Son Dakika
Salı, 24 Ocak 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Rusya anne sütü bankasında bakın ne tür cinayetler işlemiş
Edebifikir.com'un yazarı Davut Bayraklı “Anne Sütü Bankası” projesinini değerlendiren yazısında ilginç bir ayrıntıyı paylaştı. Sovyet Rusya'sı zamanında yaşanan gayri insani işlem bizde de yaşanırsa sorusunu akla getiriyor.

Sağlık Bakanlığının “Anne Sütü Bankası” projesi ülke gündemine düşünce bir tartışmadır koptu gidiyor. Bir nevi “Süt Annelik” durumunun modern dünyaya adaptesi gibi önümüze konulan uygulamada asıl amaç, anne sütünden mahrum kalan çocukların bu nimetten pay almalarını sağlamakmış. Neden böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyulduğu sorusu da bu açıklamanın içinde! Türkiye’de çocuklar yeterince anne sütünden faydalanamıyorlar. Bu açığı mamalarla kapatmaya çalışan anneler, ülkede iç piyasaya sürülen mamalarla ilgili tartışmaları da duyunca, böyle bir projenin belki de çok makul, çok mantıklı olduğunu düşünecekler. Neticede bir çocuk için en doğal besin, anne sütüdür. Eğer bu annede yoksa o zaman bir başka anneden temin edilmeli ve çocuklar anne sütünden mahrum edilmeden, kapitalist sistemin ürettiği ve bebeklere her yönüyle zarar veren tartışmalı mamalardan uzak tutulmalı. Maksat, çocukların doğal sütle beslenmesiymiş yani!

Peki, her şey bu kadar masum ve bu kadar iyi niyetle mi yapılıyor?

Mart ayının ilk haftasında İzmir’de bir “Anne Sütü Bankası” açılacağından bahseden Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, bu projeyle ilgili eleştirilen olumsuz durumlar için çözümler üretileceğini ifade ede dursun, biz bu işin nereden geldiğine bir bakalım. Bakanlığın 4 yıllık stratejisine koyduğu proje dünyada Amerika, Kanada, Avustralya ve İtalya gibi ülkelerde uygulanıyor. Yani bizim yüzyıllardır uyguladığımız ve sınırlarını İslâm’la çizdiğimiz “Süt Annelik” Batı dünyasında ilk olarak Viyana’da 1909 yılında  “Anne Sütü Bankası” uygulamasıyla başlamış. 1940 yılına gelindiğinde bu uygulama Avrupa’da yaygınlaşmış.

Avrupa’da yaşanan anne sütü sorunlarına çözüm üretmek için düşünülen bu sistem, belki batı dünyası için, hatta Hıristiyan ve Yahudi toplumları için her hangi bir sakınca içermeye bilir. Ancak Müslüman olan Türkiye’de böylesi bir süt havuzunun oluşturulmasının sakıncaları nasıl giderilecek? Kendi toplumsal kökenlerine ve dini hassasiyetlerine göre çözüm üretip üretmediğine bakmadan Avrupaî bir uygulamayı bu topraklarda uygulamanın iyi niyet taşıdığına nedense bir türlü inanmıyorum. Her türlü yeniliğe karşı çıkmakla suçlanacak bir düşünceye sahip olduğu üzerinden eleştirilen bir insan olarak, “Neden bu yenilik dediğiniz kahrolası şeyler, her zaman benim inançlarımla, kültürümle, tarihimle ve örfümle çatışma içinde oluyor?” diye sormak, hatta haykırmak istiyorum.

Sovyet Rusya’da uygulanmıştı, ama nasıl?

Sovyet Rusya’da Stalin döneminde doğum yapan anneler çocuklarını kırk gün boyunca hiç görmezlerdi. Çocuğunu göremeyen ve emziremeyen annenin sütü sağılarak alınır ve hastanede oluşturulan süt havuzuna eklenirdi. Daha sonra bu havuzdan alınan sütler, o hastanede bulunan çocuklara verilirdi. Ancak sütlerin ayrı ayrı saklanması ve bir birine karıştırılmadan çocuklara verilmesi, hangi çocuğa hangi annenin sütünün verildiğinin kayıt altına alınması söz konusu değildi. Bu rejimin özellikle uyguladığı bir yöntemdi. Mesela Kazakistan’da eski başkent Almaata’da 1992-1993 yılında bu uygulamaya şahit olan Türkiyeli insanlardan şaşkınlıklarını dinlemiştim. Zira havuzdan süt alan çocuklar bizim inancımıza göre “sütkardeş” oluyorlardı. Ancak kim, kimin sütkardeşiydi, bu bilinmiyordu! İşin vahameti de buradaydı. Sosyalist sistem bu uygulamayı bilinçli olarak yapıyordu. Burada bir küçük bilgi daha verelim, Sosyalist Rusya’da eyaletler ve şehirlerarasında seyahat etmek serbest değildi. Bağlı bulunduğunuz şehirden ya da eyaletten özel izin alarak ve gideceğiniz, kalacağınız yer hakkında bilgi vererek ve belli bir süre için çıkış yapabilirdiniz. Yani bulunduğunuz bölgedeki yetkililer uygun görmedikleri takdirde doğduğunuz şehirde ve eyalette, bir başka yeri ve eyaleti görmeden ölebilirdiniz.

Şimdi böylesine daraltılmış ve kamplara alınmış bir alanda doğup yaşarken, yukarıda anlattığımız şekilde bir hastanede “süt havuzundan” beslenmiş ve “sütkardeş” edinmiş iseniz bunu bilmeniz mümkün değil. Ancak sokakta gördüğünüz insanlardan her hangi biri “sütkardeşiniz” olabilir. Kazak halkında ve Orta Asya’daki diğer Türk topluluklarında genel olarak var olan “7 Ata” ile evlenmeme durumunu da göz önüne alırsanız, işin vahameti biraz daha büyüyor. Mesela Kazakistan’ın demografik yapısına bakıldığında ülke nüfusunun %41’i yani, %38’i Rus, %3’ü Belarus’tur. Kalan %59’luk kesimin büyük çoğunluğu Kazak olmakla birlikte bu oranın içinde Özbek, Kırgız, Türkmen, Tacik, Dağıstan, Balkar, İnguş, Çeçen, Altay, Tuva, Yakut, Hakas, Ahıska, Karaçay, Malkar, Uygur ve daha buraya sığmayacak birçok halktan oluşmakta.

Böylesine mozaik bir yapıyı düşündüğünüzde ve milli kimliği korumak için dışardan evlenmelerin hoş karşılanmadığı ve her gurubun kendi içinden evlenerek varlığını sürdürme çabasında olma gerçeği göz önüne alındığında ortaya çıkan resim tam bir faciadır. Ortak havuzlardan süt için ve İslâm’a göre kardeş olan bu insanlar, “sütkardeşini” tanımıyorlar.

Türkiye’deki uygulamada sorunlara çözüm teklifleri neler?

Süt Bankası uygulaması projesi için Sağlık Bakanlığı, Türkiye’deki cemaatlere ve Yahudilerle birlikte diğer dini guruplara da bu durumun sakıncalarının sorulacağını açıkladı. Daha şimdiden dini inançlardan dolayı çıkacak sıkıntılar için çözümler ortaya atılmaya başlandı bile. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu gerekli görülürse duyarlılığı olan insanlara/ailelere “Süt Nüfus Cüzdanı” verebileceklerini söylüyor.

Bakan Müezzinoğlu’nun bu açıklamasını iki türlü okumak mümkün. Birincisi onun söylediği anlamda, eğer duyarlılığınız varsa ve çocuğunuzun “sütannesini ve sütkardeşini” öğrenmek istiyorsanız, ilerleyen teknolojik nimetler(!) ile size bu konuda bir kimlik verilir, sizde içiniz rahat ve huzurlu olarak bankadan kredi, pardon süt alabilirsiniz. Bu açıklamanın diğer bir okuması da şu; eğer duyarlılığınız yoksa “Bana ne bu çocuğun sütannesinden, sütkardeşinden” diyorsanız, meseleyi önemsemeyip, inançların dışında bir seküler tarzınız varsa, o zaman zaten sorun yok! “Bursa kestaneliği vakıflık!” yani!

Her şeyimiz teknolojiye emanet!

Peki, “Süt Nüfus Cüzdanı” nasıl olacak? Bu cüzdan ile hiçbir sorun çıkmadan bebeğinizin anne sütü sorununu çöze bilecek misiniz? “Tek tuşla her şeyi kaydetmek mümkün!” diyen Bakan Müezzinoğlu’na benim gibi bir akl-ı evvel çıkıp da “Ya o tek tuşla bir gün bir hata yapılır da, kayıtlar silinirse ve ya yanlış kayıtlar yapılırsa ne olacak?” diye sorduğunda “Evet, adam haklı!” diyecek misiniz?

Sovyet Rusya döneminde bilinçli olarak yapılan bu uygulama, bizim ülkemizde bilinmeden, saf düşüncelerle mi yapılıyor? Yarın yaşana bilecek bir aksaklık hâlinde kim ve ya kimler sorumlu olacak? Kaldı ki birileri sorumlu olsa bile ortaya çıkacak bir faciadan sonra birilerinin sorumlu olması ne işe yarayacak? Bu bankanın oluşturulmasını düşünenler ve 8 Mart’ta İzmir’de açılışını yapacak olanlar, her türlü soruna karşı tedbir aldılar mı? Çözümler üretildi mi? Genelde bizim ülkemizde önce sorun çıkar sonrada o soruna çözümler aranır ve bu iki durum arasındaki sürede de kıyamet kopar. Ancak süt bankası denilen garabette aradaki zamanın uzunluğu veya kısalığının hiçbir önemi yok. Çünkü iki yaşına kadar aynı anneden süt içenler “sütkardeş” oluyorlar.

On kere ölç, bir kere biç!

Anadolu insanı bir meselede erken karar vermemek için “On kere ölç, bir kere biç!” derler. Süt Bankası projesini ortaya atanlar acaba kaç defa ölçtüler de 8 Mart’ta biçmeye başlıyorlar, merak ediyorum doğrusu!

İslâm’da var olan “sütannelik” olayını görmeyerek bu tarz tartışmaya ve sıkıntılı durumlara açık bir uygulamaya kalkışmaları iyi niyetlerin sorgulanmasına zemin hazırlıyor. Kimse çıkıp da “Niyet okuması yapmayın! Ajanda okumayın!” demesin. Zira bu işte yapılacak hataların telafisi mümkün görünmüyor. İlla da bebekler için anne sütü aranacaksa devlet “Sütanne” projesi başlatsın, “Süt Bankası” değil.

08.03.2013 17:15:00 Bu haber 3347 defa okundu
Rusya anne sütü bankasında bakın ne tür cinayetler işlemiş
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri