Son Dakika
Pazartesi, 29 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Biz kimiz ve burası nasıl bir ülke? Kemal Özer
Sizce Türkiye nasıl bir ülke? Çok mu zenginledik? İstanbul’umuz New York’a mı benzedi? İyi mi besleniyoruz? Herkes çok mu sağlıklı? Artık tavuklarımız bile altın mı yumurtluyor? Dindarlarımız Karun gibi mi yaşıyor ne? Sahi Türkiye denilince sizin aklınıza ne geliyor?
Fakat benim aklıma; kültüründen, inancından, tarihinden koparılmış…
 
(Tarihi açısından) İdam sehpaları, yargısız infazlar, işkenceler, kan ve gözyaşıyla dolu…
 
Dedesinin yaptığı binadaki kitabeyi/tabelayı okuyamayan veyahut da dedesiyle konuşabilmek için tercüman ihtiyaç duyan insanların yaşadığı…
 
Mono tarım dayatmasıyla bin bir çeşidi yok edip/soykırıma uğratıp birkaç türe mahkûm edilen…
 
Güneşi, rüzgârı, dağları, ırmaklarıyla ünlü, dört mevsimi yaşayabildiği halde kıymetinden bihaber olunan…
 
Canlı yaşamın tek kaynağı tohum konusunda topluma sürekli gerçek dışı bilgilerin verildiği...
 
Tabii tohum ticaretini suç haline getirmiş, buna mukabil tohum ihtiyacının yüzde 11,4’nü İsrail gibi işgalci bir zalimden tedarik eden bir ülke geliyor.
 
Türkiye'nin Tohum İthal Ettiği Ülkeler ve ABD Doları Miktarları
Ülke Adı
 
2009
 
2010
 
2011
 
2011 Pay %
Fransa
22.051.841
22.175.397
26.472.746
14,4
İsrail
12.862.786
20.760.867
21.015.789
11,4
ABD
15.914.176
14.324.831
19.517.163
10,6
Çin
19.152.478
14.616.370
15.627.511
8,5
Ukrayna
20.332.748
20.489.854
10.414.974
5,7
Tayland
7.827.688
8.635.564
8.803.533
4,8
Hollanda
17.890.382
11.485.504
8.801.029
4,8
Şili
6.718.057
6.473.707
8.476.929
4,6
İspanya
6.165.532
4.153.909
8.191.423
4,5
İtalya
3.853.954
4.431.432
7.370.478
4,0
Kaynak: Ekonomi Bakanlığı – tarım ürünleri Daire Başkanlığı Tohumculuk 2012 Sektör Raporu
 
(Önemli bilgi: Tevrat, Kedoşim 19’da “Hayvanını kısır melez [üretme amacıyla] çiftleştirme. Tarlanı kısır melez [ürün elde edecek şekilde] ekme” diye haram kılıyor Yahudi’ye. Görüleceği üzere, Yahudiler bu hükmü yok sayarak, kısır hibrit tohumu hem üretir, hem de bütün dünyaya satar, hatta dayatır.)
 
*  *  *
 
Türkiye 2002’de 2,2 milyar dolar ilaç tüketen bir ülkeydi. 2011’de ise ilaç (kamu ve özel sektör) tüketimimiz 20 milyar doları buldu.
 
75 milyonluk Türkiye’de, 112 milyona yetecek kadar gıda tüketiliyor.
 
‘Ekmek’ diye satılan (12 milyar dolarlık) sentetik maddeye ‘ekmek’ diyeceksek şayet,  bunun da her yıl 4 milyar dolarlık kısmını çöpe atıyoruz.
 
70 milyar TL’lik meyve sebze üretiminin yüzde 50’lik kısmını da çöplerde heba eden bir ülkeyiz biz.
 
Sağlık Bakanına göre, 5 erişkinimizden 3’ü ile 5 çocuğumuzdan 2’si psikiyatrik sorunlar yaşıyor ve büyük bir bölümü ilaca bağımlı.
 
TÜİK’in verilerine göre son 5 yılda evlenenlerin üç de biri boşanmış.
 
Yine TÜİK’in verilerine göre son 4 yılda 27.746 çocuk kaybolmuş. Sadece 2011'de ise 84.916 çocuk suç işlemiş.
 
BM-UNDP’ye göre, Türkiye G-20′de 16. büyüklüğe erişmiş bir ülke. Son 10 yılda bu konuda çok yol almışız. Ama aynı kurum, adil gelir dağılımı ya da insanî gelişme endeksi sıralamasında 92’inci olduğumuzu söylüyor.
 
Ekonomimiz çok büyümüş bu belli. Ama bu büyümeden halk değil; Koç, Sabancı, Şahanek, Doğan, Zorlu, Ülker gibiler nasiplenmiş.
 
Hürriyet’te yer alan habere göre son 10 yıla bakıldığında, Türkiye’de alkol tüketimi azalmamış, tersine yükselmiş. İçilen içki miktarı 2005-2010 arasında 18,3 litreden, 20,5 litreye yükselmiş. 2012 sonu itibariyle daha da yükselecekmiş.
 
Kısaca, içeceklerden salataya pek çok gıdaya da eklenen alkol sayesinde, midesine alkol girmeyen kimsenin kalmadığı Müslüman bir ülkeymiş Türkiye.
 
*  *  *
 
‘MSG’ adlı kanser ve bağımlılık yapıcı katkı maddelerinin, çiğ köfteden simide, çorbadan, sucuğa, kekten ete kadar her yere katılması serbest bir ülkedir burası.
 
İnanmayanın bile iğrendiği domuzun, sabundan şampuana, kozmetikten ilaca, peynirden kremaya, Sağlık Bakanı Akdağ’ın ifadesiyle, çiğköfteye kadar girdiği Müslüman diyarıdır Anadolu.
 
Evli kadın başına 1920’de 5.6, 1930’da 7.1, 1970’de 5.59, 2000’de 2.53 ve 2011’de 1,94’e düşen çocuk sayısıyla bir yüzyıl sonra yok olmaya aday ülkedir bizim memleket.
 
Anne karnında kanser olan, yarıdan fazlası çok yeme hastalığına yakalanmış, bir o kadarı da ömrünü hastanelerde geçirenlerden müteşekkil halkız biz.
 
Bir yanda Maslak’da her bir dairesi milyon milyon dolarla satılan 60-70 katlı binalar yükseltiyoruz, diğer yanda yurttaşının en az yarısının kiracı olduğu ve hâlâ sokakta donanların yaşadığı köklü bir ‘medeniyet’in mensuplarının ülkedir burası.
 
Tefeci, vurguncu, rantiyeci ve dalaverecilerin işadamı sayılıp, liderlerin uçaklarında ülke ülke gezdirildiği, buna mukabil çiftçi olduğu için kimsenin kızını bile vermek istemediği, geldiği ve gideceği topraktan utananların diyarıdır Türkiye.
 
Velhasıl benim ülkem bana barınacak bir ev sağlamak yerine, çipli kimlikler ile her şeyimi fişlemekle meşgul.
 
Büyük büyük adliye saraylarımız, hapishanelerimiz, bankalarımız, hastanelerimiz var bizim.
 
Eskiden içeni iyileştiren ilaçlar şimdilerde içeni bin bir derde duçar etse de, ekmek bulamayınca bedava diye ‘ilaç’ içeriz biz.
 
Köylüye, kentliye, öğrenciye, öğretmene, çocuğa, yaşlıya, çalışana, çalıştırana kısaca herkese kredi kartı kullandırılıyor. Daha dün bankanın gölgesinden geçmekten korkan ancak bugün devlet eliyle çağdaş, modern tefeci bankaların kucağına itilmiş insanların ülkesi burası.
 
Şimdi Başbakanımıza seslenmek istiyorum ve diyorum ki: Muhterem Başbakanım! 10 yılda çok iş yaptınız. Bu sayede farklı bir ülke olduk. Herkes bu ülkeyi alkışlıyor. Hepsine eyvallah! Peki, bizi alkışlayanlar dost mu düşman mı? Alkışladıkları her halimiz, alkışı hak ediyor mu?
 
Sayın Başbakanım! 19 Ekim 2010 günü 3 dönemdir görev verdiğiniz Bakanınıza, grup kürsüsünden “Hayvancılığa bu kadar destek veriyoruz. Niye üretim artmıyor? Ayrıca bu dağıttığın tablodaki rakamlar çelişkilerle dolu. Ben, matematik bilgimi mi unuttum diye düşündüm. Böyle tablo mu olur? Bu bilgiler vatandaşın kafasını daha da karıştırır. Doğru dürüst bilgilendirme yapalım” cümlelerini siz kurmuştunuz. Gördüğünüz gibi sizin gözünüzü bile boyamaya kalkanlar, millete neler yapmaz ki?
 
Size hep kendilerini başarılı gösterecek veri(!) ve tablolar verenlerden siz ve ülke kurtulmadan, bu girdaptan kurtulmanın mümkün olmadığını bizden daha iyi biliyorsunuz.
 
Biz bu gerçekleri söyleyince “Hergün ekranlardan dinlediğimiz ve her gün büyük büyük tablolar açıklayan Başbakan bunları bilmiyor mu?” diye soruyorlar. Biliyor musunuz, bilmiyor musunuz, bilmiyorum ama bildiğim, her şeyin ekonomik büyüklükle izah edilemeyeceğidir.
 
Ben bir şey daha biliyorum. Bu şekilde yazıp çizdiğim için 1,5 yıldır kimse bana iş vermiyor. Sanıyorlar ki böyle yaparlarsa bizi susturacaklar ve size yaranacaklar. Onlar rızkı verenin Allah olduğunu unutmuşlar. Biz, bunları sizi eleştirmek için değil, hakikati yalnızca hakikati dile getirmek ve dolayısıyla size yardım için söylüyoruz.
 
Sizden çok büyük beklentimiz, olsa da modern devletten hiçbir beklentimiz yok. Çünkü modern devlet, insanı değil ekonomiyi düşünür.
 
Bir siyasetçi olarak bu yazdıklarım kulağınıza giderse, bana kızmakta hakkı âliniz var. Nasıl ki siz, bir Başbakan olarak Dicle kıyısındaki kurdun kaptığı koyunun hesabından sorumlu iseniz, bende nefsimden ve bildiklerimden sorumluyum. Benimde bunu yazmaya hakkım olsa gerek!
 
Aslında eleştirimiz size değil, bizi yetiştirip, parayı, makamı bulunca davalarından dönerek; sessizleşen, materyalistleşmiş ‘Müslüman ağabeylere!’
 
12 Eylül öncesi bize marşlar öğretip, slogan attıran, geceleri duvarları boyattıran, günümüzün marka Müslüman’ı ağabeylere!
 
Selam ve dua ile
 
12/12/12
12.12.2012 Bu yazi 3533 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri