-4 milyar dolar aralığında bir hacme ulaştığını itiraf ediyor.

Harcamalara alt sınırdan 3 milyar dolar daha eklerseniz, 25 milyar dolar gibi dudak uçuklatan bir rakama erişiliyor. Siz bu rakama yardım derneklerine verilenleri de ekleyin. 25 milyar dolar, Somali’nin 5 yıllık gelirine denk. Koca kıta Afrika’nın pek çok sorununu çözecek bir miktar.

Önemli ölçüde bir vicdan köreltme aracına dönüşen “Ramazan kolisi”, bekâr gençleri evlendirmek için kullanılsaydı, tam 200 bin aile kurulabilirdi. Kiracılara ev almak için kullanılsaydı da, 60 bin aile mesken sahibi olabilirdi.

Demek ki, bir yandan israf yapıyor, diğer yandan da zekât ve sadakayı doğru amaç için kullanmıyoruz. Ramazan kolisine neden mi itiraz ediyoruz?

Fakir milletinin tek ihtiyacı,  -Ramazan ayından Ramazan ayına depreşen-, yağ, zeytin, salça, makarna, çay, pirinç ve bulgurdan mı ibarettir? Bunların kiracılıktan kurtulmaya veya başka şeylere ihtiyacı yok mu?

Bugünün en fakirleri, ev almaya ya da kendi evini yapmaya muktedir olamayanlardır. “TOKİ’nin konutları ile hani gâvurca isimlerinedeniyle pek çok kimsenin adını bile telaffuzda zorlandığı lüks cehenneminde hayat sürmekten daha büyük fakirlik mi olur” diyorsanız kesinlikle siz de haklısınız.

Bahçeli bir evde eliniz toprağa değmeden, gözünüz yeşillik görmeden, mideniz kendi yetiştirdikleri ile keyif sürmeden, kulağınız kuş cıvıltılarıyla dinlenmeden geçen güne, hayat mı denir?

Zenginler veya halk böyle yapıyor da, yardım dernek/vakıfları daha mı farklı? Hep birden yapılan batının değirmenine su taşımak…

Mesela ünlü bir vakfımız, “30 liralık Ramazan çocuk paketi” hazırlamış. Paket “şeker, gofret, çikolatalı gofret, kahvaltılık çikolata, kraker, balon, diş macunu, çizgi kitabı”ndan oluşuyor.

Meselenin özünden uzak oldukları için, eleştirildiklerinde bulabildikleri tek çözüm, marka değiştirmekten ibaret.

Bir çocuğa yapılacak en kötü şeyi yapanlara bir kez daha hatırlatalım: Paketinizde hurma, kuru üzüm, incir, ceviz, badem, fındık, misvak/misvak tozu, yerelde yetişen özel ürünler olabilirdi.

Yazık ki, hâlâ yolun başında bile değiliz. Özetle, biz kırk kişiyiz hepimiz birbirimize benziyoruz. Herkesin, her şeyin en iyisini bildiği bu çağda, bize Medine Pazarı’nın ruhu, Hisbe Teşkilatı, dirayetli muhtesipler ile iliklerine kadar zekâtın ruhunu kavramış, çağının iblisliklerinden haberdar kurumlar gerek...

Ramazan sofraları ve Ramazan çadırları gibi boyumuzu aşan pek çok derdimiz var. Fırsat buldukça bu meselelere devam ederiz inşaallah.

İçine düştüğümüz girdabı Ahmet Haşim, 'Müslüman'ın Saati'başlıklı yazısında şöyle izah ediyor:

“Gelen yabancılar hayatımızı bozup, onu meçhul bir düstura göre yeniden tanzim ettiler ve ruhlarımız için onu tanınmaz bir hâle getirdiler.

Yeni ‘ölçü’ bir zelzele gibi, zaman manzaralarını etrafımızda altüst ederek, eski ‘gün’ün bütün setlerini harap etti ve gece-i gündüze katarak saadeti az, meşakkati çok, uzun, bulanık renkte bir yeni ‘gün’ meydana getirdi.

Bu Müslüman’ın eski mes’ud günü değil; sarhoşları, evsizleri, hırsızları ve katilleri çok ve yer altında mümkün olduğu kadar fazla çalıştırılacak köleleri sayısız olan büyük medeniyetleri acı ve sonu gelmez günüydü.”

Ramazan-ı Şerif hoş geldi, safalar getirdi! 

Kaynak: 
Yeni Söz