Türkiye'yi zehirli atık deposuna çevirmişler

İtalya'dan kaçak gönderilen binlerce ton tekstil atığı Türkiye'de ele geçirildi. Ayrıca Denizli ve Mersin'de uygun yönetilmeyen binlerce ton atık daha bulundu.Kombucha derisi su geçirmez değil. Bu nedenle yağmurda iyi bir seçim olmayabilir ama bu kusuru doğal yağlar veya balmumu ile işlenerek giderilebiliyor.
 

Türkiye'yi zehirli atık deposuna çevirmişler
İtalya'dan Türkiye'ye yasadışı yollarla tekstil atığı kaçakçılığını hedef alan uluslararası operasyonda Türkiye'de binlerce ton atık ele geçirildi.

İtalya merkezli bir şirkete yapılan operasyonda da 12 milyon euro değerinde mal varlığı ve tır filosuna el koyuldu.

Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi (OLAF) ile İtalya ve Türkiye'den kolluk güçlerinin işbirliğiyle, İtalya'dan Türkiye'ye sevk edilen 4200 ton tekstil atığı Türkiye'ye varışında denetlemeye tabi tutuldu.

OLAF tarafından 25 Haziran'da yapılan açıklamaya göre incelemeler, bu tekstil atığının komplike geri dönüşüm işlemlerine tabi tutulmaması halinde doğada 200 yıla kadar kalabilen akrilik elyaf içerdiğini gösterdi.

Sözkonusu atığın, özel geri dönüşüm teknolojileriyle işlenmek yerine farklı biçimde etiketlenerek Türkiye'ye yollandığı tespit edildi.

Plastik atık ticareti nedir, Türkiye nasıl en çok atık alan ülkelerden biri oldu?

Denizli ve Mersin'de uygun yönetilmeyen binlerce ton atık daha bulundu

Gümrükteki bu sevkiyatın yanı sıra, Denizli'deki bir geri dönüşüm tesisine ait depoda, Türk çevre düzenlemelerine ve izin gerekliliklerine uygun olarak yönetilmeyen 2100 ton tekstil atığı daha bulundu.

Mersin'de de, aynı şekilde İtalya'dan gelen, yanlış etiketlenmiş ve yasadışı olarak atılmaya hazır 768 ton tekstil atığı ele geçirildi.

İtalya'da Barış Boyun operasyonunda yeni dalgaHaberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin

İTALYA'DAKİ ŞİRKETE OPERASYON

İtalya'nın ulusal jandarma kuvveti Carabinieri de ülkenin kuzeyindeki Brescia kenti merkezli bir şirkete, organize tekstil atığı kaçakçılığı faaliyetleri gerekçesiyle baskın düzenledi.

Şirketin tır filosu ile 12 milyon euro değerindeki mal varlığına el koyuldu.

Yasadışı atık ticareti ve yasadışı çöplük yönetimi gibi suçlamalarla 20 kişi hakkında soruşturma açıldı.

Carabinieri'nin 24 Haziran tarihli açıklamasına göre, şüphelilerin örgütlü biçimde, çoğunluğu Toskana bölgesinden olmak üzere 50 milyondan fazla giysiye eşdeğer 26 bin tondan fazla tekstil atığını Kuzey İtalya'daki çeşitli depolarda yasadışı olarak tuttuğu ve bertaraf ettiği iddia ediliyor.

BAZI ATIKLAR TÜRKİYE'DE

"Çete liderleri" denilen grubun, tekstil atıklarını rekabetçi fiyatlarla topladıktan sonra gerekli ayıklama ve dezenfeksiyon işlemlerine tabi tutmaksızın, geri kazanılmış hammadde (Son Atık) olarak yeniden sınıflandırdığı öne sürülüyor.

Örgütün, İtalya'nın Lombardiya, Veneto, Emilia-Romagna ve Piemonte bölgelerinde 15 sanayi deposunu yasa dışı biçimde atıkla doldurduğu belirtiliyor.

Ön soruşturma mahkemesi, şüphelilerin bu depoları "devasa yasadışı çöplüklere çevirdiğini", atıkların bir kısmını da yasa dışı yöntemlerle Türkiye'ye ihraç ettiğini belirtiyor.

Carabinieri'nin paylaştığı bilgilere göre Türkiye'de OLAF işbirliğiyle ele geçirilen 2000 ton civarı atık Brescia'daki bu şirketle bağlantılı.

Denizli'de bulunan bu atığın yasa dışı biçimde "Son Atık" kategorisinde ihraç edildiği belirlendi.

YASA DIŞI ŞEBEKELER KAZNAÇ SAĞLIYOR

OLAF Genel Direktörü Petr Klement, tespit edilen atık kaçakçılığı yönteminin "belirli tekstil atıklarının geri dönüşüm maliyetinden veya çevre kurallarına uymaktan yasa dışı yollarla kaçınmaya imkan verdiğini ve organize şebekelerin yasadışı kazanç elde etmesine" neden olduğunu vurguladı.

OLAF'ın verilerine göre AB'nin tekstil ve giyim sektörü, 2023 yılında 170 milyar euro ciroya sahipti.

Ancak tekstil atıklarının geri dönüşümünün yavaş ve maliyetli olduğu vurgulanıyor.

2019 yılında bu sektörde ortaya çıkan 12,6 milyon tonluk atığın yalnızca beşte biri yeniden kullanım veya geri dönüşüm için ayrı olarak toplandı.

Avrupa Komisyonu'nun getirdiği kurallara göre tekstil atıklarının sevkiyat öncesi ayıklama işleminden geçirilmesi, yanlış etiketlenmenin ve yeniden kullanılabilir olarak ihraç edilmesinin önlenmesi gerekiyor.

ÇEVRE DOSTU 3 MALZEME

Tekstil sektörü büyük bir iş kolu ve her yıl küresel ölçekte 1,7 trilyon dolar gelir elde edildiği tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler'e göre moda sektörü çevre kirliliğinin %8'inden sorumlu. Ucuz, tek kullanımlık hızlı modanın büyümesiyle bu oran daha da arttı.

Bir giysinin yaşam döngüsünün her aşaması çevre üzerinde bir etkiye sahip. Pamuk tarlalarına püskürtülen böcek ilaçlarından polyester üretmek için kullanılan petrole, kumaşların boyanmasına, fabrikaların enerji ihtiyacına ve çöplüklere atılan tonlarca giysi atığının sebep olduğu kirlilik...

Uzmanlar, mevcut moda üretim ve tüketim modellerinin sürdürülebilir olmadığı konusunda uyarıyor.

Londra Üniversitesi'nden malzeme bilimci Profesör Mark Miodownik, BBC Radyo 4'ün Inside Science programına verdiği demeçte, "7 dolarlık bir tişört alıyorsunuz, ancak bu tişörtün dünyaya gerçek maliyeti değil" diyor.

"Tüketimimiz nedeniyle atmosferde ve okyanuslarda kötü şeylerin yaşandığını bir şekilde inkar ediyoruz" diye de ekliyor.

1) 3D KUMAŞLAR

Bitki kökenli malzemelerden 3D yazıcılarla kişiye özel kıyafet yazdırmak ki atığı gübreye dönüşse de şimdilik bu çok gerçekçi bir çözüm gözükmüyor.

2) KOMBUCHA DERİSİ

Çay ve şekerin fermantasyonuyla yapılan ve bağırsak dostu bakterileriyle bilinen kombucha (kombu çayı) adlı içeceğin, tasarımcıların üzerinde deneyler yaptığı bir yan ürünü bulunuyor.

Bu içecek yaklaşık üç hafta boyunca demlenirse, bakteriler sıvının üzerinde bir tabaka oluşturuyor.

İngiltere'deki Manchester Üniversitesi'nden tekstil teknolojisi uzmanı Dr. Jane Wood, "Bu tabakayı toplayıp, sadece suyla durulayıp, kuruttuğunuzda deriye çok benzeyen bir şey elde ediyorsunuz" diyor.

Dr. Wood'a göre, kombucha derisi inek yetiştirmekten çok daha çevre dostu olmasının yanı sıra, motosiklet montlarının derisinden bile daha "aşınmaya dayanıklı".

"Biyolojik açıdan da son derece parçalanabilir" diye de ekliyor ve iki haftada gübreye çevrilebileceğini vurguluyor.

Deniz yosununun en büyük avantajı, okyanuslara ve insan sağlığına zararlı mikroplastikler salgılayan polyester gibi plastik bazlı kumaşların aksine, biyolojik olarak parçalanabilir olması.

Ayrıca su altında büyürken karbondioksiti emiyor, böcek ilacı gerektirmiyor ve tekstil ürününe dönüştürülmesinde kullanılan süreç, geleneksel sentetik elyaflara göre çok daha az çevre kirliliğine yol açıyor.

Dr. Wood "Teknolojinin büyük bir kısmı, atık üretmemek ve kolayca bertaraf edebileceğimiz şeyler yapmak için nasıl daha çok çevresel sorumluluk alabileceğimize odaklanıyor" diyor.

"Hızlı moda ürünlerinin büyük çoğunluğunun polyesterden yapıldığını düşünün. Sadece birkaç kez giymek istediğiniz bir şeyi neden sonsuza kadar dayanacak bir malzemeden yapasınız ki?"

Uzmanlar ayrıca mantar veya bakteri gibi mikroorganizmaların tekstil için nasıl renk geliştirebileceğini de araştırıyor. Bu da daha çevre dostu bir boyama süreci olabilir.

3) YOSUN KUMAŞI

Çeşitli markalar, organik maddeden, yani deniz yosunundan yapılan yeni bir tekstil ürünüyle denemeler yapmaya başladı.

Yosun kurutulup öğütülerek ve işlenerek bitkiden lifler elde ediliyor. Bu lifler daha sonra iplik haline getiriliyor ve dokunarak kumaş yapılıyor.

Bazı global markalar yakın geçmişte deniz yosununda bulunan bir biyopolimerden elde edilen Kelsun adlı bir elyaftan üretilmiş giysiler piyasaya sürdü.

Bu arada, ABD'deki Stanford Üniversitesi'nde araştırmacı ve tasarımcı Charlotte McCurdy, alglerden elde edilen bir biyopolimerden şeffaf bir yağmurluk üretti.

Aynı malzeme, tasarımcı Phillip Lim ile işbirliği içinde yapılan ışıltılı bir elbise için payetler oluşturmak amacıyla da kullanıldı.

DAKKA MÜSLİNİ'Nİ BİLİYOR MUSUNUZ?

200 yıl kadar önce dünyanın en değerli kumaşı olarak bilinen Dakka muslini, nasıl ortadan kayboldu? Bu kumaşı hayata döndürmek mümkün mü?

Avrupa'da 18'inci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir moda akımı, uluslararası bir skandala neden olmuş, hatta aristokrat sınıf, kamusal alanda çıplak dolaşmakla dahi suçlanmıştı.

Skandala neden olan, dönemin en değerli kumaşı olarak bilinen tarihi Dakka musliniydi.

Bangladeş'in başkenti olan Dakka'dan ithal edilen bu şeffaf kumaş, 16 adımda ve büyük bir incelikle, yalnızca Meghna Nehri kıyılarında bulunabilen bir pamuk bitkisinden üretiliyordu.

Antik Yunan tanrıçalarının heykellerinde de kullanılan kumaşın dünya çapında alıcısı çoktu. Dünyanın dört bir yanındaki imparatorlar kadar, bölgede hüküm sürmüş Babür İmparatorluğu'nun soylu ailelerinin de nesiller boyu kendilerine layık göreceği kadar değerliydi.

Kumaşın bazı türleri, "rüzgar kadar" hafif ve yumuşak diye niteleniyordu.

Altın çağını Babür İmparatorluğu Dönemi'nde yaşayan kumaş 18. yüzyıl Avrupası'nı etkilemiş, bu dönemde Osmanlı'nın yanında İran, Irak ve Orta Doğu'daki pek çok ülke ile muslin ticareti de hız kazanmıştı.

Geleneksel Hint kıyafetleri olan sariler ve jamaların yapımında kullanıldığı gibi, İngiliz aristokrasisinin de gözdesiydi.

Aristokrat kadınların kapılardan zor sığan geniş etekli kıyafetlerinin modası geçmiş, iç çamaşırlarını andıran tarza sahip, tepeden tırnağa dümdüz inen uzun ve ince muslin kumaştan elbiseler moda olmuştu.

Çağın en pahalı kumaşı Dakka muslini her şeye rağmen çok şöhretliydi- en azından parası yetenler için.

Hayranları arasında Fransa Kraliçesi Marie Antoinette de vardı, meşhurü İngiliz yazar Jane Austen da.

Aydınlanma Çağı Avrupası'nda fırtınalar estirmesi ile ortadan kaybolması ise bir oldu.

Dakka muslini, 20'nci yüzyılın başlarında kayıplara karışmıştı bile.

Günümüzde hayatta kalan birkaç örneği ise yalnızca müzelerde ve özel koleksiyonlarda güvenli bir şekilde muhafaza ediliyor.

Üretiminde kullanılan pamuk bitkisinin nesli tükendiği gibi, oldukça karmaşık olan üretim tekniği de unutulmuş durumda.

Peki Dakka muslini nasıl yok oldu? Geri getirmek mümkün mü?

Bu eşsiz kumaş, dünyanın en büyük deltası Ganj'da uzanan Meghna Nehri kıyılarında yetişen bitkilerden üretiliyor.

Bulunduğu topraklarda "Phuti karpas" olarak da bilinen (Latince adı Gossypium Arboreum Var. Neglecta) bu bitkiler yetiştikleri zaman yılda yalnızca iki kez, tek bir çiçek veriyor.

Günümüzde dünyada üretilen pamuğun yaklaşık yüzde 90'ını oluşturan ve Orta Amerika'da görülen türevi Gossypium hirsutum'dan farklı olarak, bu bitkiden üretilen iplikler kısaydı ve kolayca yıpranıyordu.

Lifler büküldüklerinde daha kolay kırıldığı için endüstriyel makinelerle ucuz pamuktan kumaş üretimi yapmayı zorlaştırıyordu.

Dakka yakınlarındaki bir köyün sakinleri, bu serseri ipliklerle başa çıkmak için yıllar içinde 16 adımdan oluşan bir teknik geliştirdi.

Ustalık gerektiren bu teknik genç, yaşlı, kadın, erkek, ortak çabanın bir ürünüydü.

Bu bodur ipliklerin eğrilmesi için bir grup genç kadın nemin en fazla olduğu sabahın erken saatleri ve öğlenleri, kayıklara binip çalışıyordu. Son aşama olan dokuma ise, aylar sürüyordu.

Geometrik çiçek tasvirleri doğrudan kumaşa işleniyordu. Sonuç, binlerce ipeksi yapıda iplikten oluşan, özenle ve ayrıntıyla işlenmiş bir sanat eseriydi.

Batı'da Dakka kumaşının gerçekten insan eliyle üretildiğine inanmayanlar dahi vardı. Hafifliği ve yumuşaklığı nedeniyle Muslinleri periler hatta hayaletlerin dokuduğu söylentileri dolaşıyordu.[Dakka muslini, Napoleon Bonaparte'ın ilk eşi Joséphine Bonaparte'ın en sevdiği kumaşlar arasındaydı.]Kaynak,Getty ImagesFotoğraf altı yazısı,Dakka muslini, Napoleon Bonaparte'ın ilk eşi Joséphine Bonaparte'ın en sevdiği kumaşlar arasındaydı.Onları asıl hayrete düşüren ise kullanılan iplik sayısıydı.

Dakka muslininin hayata döndürülmesi için bir proje yöneten Saiful Islam, bir kumaşı bir arada tutmak için günümüzde 40 ila 80 iplik kullanılırken, Dakka muslininde bu sayının 800 ila 1200 olduğunu vurguluyor.

İplik sayısının fazla olması, malzemeyi daha yumuşak ve dayanıklı kılması nedeniyle tercih ediliyor.

Peki Dakka muslini bu kadar cazipken neden kayıplara karıştı?

Dakka kumaşı altın çağını tartışmasız günümüzdeki Hindistan ve çevresinde 1526'da kurulmuş olan Babür Devleti döneminde yaşadı. Babürlü hükümdarlar ve eşleri, üzerinden çıkarmadığı bu kaliteli kumaşları himayeleri altına aldı, en iyi dokumacıları doğrudan işe alıp, ürettikleri muslinleri başkalarına satmalarını dahi yasakladılar.

İngilizler devreye girdiğinde, işlerin seyri değişti. 1793'te İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Babür İmparatorluğu'nu ele geçirdi. Yaklaşık 100 yıl sonra, bölge artık İngiliz egemenliği altındaydı.[Yün]Kaynak,Drik/Bengal Muslin

Doğu Hindistan Şirketi 18. yüzyılın sonlarında Dakka muslininin imalatına müdahale etmeye başladı.

Şirket önce bölgedeki tüketicilerin yerine Britanya İmparatorluğu'ndan tüketicileri getirdi, ardından hem üretimi hem de ticareti kontrolü altına aldı.

Dokumacılara çok daha ucuza daha fazla miktarda kumaş üretmeleri için baskı yapılınca, talebe yetişmekte zorlanan dokumacılar ise borç yatağına sürüklendi.

Phuti karpas bitkisinin kumaşa dönüştürülmesinin özel bir yetenek gerektirdiğini vurgulayan uzman Saiful Islam, "Bu çok meşakkatli ve pahalı bir süreçti. Günün sonunda, bir kg. pamuk ile yalnızca yaklaşık 8 gramlık bir ince muslin üretebiliyordunuz" diyor.

Öldürücü darbe ise, Doğu Hindistan Şirketi gibi sömürgeci işletmelerin rekabeti körüklemesiyle geldi.

Bu şirketler, beslendikleri pek çok endüstri gibi muslin endüstrisinde de üretime ilişkin her ayrıntıyı kayda geçirmişlerdi.

Avrupa'da bu lüks kumaşlara iştah arttıkça, Britanya İmparatorluğu kendi topraklarına yakın daha ucuz üretim seçeneklerinin arayışına girdi.

İngiliz tekstil kralı Samuel Oldknow, imparatorluğun sahip olduğu teknik bilgi ile en gelişkin teknolojisi olan çıkrıkları bir araya getirdi. 1784'e gelindiğinde 1000 dokumacı Oldknow için çalışıyordu.

Ancak İngiliz yapımı bu muslinler, orijinal Dakka muslininin kalitesine yaklaşamadı bile. Sıradan pamuk kullanılan kumaşlar çok daha az iplik sayısı ile dokunuyordu. Tekstil ithalatı ihtiyacının da azalması ile, tarihi Dakka muslininin kökü kazındı.

Dakka muslininin nasıl yapılacağına ilişkin bilgiler de tarihe karıştı.

İKİNCİ BİR ŞANS

Bangladeş doğumlu Seyful İslam ve ekibi, projeleri kapsamında bu kumaşı yaşama döndürmek için hem üretildiği yerlerde hem de Avrupa'da az sayıda örneklerinin saklandığı müzelerde incelemeler yürüttü.

Ekip, Bengal Muslin adıyla bir ortak girişim başlattı. İlk iş uygun pamuk bitkisi bulmaktı.

Bitkinin DNA'sının inceleyen ekip, Bangladeş'e giderek Phuti Karpas'ın atası olabileceği ve orijinal bitki ile yüzde 70 eşleşen bir bitkiyi buldu; Dakka'nın 30 km kuzeyinde, Meghna Nehri'nin ortasında küçük bir adada yetiştirmeye çalıştı.

2015'te tohumlarla yapılan ilk testler sonuç verdi, aynı yıl bir miktar pamuk hasat edildi.

Hint dokumacılar ile işbirliği yapan ekip standart pamuk ile Phuti Karpas'ın melezi olan, gerçek Dakka muslinine yakın bir kumaş üretmeye çalıştı.

Dokumacılar, onlardan 300 iplik sayısında sariler üretmeleri istendiğinde, bunun bir çılgınlık olduğunu söyledi. 25 kişiden sadece biri projede çalışmayı kabul etti. El Amin daha sonra ekibin baş dokumacısı oldu, ısı kontrolü ve hava nemlendiricileri atölyesinde kullanarak zorlu üretim şartlarını karşılamaya çalıştı. Ekip, artık kullanılmayan 50'ye yakın aleti de kendileri yaptı.

Altı zorlu aydan sonra El Amin iplik sayısı 300 olan geleneksel sarilerden yapmayı başardı. Dakka muslini kalitesine yaklaşamasa da, bu kumaşın iplik sayısına nesillerdir hiçbir dokumacı yaklaşamamıştı.

2021 yılına gelindiğinde ekip, çok sayıda melez muslin sari üretmeyi başardı. Bunlar dünyanın pek çok yerinde sergilendi ve binlerce dolara satıldı.

İslam'a göre, ülkesi Bangladeş için bu muslinlerin geri getirilmesi bir "ulusal saygınlık meselesi".

Kim bilir belki de gelecek nesiller çok yakında, kimilerine göre müstehcen bir şeffaflığa sahip olan bu tarihi kumaşı üstünde taşır.

Kaynak: BBC

Yorum Yap

Diğer Haberler