Çetin Oranlı
Eklenme Tarihi: 05 Nisan 2010 00:00
Bazı yaygın medya organları, GDO’lu ürünlerin bazı alanlarda yasaklandığını öne süredursun, aslında GDO’lu ürünlere yasal kılıf sağlanmış oldu. İşe derinlemesine bakıldığında günlük hayatta tükettiğimiz gıdaların çoğunda GDO’lu ürün bulunuyor. Genetiği değiştirilmiş ürünler, yüzlerce çeşit gıda maddesinin içerisine karıştırılan GDO’lu soya lesitini, aslında bireylerin dünyasını derinden etkiliyor. Pek çok hekime göre, insanların sık sık rahatsızlanması ile tükettikleri gıdalar, bu gıdalardaki katkı maddelerinin arasında doğrudan bağlantı var. Sadece fizyolojik açıdan sağlığı etkilemiyor GDO’lu ürünler, kimi iddialara göre ‘cinsel yönelimlere de tesir edebilecek’ düzeyde insanların kimyasını bozabiliyor.
Uzun yıllar Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı olarak toplum adına sorguladı, sorunların takipçisi oldu Kemal Özer. Daha sonra radikal bir karar alarak İstanbul’a taşındı. Halen hayatını İstanbul’da yürütürken başında bulunduğu Gıda Güvenliği Hareketi Derneği ile can alıcı sorunları gündeme taşımaya, topluma faydalı olmaya çalışıyor. Sivil toplum aktivisti olarak başarılı bir portre ortaya koyan Kemal Özer, gıdadaki tehlikeyi, ‘Deccal Tabakta’ ismiyle kitaplaştırdı. Kemal Özer, İstanbul’da GDO meselesine hassasiyeti-hakimiyeti ile bilinen Prof. Dr. Kenan Demirkol ve Gazeteci-Yazar Abdurrahman Dilipak’la birlikte kitabı ve Biyogüvenlik Yasası’nın oluşturabileceği riskleri anlatmış. Gerek Kemal Özer’in, gerekse Prof. Dr. Kenan Demirkol ve Abdurrahman Dilipak’ın sözlerine kulak verdiğimizde GDO’lu ürünlerin toplumuz için ne denli büyük tehlike oluşturduğunu anlıyor, ister istemez böylesine riskli bir duruma nasıl müsaade edildiğini sorguluyorsunuz. Bu nedenle Özer, Demirkol ve Dilipak’ın sözlerinden can alıcı tespitleri paylaşmayı yararlı buluyorum.
Kemal Özer: “Artık dünyamız, GDO’ya karşı çıkıp ‘nano gıdaya’ göz kırpan, hibrit tohumu savunan ârafta insanlarla dolu. Birinci evre ‘hibrit’ dönemi idi. O dönemi geçirmiş bulunuyoruz. İkinci evre şu an yaşadığımız GDO evresi. Ancak ‘nano gıda’ adında üçüncü bir evre var ki, maalesef insanlığı daha büyük felaketler bekliyor! GDO sorunu, malesef Türkiye’de henüz yeterince tartışılmadı. Hatta, tartışma daha yeni başladı. Biyogüvenlik Yasası çıktı ama her şey bitmiş değil.”
ABD, GIDAYI SİLAH OLARAK KULLANIYOR
Prof. Dr. Kenan Demirkol: “Bugün ABD’de üretilen her GDO’lu tohumun içinde yer alan kısırlaştırıcı genetik bilgi, yüzde 50 oranında ABD Tarım Bakanlığı’na patentli bir maddedir. Çok güzel bir şekilde, kapitalist bir şirketle emperyalist bir devletin kol kola girerek, adeta kendi aralarında bir ‘simbiosis’ yaşayarak birisi para kazanmak diğeri de dünya devletlerine hükmetme çabasındadır. ‘Deccal Tabakta’ kitabında bu süreci çok ayrıntılı bir şekilde okumanız mümkün. 1974 yılındaki Dünya Gıda Konferansı’na ABD tarım bakanı katılmaz, son anda evde bırakılır ve Dış İşleri Bakanı Kissenger toplantıya katılır. Tarım yardımı kararı önceden alınmış ve deklare edilmiş olmasına rağmen tarım yardımından vazgeçilir, bunun yerine gıda yardımı öngörülür. Nüfus kontrolü yapmayan ülkelere ‘gıda silahı’ gösterilecektir. Bu 16-17 ülkeden biri Türkiye’dir.”
CİNSEL KİMLİĞİ BİLE ETKİLİYOR
Abdurrahman Dilipak: “Ahlaki kirlenme son yılların en büyük sorunudur. Ancak ahlaki kirlenme sadece cinsellik açısından değerlendirilmemelidir. Biz bu ahlaki kirliliği yediğimiz gıdalarla da yaşamaktayız. Hemen hemen bütün hazır gıdalarda yer alan ‘soya lesitin’ katkı maddesi karaciğere ulaştığında östrojen salgısına sebep olmaktadır, siz bir insanda androjen ve östrojen dengesini bozarsanız o kişinin cinsel kimliğini de bozmuş olursunuz. Gıdaların sebep olduğu bu ahlaki kirlenme ile kadınların ve erkeklerin cinsel tercihlerinde sapmalar görülmektedir, yani yediğimiz konserve ve ambalajlı hazır gıdaların içindeki genetiği değiştirilmiş organizmalarla bir yanda cinsiyetiniz mutasyona uğrarken diğer yanda çocuğunuzun cinsiyetini belirlemiş oluyorsunuz.”
Yorum Yap
Yorumlar