Anasayfa / Kemâl Özer / Hacamatın en doğru gün ve zamanı
Kemâl Özer

Kemâl Özer

Eklenme Tarihi: 15 Şubat 2025 15:13

Hacamatın en doğru gün ve zamanı

Birkaç yıldır Gerçek Hayat olarak Hicri takvim hediye ediyoruz. Bu takvimde ayın evreleri, insanlara etkileri, tedaviler, içtimâî hayata dair bazı hususları merkeze alan gün işaretlemeleri de yer alıyor.

Geçtiğimiz günlerde hacamat olduğum bir arkadaş ile sohbet ederken, hacamatın en doğru zamanı zannedilen günlerin doğru olmadığını söyledi. En doğru günler ‘dolunay günleri’ deyince o an İbn Sînâ merhumun el-Kânûn’u hususunda tam bir mütehassıs olan Prof. Dr. Mustafa Koç’u arayıp “merhumun bu bahisteki görüşü nedir” dedim. O da “dolunay” dedikten sonra “az bekle” dedi.

Biraz sonra aşağıda yer alan kendisinin Latinize ettiği ilgili sayfayı gönderdi. İşin kötüsü bu bölümü bu fakir de okumuş ve işaretlemiş. Ama ezberlerimiz yüzünden mi, ehemmiyet vermemiş olmamızdan mıdır bilinmez, genel geçer bilgiler zihnimizi işgal etmeyi sürdürmüş ve takvimi de bu şekilde yapmışız.

Meselenin en acıklı yönü ise 85 milyonluk ülkede gerçek hakkında kimsenin bizi ve toplumu ikaz etmemesi, dahası doğrudan habersizliği, İbn Sînâ gibi bir kıymetin eserinin hâlâ doğru dürüst bir şekilde günümüz Türkçesi’ne aktarılmamış olması. ‘Eh olsa okuyup amel edecek var mı?’ o da ayrı bir bahis.

Lâkin şunu da belirtmeden geçmemeliyiz ki, piyasada özellikle sosyal medyada ve hatta bu hususlarda konuşan pek çok kişinin İbn Sînâ’danmış gibi naklettikleri şeylerin merhuma ait olmayıp, insanların bu ismi kendilerine dayanak etmek gibi kötü bir gelenek oluştu.

AYIN 3 EVRESİ

Mâlum ayın ‘yeni ay, dolunay ve eski ay’ olmak üzere üç evresi var. Ayrıca ayın yeryüzü üzerindeki etkileri çok fazla. Eskilerin ‘dertler geceleri azar’ demesinin hikmeti de ayın geceleyin, insan üzerindeki tesirinden olsa gerek. Zîra ay gündüzleri pasif, geceleri ise aktif. Geceler görünmez varlıkların dolaşma, bizler için ise istirahat vakti olmasının da hikmeti vardır.

Dolunay günleri denizler için gelgit zamanlarıdır. Yani sular kabarır. Denizlerde gelgitler farklı zamanlarda da meydana gelse en şiddetli ve tehlikelileri dolunay günlerinde yaşanır. Bu nedenle belki de dolunay günlerinde denizde olmak tehlikelidir.
Dolunay günlerinde insanlar gerilimli, sıkıntılı, buhranlıdır. Bazıları da patlamaya hazır bomba gibi gelgitler yaşar. Bu günlerde yeni işler yapılmaması, sıkıntılı ve zor işlere tevessül edilmemesi tavsiye edilir. İngiltere Emniyet Teşkilatının verilerine göre pek çok kavga, cinayet bugünlerde artış gösterir. Düğün ve cinayet haberlerine baktığımızda da adlî vakaların arttığını görürüz.

İbn Sînâ’nın da belirttiği gibi en doğru hacamat zaman dolunay günleridir ve hacamat bugünlerde yapıldığında insanı dinginleştirir, sakinleştirir. Kaldı ki Hz Peygamber (a.s.v.) ‘eyyâm-ı biyz’ denilen dolunay günlerini oruçlu geçirmemizi tavsiye eder.

METNİN ORJİNALİ





























PEKİ, İBN SÎNÂ NE DİYOR?

İbn Sînâ merhum özetle diyor ki: “Hacamat eden (ve yaptıran) kimselere emrolunur ki, hacamatı (hicrî/kamerî) ayın başında ve sonunda yapmayalar. Ayın ortasında edeler. Zîra ayın başında rutubet yani sıvılar henüz hareket ve heyecana başlamamıştır yani kabarmaz. Ayın sonunda da rutubet/sıvı/kan yeteri kadar hareket halinde değildir. Amma ayın ortasında -tıpkı medcezir gibi- rutubet/kanın hareketi yüksektir, çok fazla olur. Ayın ortasında sıvıları, kanı ve hıltları dışarı çıkarmak kolaydır/çok olur/mümkün olur. Ayın başında ve sonunda vücudun sıvıları az olup, ayın ortasında ziyade/çok olmasının sebebi şudur ki, ay güneşe bakıp, karşı karşıya gelirler. Böylelikle ayın nuru/ışığı çok olur. Ayın ışığı çok olunca unsurlar dünyasında rutubetler/sıvılar ziyadeleşir. (Tıpkı denizlerin kabarması gibi) İnsan beyninde ve ırmakta olan sular ziyadeleşir/artar, ayın evvel ve ahirinde yani başı ve sonunda az olur. Bu Aziz ve âlim olan Allah’ın takdiridir. Hacamatın gün içinde en uygun vakti ise öğleden sonra ikindiye yaklaşırken. Sıcak sudan çıkınca hacamat yapılmasın.”






UYDURMA EL KÂNÛN

Prof. Dr. Esin Kahya imzasıyla/çevirisiyle/sadeleştirmesiyle Atatürk Kültür Merkezi tarafından basılan 6 ciltlik El-Kânûn ile İbn Sînân’ın El-Kânûn’u arasında neredeyse hiçbir bağ yoktur. Daha önce defaatle bu hususta yazılar yazıp, haberler yaptık. Belli ki Prof. Dr. Esin Kahya Osmanlı Türkçesini bilmiyor. Eserin her yeri uydurmalarla dolu. Sağlam tek bir sayfa ve tek bir terkip bulmak imkansız. Bundan hareketle ilaç ve reçete yapanlar ve bilgi satanlar bilsin ki, yaptıkları işten tıp ilmi de beridir, İbn Sînâ da.

Kültür Bakanlığı Yazma Eserler Genel Müdürlüğü’nce sadeleştirilmeden basılan el-Kânûn Fi't-Tıb ise müracaat edilebilecek yegâne eserdir. Bu eserin dili 18. asır Osmanlı Türkçesi olsa da eserin son cildinde 14 bin kelimelik bir el-Kânûn Fi't-Tıb lügati eklenmiştir. Buraya bakılarak yol alınabilir.

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nın neşrettiği Prof. Dr. Esin Kahya’ya ait ‘sözde el-Kânûn’ için yapılabilecek en iyi şey yakmaktır. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’na düşen görev ise bu sözde el-Kânûn’u basmayı derhal bırakmak ve hatta milletten özür dilemek olmalıdır.

BİR CİLDE 15 CİLT ŞERH

Bugün biz İbn Sînâ’nın ne dediğinden habersiz iken Kutbeddin Şirâzî (1236-1311) merhum el-Kânûn Fi't-Tıbb’ın sadece 1. cildi için tam 15 cilt şerh yazmış. Cumhuriyetle beraber neler kaybetmişiz neler!

Yorum Yap

Yorumlar

Bazı Haberler

Devlete emanet edilen bebeğe işkence etti

Devlete emanet edilen bebeğe işkence etti

Başlık ağır mı? Değil! Çünkü henüz doğmuş bir bebek hastaneye gitmişse veya orada doğmuşsa burası ister özel ister üniversite isterse de kamu hastanesi olsun o bebek devlete emanet edilmiştir. Bir damla kanını almak için ailelerle hasım olan devlet, kendine emanet edilen bebeği sakat bıraktı. İşte o korkunç haber ve görüntüsü
 

Deccal Tabakta yeniden yazıldı ve neşredildi

Deccal Tabakta yeniden yazıldı ve neşredildi

2010 Şubatında ilk kez neşredilen DECCAL TABAKTA'nın yaklaşık 4 yıldır baskısı yoktu. Tohum ve GDO ile ilgili meselelerde hayli değişimler yaşandı. İlk baskısı 292 sayfa olan eser baştan sonra yeniden yazıldı, değişen bilgiler güncellendi, yeni gelişmeler eklendi ve yeni baskısı 432 sayfa olarak Ketebe tarafından neşredildi.

İşsizlik hakkı

İşsizlik hakkı

Sağlıüın Gaspı, Okulsuz Toplum, Su, Tüketim Köleliği gibi kitaplarından tanıdığımız Ivan Illich, 20. asrın en mühim filozaflarından biridir. İnsanlığın 20. asırdaki köleleştirilmesini belki de en sert eleştiriyi yönetenlerin başında gelir.