Fatma K. Barbarosoğlu
Eklenme Tarihi: 28 Haziran 2010 00:00
Osmanlı ekmeği mi Alman çavdarı mı?
Şimdilerde yoğun olarak tarım üzerine yazıyor. Toprakların verimli bir şekilde işlenmesi üzerine yazıyor. Her bahar ille bir kiraz yazısı yazıyor. Bir kaç hafta önce ekmek üzerine yazdı. Onun satırlarını okurken fırından çıkmış taze etmek kokusu eşlik etti yazıya.
Hayatın tadını tuzunu ekmek üzerinden anlattığı yazısından sonra Mustafa Kutlu'yu aradım. Ulaşamadım. En iyisi bu defa telefon tellerinden ulaşmak yerine ekmek yazısına başka bir ekmek yazısı ile nazirede bulunayım dedim.
İstanbul ile Anadolu'yu ayıran fark ekmek farkıdır. İstanbullu için evinde ekmek olmaması korkulacak bir şey değildir. Anadolu insanı için hem evde ekmek olmalıdır hem de kilerde un. Şimdilerde kiler kalmadı diyeceksiniz. Kilerin yerini mutfak dolapları, bir çuval unun yerini paket paket makarnalar aldı.
Anadolu kökenli hanımlar bir araya geldiğimizde ille ekmeklerden, ekmek makinelerinden hangi fırından hangi ekmeği alalım üzerinden bir muhabbet tutturuyoruz. Mustafa Kutlu'nun favorisi olan Halk Ekmek'in organik ekmeği bizim de favorimiz. Bir kaç tane alıp birazı buzdolabına birazı derin dondurucuya atılıyor. Derin dondurucudan çıkan ekmekten yapılan yumurtalı ekmek kızartması mükemmel oluyor diyeyim de iştahınız yerine gelsin.
Küreselleşmeyi bir başka boyutta yerelleşme olarak da yaşıyoruz malumunuz. Yerelleşmenin en keskin çehresini ekmekler üzerinde görüyoruz. Karadenizli vatandaşların "Trabzon ekmeği"ne olan düşkünlükleri, bu düşkünlüğü otobüs şirketleri aracılığı ile ticarete dönüştürmüş olmaları, Karadenizli fırıncılar için Trabzon ekmeği atağını başlattı İstanbul'da.
Trabzon ekmeğine şimdilerde Bursa ekmeği ve Balıkesir'in tava ekmeği, Kastamonu'nun köy ekmeği rakip. Sadece ekmekler mi yarışıyor? Beypazarı gevreği ile Konya gevreği kıyasıya rekabet halinde.
Amerikan hamburgeri lahmacun karşısında yenik düşerken lahmacun rekabeti Urfa –Antep arasında had safhada. İstanbul sokaklarında Mersin'in tantunisi arzı endam etti. Tantuni nedir nasıldır derken Boşnak böreği satan dükkânlara rastlamaya başladık.
Mesela Tarihi Beylerbeyi Fırını'nın camekânında şöyle bir ibare var: Alman esmer ekmek/Rus çavdar ekmek/ İtalyan domatesli ekmek/sarımsaklı Makedonya ekmeği.
Son on yıldır özellikle yol kenarlarında ve tarihi turistik yerlerde bazlama, gözleme kültürü yaygınlaştı. Ellerinde oklava ile müşterisini bekleyen hanımların bazlama-gözleme yapışları seyirlik bir zevk aynı zamanda.
İşte bu ekmek çeşitliliği arasında doktorlar da hastalarına değişik ekmekler öneriyor. Bir doktor arkadaşım ailemdeki şeker hastalığından sebep haftada bir iki defa muhakkak çavdar ekmeği tüketmemi tavsiye etti.
Siz de farkındasınız bir iki aydır her mahalleye bir "fırın" açılıyor. Fırından gelen ekmek kokusu hakikaten insanı ele geçiriyor. İşte o "fırın" da ekmek için sıramı bekliyorum. Benden önce bir karı koca var. Giyim kuşamlarından üst sınıf, bana bakışlarından da fena halde "beyaz Türk" olduklarını çıkarıyorum. Beyaz Türkler, sırtlarında cumhuriyeti taşıdıkları için o yorgunluk ile her an kavga etmeye hazır bir halde oluyorlar.
Bir vesile ile ayaküstü ağız tadıyla bir kavga çıkarmaya çalışıyor erkek.
Bir sürü denemede bulunuyor. Bendeniz sakin. Hiç oralı değilmişim gibi dinliyorum. Kadın kocasının ataklarının sayıya dönüşmesi için bir hayli heyecanlı.
Ama olmuyor. Belki de ben sağır ve dilsizim. Öyle ya onca laf çarpma girişiminden sonra bu kadar sakin kalabiliyorsam. Neler mi sayıp dökmediler? First Ladyler her yere kocaları ile gitmek zorundaymışdan başlayıp, sabah sabah gökten türbanlı yağıyora kadar bir sürü ilkel taarruz işte.
Sonunda içeriden görevli geliyor. Çavdar ekmeği istediğimi söyleyince karı-koca buz gibi oluyor. Sağır değilmişim.
Görevli soruyor:
" Alman çavdarı mı olsun normal çavdar mı?"
"Hangisinde çavdar oranı daha yüksek?"
"Alman çavdarında."
" Peki, Alman çavdarı olsun o halde."
Benimle söz düellosu yapmaya niyetli adama soruyor. Adam ekmeği işaret ediyor. Görevli genç kız "Osmanlı ekmeği mi?" diye soruyor. Adam önce başını sallıyor. Sonra hah şimdi buldum ağız tadıyla yapılacak bir tartışmanın ilk cümlesini diye heyecanla bana bakıyor:
"Ekmeğinize koyacak başka isim bulamadınız mı? Osmanlı mı kaldı! Bu ne gericilik ya hu! Ekmekleri rahat bırakın."
Görevli genç kız anlamıyor. Anlamamakta haklı. Çünkü adam bana bakarak söylüyor.
Görevlinin kendisine cevap vermemesinden ziyadesiyle hoşnut, öfkesini kelimeler üzerinden mevzilendiriyor:
"Osmanlı ekmeğiymiş. Osmanlı mı kaldı ki ekmeği olsun. Bu ne gericiliktir. Modern Türkiye Cumhuriyeti'nde Osmanlı ekmeği. Cık.Cık.Cık."
Adam köpürdükçe köpürüyor. Görevli kız ekmeğiniz dilimlenecek miydi diye soruyor. Hani bu kadar köpürmenin üstüne yapılacak nedir? Adı Osmanlı olan ekmeği almaktan vazgeçmektir. Hayır o ismiyle müsemma ekmeği alacak, incecik dilimletecek afiyetle yiyecek. Ah bir de ben şöyle cevap versem.
Söylene söylene çıkıyor adam "Fırın"dan. Baştan aşağı beni süzerek. Hiç oralı olmamama fena halde bozularak. Karısı son bir hamlede bulunuyor. "Apartman görevlileri ne bilmiş Alman çavdarını! Allah Allah."
Bu sözün üzerine ona cevap vereceğimden o kadar emin ki.
Anladınız tabii apartman görevlisi olan bendenizim.
"Bütün tafraları banaydı" diyorum görevli genç kıza.
" Aa" diyor genç kız. "Tanışıyordunuz demek."
Yok be yavrum demiyorum.
" Tanışırız. Onun ailesi ile benim ailemin arasında kan davası olduğu söyleniyor öteden beri. Bizimkiler pek inanmıyor ama. Onların taraf bu hikâyeye fena halde inanıyor."
"Ya" diyor genç kız.
Ah be yavrum sen nereden düştün böyle dünyamıza.
Her şeyden habersiz bir gençliğimiz var. Tuhafınıza gidecek ama bana sataşan "Cumhuriyet Erkeği" ve müstesna eşinin yaptıklarına değil esas kasadaki kızın bu kadar "kopuk" oluşuna dertleniyorum. (Yeni Şafak)
Yorum Yap
Yorumlar