Anasayfa / Dr Ahmet Rasim Küçükusta / Tıp eğitimi yoğun bakımda
Dr Ahmet Rasim Küçükusta

Dr Ahmet Rasim Küçükusta

Eklenme Tarihi: 30 Haziran 2009 00:00

Tıp eğitimi yoğun bakımda

‘’Bizler siyasi dengeleri hala oturmamış, sağlık politikalarının sürekli değişiyor olduğu ve hekimine gereken değer ve imkânın verilmediği bir ülkede yaşıyoruz.

Aramızda bir anket yaptık. İntern hekimlerin birçoğu kendini birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak için yetersiz hissediyor. Birincil amacın pratisyen hekim yetiştirmek olduğu fakültemizde bu durumda amaç ile sonuç birbirine uymamaktadır.

Anketteki sorularından biri de şuydu: 'Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?' Çıkan sonuç aslında çok vahim. Sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet ediyor.

Bu fakültenin öncelikli amacı hekim yetiştirmek değil midir? O zaman neden bazı polikliniklerde hiç hoca görmeden, sabahtan akşama kadar sadece asistan hekimlerle hasta bakıyoruz? Neden bazı bölümlerde öğrenci pratiklerini öğretim üyeleri yerine asistanlar yaptırıyor?’’

Genç meslektaşım sözlerinde çok haklı. ‘Öğrenciler olmasaydı tıbbiyeyi ne güzel idare ederdik’ felsefesi ile eğitim yapılan tıp fakültelerinden başka ne beklenebilir ki?

Tıp fakültelerinin liseden farkı kalmadı

30 yıldan fazla süreden beri öğrenci, asistan, uzman ve öğretim üyesi olarak tıbbın içindeyim.

Tıp eğitiminin her geçen gün kötüye gittiğini görüyor ve geleceğimiz adına endişe duyuyorum.

Halen uygulanmakta olan eğitimin tek yararı var, o da tıp fakültesini bitirenlere TUS sınavına girme hakkını vermesi. Çünkü ezbere dayalı bu eğitim, ne pratisyen ne uzman doktor yetiştirmeye, ne de TUS sınavlarına öğrenci hazırlamaya uygun.

Meslek liselerinden bir farkı kalmayan tıp fakültelerine giren bir öğrenci daha ilk yılından itibaren uzman olmayı amaçlamakta ve tüm çabasını sadece TUS’u kazanmaya harcamaktadır.

Oysa ülkemizde doktorların en fazla %10’ unun uzman olabilme şansı vardır.

Eğitimdeki bu yanlış nedeniyle, kafaları işlerine yaramayacak teorik bilgilerle dolu, ama pratisyen hekimliğin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip olmayan, ‘tansiyon ölçmeyi ve iğne yapmayı bile bilmeyen doktorlar’ yetişmektedir, çünkü tıp sadece kitaptan okuyarak değil, mutlaka pratik uygulamalarla ve usta-çırak ilişkisi ile öğrenilmesi gereken bir bilimdir.

Öğretim üyelerinin sorumluluğu çok fazla

Eğitimin kalitesizliğinde öğretim üyelerinin de önemli sorumlulukları var. Tıp sadece okuyarak değil, mutlaka pratik uygulamalarla ve usta-çırak ilişkisi ile öğrenilmesi gereken bir bilim olmasına rağmen hocasının yüzünü bile göremeden mezun olan öğrencilerin sayısı her geçen gün artmaktadır.

Özellikle klinik dallardaki öğretim üyeleri için öğrenci ile uğraşmak tamamen bir angarya haline gelmiştir. İşini bilen öğretim üyeleri, öğrencilere ayıracakları zamanda hasta bakıp para kazanmayı, bilimsel yayın hazırlayıp akademik puanlarını yükseltmeyi, kongrelere katılıp bilgi ve görgülerini artırmayı (!) veya ilaç firmalarının gönlünü hoş tutacak aktivitelerde bulunmayı tercih etmektedirler.

Öğretim üyelerinin giderek özelleşmeleri de eğitimi olumsuz etkilemektedir. Çok spesifik konularla uğraşan öğretim üyeleri için öğrencilere temel bilgileri öğretmek çok can sıkıcı bir durum haline gelmiştir.

Çözüm önerileri

Tıp eğitiminin verimli olabilmesi için mutlaka yeniden yapılandırılması gerekiyor.

Kaliteli doktor yetiştirmenin birinci şartı, tıp fakültesine giren öğrencilerin pratisyen mi yoksa bir dalda uzman mı olacaklarının önceden, mesela ya daha fakülteye girerken veya 3 yıllık temel eğitimden sonra, belirlenmesi ve eğitimlerinin buna göre farklı olmasıdır.

Pratisyen olacaklara, uygulamaya ağırlık veren bir eğitim verilmeli ve bu doktorlar erişkin ve çocuk, dâhili veya cerrahi tüm hastalıkları pratikte önemli yönleriyle bilmeli, temel girişimleri ve temel tanı yöntemlerini çok iyi öğrenmeli ve yorumlayabilmeli ve özellikle de acil durumlarda uygulanması gereken tedavileri tam ve doğru olarak yapabilmelidir.

Öğretim üyeliği sözleşmeli olmalı, kimse devlet memurluğu kalkanının arkasına saklanmamalıdır. Üniversitelerde eğitimle ilgilenen özel öğretim üyeleri olmalı, bunlara anlattıkları ders ve yaptırdıkları pratik uygulamalara göre ücret ödenmeli ve yurt dışında bazı üniversitelerde olduğu gibi, öğrenciler öğretim üyelerine puan vermeli ve bu puanlar eğitimcilerin sözleşmesinin yenilenmesinde etkili olmalıdır.

Yazarın Diğer Bazı Yazıları

Yorum Yap

Yorumlar

Bazı Haberler

Selam ver mutlu ol

Selam ver mutlu ol

Selamlaşmak, teşekkür etmek mutluluğu artıyor: Türkiye'de en çok hangi bölgeler yabancılarla konuşuyor? Rasülullah (a.s.v.) Hz. Enes’e (r.a.) şöyle buyurmuştur: “-Ey Enes! Ümmetimden rastladığın kimselere selam ver ki ömrün uzasın. Evine girdiğinde selam ver ki hayrın ve bereketin çok olsun.”

Edremit Aile Mahkemesi'ne Suç Duyurusu: Topuk Kanı zorbalığına tepki

Edremit Aile Mahkemesi'ne Suç Duyurusu: Topuk Kanı zorbalığına tepki

DSÖ'nün emir ve direktiflerine vahiy gibi sarılan Sağlık Bakanlığı hâmilelere şeker yüklemesi ve bebeklere topuk kanı zülmüne devam ediyor. Sezaryan zulmünü bitirmek için gayret etmeyen Sağlık ve Aile Bakanlıkları topuk kanı söz konusu olunca milleti tehditten geri durmuyor. Bebeklerinden zorla topu alınmasına itiraz eden Özdemir ailesi, Edremit 1. Aile Mahkemesinin aleyhlerine verdiği tedbir kararını Bursa Bölge Adliye Mahkemesine taşımıştı. Şimdi de aile adına açıklama yaptı.

Sezaryen çetesi

Sezaryen çetesi

Sezaryen doğum Türkiye'de neden bu kadar fazlar? Ne azcıdır ki soruyu soran BBC... Gerçek ise şu: Türkiye'nin nüfusunu azaltmak ve devleti soymak isteyen bir sezaryan çetesi var. Doğumhaneler bile çok yoğuk hale getirilerek normal doğum engelleniyor.