Postantibiyotik Çağda: Ciddi ve kolay şeyler yazmak lazım(!)

Son yazımı gören bir yakınım temel hakları, sistem teorisini değil de, kolay bir şeyler yaz dedi bana. Havadan, sudan, ne yediğimizden konuşalım mı bugün? Hava, su Postmodern Çağ’da kolay konular mı? Ne yediğimiz kolay bir konu mu?

Postantibiyotik Çağda: Ciddi ve kolay şeyler yazmak lazım(!)

Esen Miessen / Aphrodisias- Tisan / Bilgi çağı

Hazır yiyecek yiyor muyuz? Bu hazır yiyeceklerdeki katkı maddeleri olan ”E” numaraları ne demek? Bazıları yiyeceklerin üretiminde kullanılan makinalar için gerekliymiş. Bizim makinalarımız ne diyor buna?

Temel besin maddesi olarak yediğimiz ekmeğin içinde başka ne var? Sadece ekmeğini kendisi yapan mı içindekileri biliyor?

Meyveli yoğurdun içinde meyve var mı? Çilek aroması nasıl bir şey? İçinde ne var diye ambalaja baktığımızda en üstte şeker yazıyorsa, neden? Yoğurt mu aldık? Meyveli yoğurt mu, şeker mi? Yediğimiz peynirde peynir, sucukta et var mı?

Ne oluyor yiyeceklerimize? Yine ”ne yenir, ne yenmez” kargaşalığı var Avrupa'da. Deli danadan korkanlar akıllı tavuk yemeye başlamıştı. Şimdi de antibiyotik varmış tavuklarda diyorlar, organik tavuk yemeliymişiz.

Endüstri ülkelerinde ölüm nedenleri arasında enfeksiyon hastalıkları, kanser ve kalp ve dolaşım hastalıklarından sonra üçüncü sırada yer alıyor. Enfeksiyon hastalıkları geleneksel tıpta antibiyotikle tedavi ediliyor.

2005 yılında üç milyon Avrupa'lı enfeksiyon hastalığına yakalanmış, elli bin kişi yaşamını kaybetmiş. Antibiyotiğe dirençli mikropların sayısı artıyormuş. Antibiyotikler etkisini kaybetmeye devam ederse ne olacak?

Bazı bilim adamları için Postantibiyotik Çağ'dayız. Post kelimesi latincede ”sonra” anlamına geliyor.

19. ve 20. yüzyılda endüstriyelleşmeyle başlayan ve bugün hayvan fabrikaları haline gelen yoğun hayvancılıkta antibiyotik kullanılması çağımızda çözüm isteyen bir konu daha.

Bir zaman şehirlerdeki yiyecek kıtlığını ortadan kaldıran, ilerlemenin bir simgesi olarak görülen bu yoğun tarım ve hayvancılık anlayışı yeni skandallarla gıda politikasında yeniliklere zorluyor.

1995 yılında Danimarka, 1999 yılında İsviçre, 2006 yılında Avrupa Birliği, hızlı gelişmeleri için tavuklara antibiyotik verilmesini yasakladı. Yasal olarak hasta olan hayvanlara ilaç olarak tedavi için antibiyotik verilebiliyor.

Organik tavuk çiftliklerinde tavuklara hastalık nedeniyle antibiyotik verildiğinde bu tavuklar organik tavuk olarak satılamıyor.

Bu doping olarak antibiyotik uygulamalarının yasaklanmasına rağmen, kullanılan antibiyotik miktarının ve antibiyotikten etkilenmeyen bakterilerin sayısının devamlı artması, bundan kaynaklanan riskleri yine gündeme getiriyor, yeni tartışmalara yol açıyor.

Bir metre karede 24 tane tavuk düşünün … Kümeslerde ne kadar fazla tavuk olursa, o kadar daha fazla antibiyotik …

Almanya'da ilk defa olarak, Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Tüketici Koruma Bakanlığı'nın yaptığı araştırmada tavukların yüzde 96,4′ünde antibiyotiğe rastlanmış, tavukların yüzde seksen üçü yaşadıkları kısa süre içinde bir antibiyotik uygulamasıyla karşılaşıyormuş.

Bu araştırmada bugünkü endüstriyel anlayışa göre küçük sayılan, yirmi bin tavuktan az tavuğu olan işletmelerde daha az antibiyotik kullanıldığı ortaya çıkmış. Kesim olgunluk süreleri 30 gün ve 45 gün olan tavuklar karşılaştırıldığında 45 gün sonra kesilenlerde daha az antibiyotik görülmüş.

Yoğun tarım ve hayvancılık da Postmodern Çağ'ın doğal olmayan küçük afetlerinden mi?

Endüstri ülkelerinde gıda maddesi skandalları bitmek bilmiyor. Ekoloji ve biyolojinin hakim olduğu bir gıda politikası ve tarım ve hayvancılıkta sürdürülebilirlik nasıl gerçekleşebilecek?

”Sürdürülebilir” kelimesi on altıncı yüzyılda ilk defa ormancılıkta kullanılmış. Ormancılıkta sürdürülebirlik, kesilen ağaçlarla, yetişen yeni ağaçların arasındaki dengenin sağlanması, ormanın küçülmemesi, yok edilmemesi.

”Sürdürülebirlik” tarım ve hayvancılık için kullanıldığında, kaynakları koruyarak, havayı, yeraltı sularını kirletmeyen, toprağı çölleştirmeyen, gelecek nesillere de sağlıklı besin sağlayabilecek bir üretim şekli anlamına geliyor.

Gıda skandallarına bakarsak, biz hem geçmiş, hem de gelecek nesil mi olmuş oluyoruz?

Suç tüketicilerde diyenler var. Tüketiciler çok yiyebilmek için ucuz gıda istiyormuş. Doğru mu bu? Avrupa'da gıda piyasasında ekolojik, organik gıda sektörü en fazla gelişen gıda sektörü.

Yiyeceğe çok para harcamak kültürüyle yetişmemiş tüketici nesiller için antibiyotiksiz yetiştirilmiş dört katı fiyata organik bir tavuk alışılmamış yeni bir his.

Organik yiyecek fiyatları son yıllarda sebze ve meyvede farkedilecek kadar düşmesine rağmen bütçesi küçük olan kişiler için isteseler de hala lüks bir şey.

Sağlıklı gıda herkes için bir temel hak mı? Postmodern Çağ'ın tarım ve hayvancılığı yeni sosyal sınıflar oluşmasına mı neden oluyor?

Bizim güzel yerimizde neler var? Markasına bakarak tavuk alanlar, köy tavuğu istemeyenler … Köylülerimiz hayvanlarına ne yem verdiklerini bilmiyorlar. Hazır yem alıyorlarmış, ilacın fazlası daha verimli sonuç getiriyormuş. Hangi tavukta daha fazla antibiyotik var söylemesi zor. Cep telefonlu, internetli Bilgi Çağ'ımız …

Biz kaç gün içinde kilo alıyoruz? Yoğun tarım ve hayvancılıktan, sürdürülebilir tarıma ve hayvancılığa geçiş … Ancak az yemeye başlarsak olurmuş bu.

Ara öğünler, şekerli besinler insulini birdenbire artırıp düşürerek açlık yaratıyormuş, tokken açmışız yani, insulin geceleri bünyedeki yağ metabolizmasını engelliyormuş, kilo veremiyormuşuz. Eskiden olduğu gibi üç öğün daha sağlıklıymış.

Kimyasal tavuk, kimyasal besin … Doğal bir gereksinim olan yemeği boş zamanı değerlendirme şekline çeviren Postmodern Çağ yine kendisini tartışıyor.

Yine tarlalarda değil de tüketicilerde başlayacak geriye dönen ilerleme şekli … Eğlenceli değil de, dengeli beslenmeye geri dönüş … Yapabilir miyiz bunu?

 

Yorum Yap

Diğer Haberler