Son Dakika
Çarşamba, 25 Ocak 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
GDO: İnsanlığa saldırı
Genetiği Değiştirilmiş ürünlerin ve yemlerin üretim ve tüketimini meşrulaştıran yönetmelik hakkında açtıkları iptal davası hakkında bilgi veren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer; “Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ülkemizde üretilmesi ve tüketilmesine izin veren yönetmelik, Türkiye’nin bağımsızlığını dört şirkete terk etmektir” dedi.

GDO Yönetmeliği hakkında Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin açtığı iptal davasını değerlendiren Kemal Özer, düzenlediği basın toplantısında şu görüşlere yer verdi:

“26.10.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve GDO’yu meşrulaştıran yönetmelik; Anayasa’nın 5, 7, 8, 17, 45, 56, 124 ve 169 maddelerine aykırı olduğu gibi tüketicilerin BM Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesi ile Avrupa Tüketici Hakları Bildirgesi’nin tüketicilerin bilgi edinme ve bilgi alma ve sağlıklarının korunması ilkelerine; Rekabet Kanunu, Tüketici Kanunu, Gıda Kanunu, Sağlık Bakanlığı’nın Kuruluş Kanunu, Orman ve Çevre ile ilgili Kanunlara ve de Etiket mevzuatına tümüyle aykırıdır. Bu nedenler çerçevesinde yönetmeliğin tümüyle iptali için Danıştay’a dava açtık.

Türkiye, 26 Ekim’de yayınladığı GDO yönetmeliği ile geleceğimiz, genetik tohum üretici ve pazarlayıcısı Monsanto, DuPont, Pionerr, Syngenta, Bayer ve Hazera gibi uluslararası şirketlerin insafına terk edilmiştir. Yani 26 Ekim Türkiye’nin geleceği açısından bir milattır ve kara bir gün olarak tarihe geçmiştir.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak dünyanın hiçbir yerinde GDO’lu ürünlerin üretilip tüketilmesine razı olmadığımız gibi sıradan ve sığ bir düzenleme olan bu yönetmelik ile GDO’nun ülkemizde yasallaştırılmasını da kabul etmemiz imkânsızdır. GDO, başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada tümüyle yasaklanması gereken bir belâdır. Çünkü GDO, insanlar ve diğer tüm canlıların sağlığını güvenliğini ve geleceğini ve hürriyetlerini tehdit etmektedir.

İnsanlığın ortak mülkü olan tohumları tescil ederek mülkiyetlerine geçiren GDO’cuların sözcülüğü ve taşeronluğunu yapan kimi çevreler, gıdaların yetersizliğinden ve dünyanın mevcut nüfusu besleyemediğinden dem vurmakta ve GDO’nun zararsız olduğunu iddia etmektedirler. Hatta GDO’ya karşı çıkan duyarlı ve vicdan sahibi çevrelere ‘GDO’nun zararlı olduğunu ispat edin’ demektedirler. Hâlbuki bir ürünün zararlı olduğunun tüketici tarafından ispatı değil, üretenin o ürünün zararsız ve hatta yararlı olduğunu ispat etmesi gerekir. Bu şekilde bir mantıkla toplumu aldatmaya çalışıyorlar.

Bugün dünyada her yıl açlık sınırının altında yaşayanların tümünü birkaç yıl doyuracak miktarda üretim fazlası vardır. Mesela dünyanın 168.397.000 ton buğday, 89.911.000 ton pirinç fazlası varken, açlıktan söz edilmesi göstermektedir ki sorun; GDO için zorunluluk olarak gösterilen eksik üretim değil adil paylaşım sorunudur.

Tüm bu gerçekler ortada iken Türkiye, yangından mal kaçırırcasına GDO’cuların dışında hiç kimsenin görüşüne müracaat edilmeden çıkarılan yönetmelikle bağımsızlığından vazgeçilmekte ve insanlığın geleceği birtakım güçlere peşkeş çekmektir. Bu karara imza atanları, ne tarih ne de insanlık affetmeyecektir.

GDO’cular açısından Türkiye tümüyle fethedilememiş bir ülke idi. Yeni yönetmelikle artık GDO’cular hedeflerine hızla ilerleyeceklerdir. Dünya, GDO belasından kurtulmak için var gücüyle çabalarken Türkiye, yine hep olduğu üzere tersine hareket edip kendi kalesine gol atmıştır.

Bilim çevrelerinin söylediği gibi şu gerçektir ki; GDO ile bitkiler kısırlaştırıldığı gibi hayvanlar ve insanlar da kısırlaştırılmakta, immün sistemi zayıflatılarak her türlü hastalığa açık hale getirilmekte, farklı canlıların genleri birbirine karıştırıldığı için doğal yapısı bozulmuş insan doğumlarına, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok ölümcül hastalıkların artışınadır.

Bu yönetmelik insanlığın geleceği açısından kamu yararı değil kamu zararı gözetmektedir.

Bizlerin buna razı olmamızı kimse beklemesin ve buna asla izin vermeyeceğiz. Mücadelemiz tâki bu ülkenin Meclisi’nin GDO’yu tümüyle yasaklamasına kadar devam edecektir!

Ancak şunu da belirtmeliyiz ki: Tarım Bakan’ı tarihi bir hata yapmakla yetinmeyip kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye devam ediyor! Öyle inanıyoruz ki Sayın Başbakan’ı GDO’yu yasakladıklarına inandırmışlar. Başbakan’da GDO’yu yasakladık diyorsa zararlarını kabul ediyor demektir. Bu durumda şunu sormamız gerekiyor. Bu nasıl bir yasaklamadır? Yönetmelikle Kurul ihdas edildiği ne zaman görülmüştür? Yasaklamak için sayfalarca yönetmelik mi yayınlamak gerekiyor. Bu yönetmeliğin neresinde çocuk mamaları gibi küçük istisnalar hariç yasak kelimesi geçmektedir? Mademki yasakladınız neden yüzde 0,9’un altında GDO içeren ürün GDO’suz sayılıyor? Neden GDO’suz ürün üreten etiketine ‘GDO’suz dur’ diye yazamıyor? Yasaksa, hukuki dayanaktan yoksun kurul neden ihdas edildi? Kurul’a neden zararları açıklama yetkisi verilmedi ve yasaklandı? GDO’nun zararlı olduğunun beyanı neden kurula değil de üreticinin insafına terk edildi?

 

 

GDO Yönetmeliği İptal Davası Dilekçesi

GDO Basın Toplantısı Fotograf Galerisi için tıklayınız

 

 

Bu yönetmelik ileri düzeyde kamu zararı gözetmektedir. Ayrıca uluslararası sözleşmeler, anayasa ile tüketici, rekabet, sağlık ve gıda kanunu başta olmak üzere hukuka aykırılığı ve de  inanç özgürlüğü ile bağdaşmamasından dolayı Danıştay’ın tümüyle iptal edeceğine inancımız tamdır."

04.11.2009 11:58:00 Bu haber 3470 defa okundu
GDO: İnsanlığa saldırı
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri