Son Dakika
Cuma, 21 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Hükümetten herkese bir fil daha
Hükümetin ilaç reklâmlarını serbest bırakmasını eleştiren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer; “Bu, Timur’un fil hediyesine benzeyen affedilmez bir hatadır!” dedi.

RTÜK Kanunu içerisinde geçirilen bir madde ile reçetesiz ilaçların reklamının serbest bırakılmasını değerlendiren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer yaptığı açıklamada şu görüşleri dile getirdi:

“Bugün dünyanın yıllık ilaç tüketimi 1,2 trilyon doları bulmaktadır. İlaç firmalarının ilaç promosyonları için harcadıkları rakam ise sadece ABD’de 22 milyar dolardan fazladır. Türk Eczacılar Birliği’nin verilerine göre, son beş yılda yaklaşık 1,5 milyar kutuya yakın antibiyotik tükettik. Üstelik bu verilere; yüzde 80’ni hayvanlara verilen ve dolayısıyla hayvanlardan insanlara geçen antibiyotikler ile doktorlara promosyon olarak verilen antibiyotikler de dâhil değildir.

Yakın gelecekte, birçok hastalık için tedavi edici ilaç bulamamak gibi büyük bir riskle karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır. Türkiye’de 2005 yılında ilaç fiyatlarında ortalama yüzde 17’lik bir indirime gidilmesine karşın, Türkiye’nin son on yılda sağlık harcaması 3,5 kat, ilaç harcaması ise 6,1 kat artmıştır. Bu harcama rakamlarına, hasta tarafından ödenen katılım payları ve SGK tarafından ödenmeyen ilaç bedelleri de eklendiğinde, rakamlar ortalama yüzde 25-30 dolayında artacaktır. Bu durumda, Türkiye’nin 2010 yılında ilaca ödediği para 15 milyar doları aşmaktadır.

Yıllara göre kamunun toplam ilaç harcama tablosu:

Yıl[1]

2001

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

2010

Milyar $

2

2,9

3,8

4,5

5,2

5,9

6,8

8,3

12,2

15

Yıllara göre kamunun toplam sağlık harcama tablosu:

Yıl[2]

99

00

01

02

03

04

05

06

07

08

Milyar $

12,96

13,7

10,71

12,96

16,7

21,6

26,5

30,9

39,1

44,8

Bu rakam bile, ilaç üreticilerini tatmin etmemektedir. Mesela, bir ilaç üreticisine yöneltilen ‘Türkiye’de kişi başı ilaç harcaması ne kadardır?’ sorusuna “İlaç pazarına baktığımızda ortalama kişi başına ilaç harcaması 130 dolar civarındadır. 130 dolarlık pazar oldukça düşük görünmektedir. Bunun yukarı çekilmesi elzemdir[3] diyor. 130 dolarlık kişi başı tüketimi yukarı çekmek için ne yapmak gerekir sorusunun cevabı, galiba RTÜK Kanun tasarısı ile netleşiyor. Aslında eşe dosta giderken, eczaneden birkaç ilaç paketleteceğimiz günler için hazırlık yapılıyor.

Bizler hükümete gıda reklâmlarını ‘yasakla’ çağrısı yaparken, hükümet, ‘Timur’un ikinci fili’ gibi yeni RTÜK Kanunu tasarısı ile reçetesiz ilaç reklâmını serbest bırakıyor. Sormak gerekiyor, bu ihtiyaç ne(re)den doğdu? Toplumun tüm gereksinimleri karşılandı da, sıra doymak bilmeyen tıp ve ilaç endüstrisinin dayatmalarını karşılamaya mı geldi? Bu ülkenin, dünyanın en çok ilacını tüketen ülkeler liginde ilk sıralarda olması yetmedi mi?

İlaç reklamı serbestîsi tasarısı hazırlanırken, Sağlık Bakanlığı’na mutlaka görüşü sorulmuş olmalıdır. Hoş, mevsim griplerinin binde biri kadar bile tehlike arz etmeyen domuz gribi hadisesinde, ilaç endüstrisi ve küresel egemen güçlerin rehberliğinde ülkeyi bir uçuruma götüren Sağlık Bakanlığımızın, ilaç firmalarından farklı düşünmesini bekliyor değiliz. Ama yinede tedaviden önce, halk sağlığını koruyucu önlem almakla mükellef bir Bakanlığın, gereksiz ilaç tüketimini azaltıcı bir önlem şöyle dursun ilaç reklâmına sessiz kalmasını esefle kınıyoruz!

Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve de hükümet üyeleri sessizliğini korurken, yasa tasarısında bu madde için bir cümlelik bile gerekçe yazamayan ve geçmişi nedeniyle hassasiyetleri yüksek olmasını beklediğimiz RTÜK Başkanı Davut Dursun’un; “AB Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi’ne uyum gereği olarak RTÜK Tasarısının 11. maddesi ile reçeteye tabi ilaç ve tedavilerin reklamları yasaklanırken, reçeteye tabi olmayan ilaçlar ve tedavilerin reklamları yapılabilecektir” şeklindeki savunması herkesi hayal kırıklığına uğratmıştır.

Çıkardıkları her yasa ve olumsuzluk için Avrupa Birliği mevzuatını gerekçe gösteren dün ve bugünün siyasileri ve bürokratları, demek ki; AB yasakla derse yasaklayacak, serbest bırak derse serbest bırakacak veya öl derse ölecek, yaşa derse yaşayacak. Sahi, bu ülkenin kendi iradesi yok mu? Bu tür yanlış maddeleri savunmak, RTÜK Başkanı’nın görevi mi? Sağlık Bakanı neden çıkıp konuşmuyor? Bu düzenleme, toplumun mu yoksa “Trilateral çetesi”nin bir üyesi olan ABD ve AB’li ilaç üreticilerinin ihtiyacı mı? Tohum tekellerinin ve gıda tröstlerinin çıkarlarına hizmet için, tehlikeli tohum kanunu ve biyogüvenlik maskesiyle de GDO’yu yasallaştırıcı kanunlar çıkaran, toplumun haberi olmaksızın birçok tehlikeli düzenlemeye imza atan Meclisimizin, bu kez de ilaç tröstlerinin değirmenine su taşıması büyük bir talihsizliktir.

Dünya Tarım Örgütü verilerine göre, Türkiye’de kişi başına ekmek tüketimi, günlük ortalama 400 gramdır. Bu da bize, Türkiye’nin yıllık 12,5 milyar dolarlık ekmek harcaması yaptığını gösterir. Kimse, ezici bir kısmı sağlıksız olan un ve ekmeğin sağlıklı hâle getirilmesinden söz etmezken, ilaç tüketimini az bulması, “ekmek yerine ilaç” tüketilmesini önermesi anlamına geldiğinin acaba farkında mı?

Sağlıklı bir ekmek ve güvenli gıda konusunda önlem almak yerine, ilaç reklâmlarını serbest bırakan siyasi iradenin tarihi bir hata daha yaptığından şüphe duymuyoruz. Unutulmamalıdır ki; batı tıbbının yerli yersiz içirdiği ilaç bir zehirdir ve bugün ilaçların ezici çoğunluğu GDO’lu ürünlerden elde edilmektedir. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak; siyasi iradeyi, ülke insanının sağlık ve çıkarını önceleyerek ilaç reklâmını serbest bırakan bu maddeyi geri çekmeye, muhalefeti ise tasarının yasalaşmasına engel olamaması durumunda bu maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmeye, Sayın Cumhurbaşkanımızı da veto etmeye çağırıyoruz.

Unutulmamalıdır ki; bütün ilaçlar insan vücudunda zamanla tedaviye direnç geliştirir ve çok basit bir hastalık bile tedavi edilemez hâle gelebilir. İlaç firmaları, ABD’de olduğu gibi tüm ilaçların perakende mağazalarında da tüketicilere tezgâh üstünde doğrudan satılabilmesini hedeflemekte ve bu yönde yoğun lobi çalışmaları yürütmektedir. Ağrı kesiciler, antiseptikler, vitamin ve mineraller, laksatifler, dermatolojikler, oftalmolojikler, uyku düzenleyiciler, öksürük, soğuk algınlığı ve sindirim sistemi diye uzayıp giden bu ilaçlar, halen bir doktor reçetesi olmaksızın (Over the Counter- OTC) ihtiyacı olan, olmayan herkese hiçbir sınır ve takip olmaksızın satılabilmektedir.

Bitkiler söz konusu olduğunda kendi kendine tedaviyi reddedenler, ilaçlar söz konusu olduğunda ise ilaçlarla ‘kendi kendini tedavi’yi birden güvenli olarak kabul etmekteler. Oysa basit olarak değerlendirilen antieflamatuar analjezik ilaçlar, bilinçsiz kullanımlarda, eklem harabiyetine veya mide kanaması riskine neden olmaktayken, nasıl olurda reçetesiz ve doktor kontrolünden uzak kullanılması serbest bırakılabilir? Bu da yeterli görülmeyip, reklâmına izin verilebilir? Ne yazık ki, güvenilirliği kanıtlanmayan birçok ilaç, çok kolay ruhsat alabilmektedir. Güvenli diye kullanıma sunulan bir ilaç, bazılarımızın ölümüne neden olduktan sonra nedense birden piyasadan çekiliveriyor. Bu devlete, sağlımızı bile emanet edemeyecek miyiz?



[1] SGK 2009 Sağlık İstatistikleri.

[2] TÜİK’in 22.2.2010 tarihli basın bülteni. 2008 ve sonrası tahminidir.

[3] Çok sayıda yerli ve yabancı ilaç fabrikasında yöneticilik yapan Teoman Kalafatoğlu’nun, Global Sanayici Dergisi’nin Nisan 2010 sayısında yer alan mülakatı.

İşte ilaç piyasasında dönen oyunlar...

İşte o tasarı
 

09.01.2011 23:23:00 Bu haber 8227 defa okundu
Hükümetten herkese bir fil daha
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri