Son Dakika
Perşembe, 19 Ocak 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Gıda Hareketi GDO Yönetmeliği'nin iptali için dava açtı
Milupa Aptamil mamada GDO tespi ile ilgili kamuoyunu bilgilendiren Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi şimdi de GDO'cuları korumaya yönelik yapılan yönetmelik değişikliğinin iptali için dava açtı. Gıda Hareketi 2009'da yayınlanan yönetmeliğe iptal davası açmış ve iptal edilmesini sağlamıştı.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin, Milupa Aptamil bebek mamasın GDO’lu olmasına yönelik belge kamuoyu ile paylaşılmıştı.

Bu gelişmeden birkaç gün sonra ise  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu'na aykırı olarak yüzde 09'luk GDO'yu, "GDO bulaşanı" masalıyla meşrulaştıran yönetmeliği değişikliği yayınlamıştı.

Geçtiğimiz hafta, AHaber kanalında bu değişikliğinde ürünlerinde GDO tespit edilen çok sayıda firmanın ceza almasını engellemeye yönelik bir girişim olduğu bizzat Gıda Kontrol Genel Müdürü'nce itiraf edilmişti.

Kanuna aykırı olanrak ürünlerinde GDO tespit edilen çok sayıda firmanın ceza almasını engellemeye yönelik yapılan değişiklik Gıda Hareketi'ce mahkemeye taşındı. Danıtay'da açılan iptal davasında anayasa ve yasalara aykırı olarak suç teşkil edecek nitelikte yapılan düzenlemenin yürürlüğünün durdurulması ve iptal edilmesi istendi.

Dava açmak isteyen kişi ve kurumların aynı veya benzer gerekçelerle dava açmalarında yarar var.

İŞTE GDO Yönetmeliği İptal Davası Dilekçesi-2014
(İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ)

DAVACI                                : SAĞLIK VE GIDA GÜVENLİĞİ HAREKETİ DERNEĞİ

                                               Vatan Cd. Ş. Pilot M. Nedim Sk. 5/1 Aksaray-Fatih İSTANBUL

VEKİLİ                                   : Av. Muharrem BALCI – Av. Kaya KARTAL

DAVALI                                : GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI                                                  

Eskişehir yolu 9. Km Lodumlu-ANKARA

DAVANIN KONUSU         : Resmi Gazete’nin 29 Mayıs 2014 tarih ve 29014 sayılı nüshasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca yayınlanan tümüyle 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı olan GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNE DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİKhükümlerinin hukuka aykırılık taşıması nedeniyle, -duruşma yapılmak suretiyle- anılan Yönetmeliğin tümünün öncelikle yürütülmesinin durdurulmasına, bilahare İPTALİNE karar verilmesi talebine ilişkindir.

AÇIKLAMALAR                  :

Tüzüğü gereği toplumun hak, beslenme ve sıhhatini korumakla görevli olan müvekkilimiz Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Derneği; birçok ülkede tümüyle yasaklanan Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’ların genel sağlık kurallarını ihlal etmesi, nesil emniyetini yok etmesi, toplumun üreme yetilerini ortadan kaldırması ve insanlığın ortak mülkü olan tohumların kirli emelleri olan küresel ticari şirketlerin mülkiyetine geçmesine izin vererek toplumu siyasi, ekonomik, beslenme, sıhhat ve dahi başkaca hususlarda bağımlı kılması, tüm nesillerin temel insan haklarını tehlikeye düşürmesi ve de bir soykırım aracına dönüştürülmesi nedeniyle tümüyle yasaklanması gerektiği kanaatinde olup, bu konularda mücadele yürütmektedir.Gıda, Tarım ve Hayvanlık Bakanlığı’nca Resmi Gazete’nin 29 Mayıs 2014 tarih ve 29014 sayılı nüshasında yayınlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”le, Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası BİYOGÜVENLİK (CARTAGENA) PROTOKOLÜ ile 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na ve yukarıda sayılan hassasiyetlere aykırı bir düzenleme yapılmıştır. Söz konusu yönetmeliğin aşağıda sayılan ve re’sen nazara alınacak nedenlerle İPTALİ gerekmektedir:

A.      GENEL OLARAK

1-        Ek 1’de görüleceği üzere Derneğimiz, Bursa İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü elemanlarının piyasa denetimleri sırasında alınan “Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı” ürünün incelemesi sırasında GDO tespit edildiği, incelemenin doğrulanması için şahit numunenin Bakanlığın Ankara Merkez Laboratuarı’na gönderdiği, burada yapılan analizde de mezkur üründe GDO tespit edildi için tüm il valiliklerine yazı yazılarak ilgili ürünün toplatılmasına karar verildiği, [EK:1]

2-        Bu belgenin 24.05.2014 günün Derneğimizin gidahareketi.org[1]  adlı resmi adresinde yayınlanması üzerine, Ek 2’de görüleceği üzere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca Derneğimize hitaben bir açıklamada; "söz konusu bebek mamasının piyasa denetimlerinde GDO tespit edildiği” kabul edilmekte ve ilaveten “bebek mamalarının toplatılması sağlanmış ve ilgili firma hakkında hukuki süreç başlatıldığı" belirtilmektedir. [Ek: 2]

3-        Bu işlem sonrasında adı geçen ürünle ilgili olarak Bakanlık, küçük firmalarda yaptığı gibi teşhir etmek yerine, sümen altı etme yolunun seçildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki adı geçen markanın başka bir ürününde Şubat ayında GDO tespit edilmesine karşın gereğini yapılmadığı öğrenilmiştir. Ayrıca ekonomik ve siyasal anlamda etkin ve büyük ölçekli ulusal ve uluslararası çapta 200’e yakın firmanın ürünlerinde de 2013 ve 2014 yılı içinde GDO tespit edildiği ancak hiç biri hakkında teşhir işlemi yapılmadığı, haklarında hukuki işlem başlatılıp başlatılmadığının da bilinmediği belirtilmektedir.

4-        Olaydan sonra (27.05.2014) Konya’da fuar açılışına katılan Tarım Bakanı M. Mehdi Eker, Mulipa’nın bir ürününde ‘GDO’ tespit edilip edilmediği yönündeki soru üzerine: “Biz Türkiye’de bebek mamalarında ve insan gıdalarında, insanların tükettiği hiçbir gıdada, GDO’ya hiçbir şekilde izin vermiyoruz. Burada da laboratuvarlarımız, piyasa denetimleri esnasında bir mamada tahıl içerisinde ‘var- yok’ analizinde, bu milyonda bir de olabilir, çok küçük bir şeyde olabilir. O şu anda ileriki tetkiklerde ortaya çıkar. Ama biz hiçbir şekilde tolere etmiyoruz. Bu tespit edildi ve tespit edilince, ürünün toplatılmasına karar verildi. Savcılığa intikal ettirildi. Bakanlık, ayrıca soruşturma açtı. Bununla ilgili süreç devam ediyor. Biz hiçbir şekilde GDO’lu ürüne toleransımız yok.” demiştir. Bakanın bu açıklamasına karşın olaydan 1 gün sonra yani ivedi bir şekilde iptal davamıza konu yönetmelik değişikliği yapılmıştır.

5-        Yönetmelik Değişikliğinin Gerçek Amacına Dair İtiraf       : 03 Haziran 2014 günü saat 22:00’de A-Haber televizyon kanalında yayınlanan “Deşifre” programına katılan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda Kontrol Genel Müdürü Prof İrfan Erol, iki hususta hem ilginç hem de suç mahiyeti teşkil eden itiraflarda bulunmuştur:
Sunucu:
 Savcılığa intikal eden ama kamuoyuna açıklanmayan başka GDO’lu ürün var mı?

İrfan Erol:
“Var. Savcılığa intikal etmiş GDO’lu başka ürünlerde var!”

Sunucu:
 Başka gıdalarda var diyorsunuz?
İrfan Erol: “Var! Onlar hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunduk tabi.”
Sunucu:  Şu an onları açıklamıyorsunuz?
İrfan Erol: “Onlarla ilgili yargı süreci devam ediyor.”
Sunucu:
 Biyogüvenlik Yasası’na göre aslında sıfır tolerans tanınan GDO’da bir bulaşma oranı kabul edilip, bir risk oranı binde 9 gibi bir oran açıklandı. Bu aslında daha önce yasada olmayan bir tanım. Yasada sıfır tolerans varken yönetmelikle binde 9 getirmiş oldu.  Tam da bu değişiklik bebek mamasındaki GDO skandalının ortaya çıkmasına paralel bir şekilde ortaya çıktı. İnsanın aklına şu geliyor acaba, Bakanlık bu uluslararası gıda tröstünü kurtarmak için, onların yöneticilerini kurtarmak için bir yönetmelik değişikliği mi yaptı?
İrfan Erol: “Bu konuda bakanımız da bir açıklama yaptı. Bu düzenleme gıda ile ilgili değil onu söyleyeyim. Bunların giderilmesi amacıyla öteden beri çalışılıyordu. Biyogüvenlik Kurulu’nun kararıyla bu çalışmalar yapıldı. Bizim Güvenlik Kanunumuzda “bulaşan” ifadesi olmasına rağmen “GDO bulaşanı” olarak bir ifade yok. Yani GDO bulaşanını tanımıyor. Dolayısıyla bu eksiklik görüldüğü için… Böyle bir tanım olmadığı için birçok yargıya intikal etmiş olaylarda kasti değil, kusri olarak ortaya çıkan durumlarla ilgili olarak… Yine hak mahrumiyeti var 1 yıldan 12 yıla kadar, bunların aşılması amacıyla bir yönetmelik hazırlandı.” [Bkz: https://vimeo.com/97325630]

6-        5977 Sayılı BİYOGÜVENLİK KANUNU’nun yasakları düzenleyen 5. Maddesi ile resmi gazetenin 13.9.2010 tarih ve 27671 sayılı nüshasında yayınlanan GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNE DAİR YÖNETMELİK’in 6. Maddesi:

a.      GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesini,
b.     
GDO ve ürünlerinin, Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması veya kullandırılmasını,
c.       Genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimini,
d.      GDO ve ürünlerinin Kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan dışında kullanımını,
e.      GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasını, kesin bir şekilde yasaklamaktadır.

7-        Ancak Gıda, Tarım ve Hayvanlık Bakanlığı’nca Resmi Gazete’nin 29 Mayıs 2014 tarih ve 29014 sayılı nüshasında, “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” adıyla çıkartılan yönetmelik, yukarıda gösterilen 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na ve Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası BİYOGÜVENLİK (CARTAGENA) PROTOKOLÜ’ne açıkça aykırıdır.

8-        29 Mayıs 2014 tarihinde yapılan değişiklikle “GDO bulaşanı” adıyla mevzuata yeni bir tanım eklenmiştir. Aslında bu tanımım bir benzeri 5977 sayılı kanunun 2/ğ maddesinin de “Bulaşan” olarak tanımlanmaktadır. Fakat bu tanımın aynı kanun bakanlığın görevlerini sayıldığı 8/c maddesindeki “Bu Kanunda belirtilen iş ve işlemlerin uygulanması, istenmeyen GDO bulaşıklarının engellenmesi, izlenmesi, kontrolü ve denetimini sağlamak” şeklindeki amacının düzenlendiği hükümde de görüleceği üzere Bakanlığa GDO bulaşanını engelleme görevi yüklemektedir.

9-        Fakat yeni düzenleme kanunun emredici hükmüne aykırı olarak Madde 2(4)’de “Analiz sonucunda üründe %0,9 ve altında GDO tespit edilmesi halinde bu durum GDO bulaşanı olarak değerlendirilir” hükmü getirilmekte ve ürünlerde yer alacak %0,9’un altındaki GDO varlığına kanun koyucunun amacına açıkça muhalefet ederek hukuka aykırı bir şekilde “meşruiyet” sağlamaktadır.

10-   
Bunu yaparken de Madde 2(3)’de “Bakanlık ulusal ve uluslararası düzenlemeleri dikkate alarak numune alma, analiz ve değerlendirme yöntemleri belirler” şeklindeki hükmü getirerek kendine sözde meşruiyet kaynağı yaratmaya çalışmaktadır. Zira kendi aralarında bir ittifak olmasa da, etiketlere yazılması koşuluyla Avrupa Birliği’nde bebek ürünleri hariç GDO’ların %0,9’un altına şartlı olarak izin verilmektedir. Türkiye AB’ye üye olmaya çalışsa da AB üyesi değildir ve AB yasaları Türkiye’de hukuki nitelik taşımaz. Olsa olsa bir hedef olabilir. Oysa Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bu tür hukuki dayanaktan yoksun ifadelerle kamuoyunu ve hukuku yanıltmak istemektedir. Uluslararası hukuka uygunluk amaçlanmış olsaydı Türkiye’nin de taraf olduğu ve TBMM tarafından 17.6.2003’de kabul edilen 4898 Sayılı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Biyogüvenlik Kartagena Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunla kabul edilen uluslararası sözleşmeye uygun hareket edilirdi. Aksine bu sözleşme dahi yok sayılmıştır.

B.      “GDO BULAŞANI” MÜMKÜN MÜ?

11-    GDO Bulaşanı” söylemi GDO taraftarları, GDO’ların yasal olarak engellendiği yahut sınırlandırıldığı ülkelerdeki engelleri aşmak için uydurdukları gerçek dışı bir söylemdir. Şöyle ki:

a.      Bir ürün ya GDO’ludur, ya da değildir.

b.      Bir üründe Genetik Değişiklik Yapılması, o canlının tümünü kapsamaz. On binlerce genden sadece birini değiştirmek de genetik değişikliktir. Bu da bazen yüz binde hatta milyonda birden çok daha azını dahi kapsayabilir.

c.      
Mamul haline gelmiş endüstriyel bir gıda maddesi, bazen onlarca çeşit karşımdan meydana gelir. Bunun yüzde 5’i GDO’lu soya olsa zaten bu soyadaki GDO oranı küçük olduğundan mamul maddede GDO, hacimsel olarak her zaman hukuksuz olarak izin verilen %0,9’dan hep küçük kalacaktır. Dolayısıyla her GDO, bu zorlama mantıkla bulaşan olarak değerlendirilecektir.

12-    Her birey GDO’lu ürün tüketmeme hakkına sahiptir ve kendisine zorla GDO’lu ürün tükettirilemez. Aksi durum zulümdür ve temel insan haklarına aykırıdır. Ancak %0,9 oranını bulaşma, kabul yahut gerçekte bulaşma dahi olsa buna izin vererek hepimizin temel insan hakları ihlal edilmekte veya edilmek istenmektedir. Yapılan düzenlemenin yasal dayanaklarını olduğunu düşünsek dahi bu açılardan da hukuksuzdur ve iptali gerekir. Bu kapsamda aşağıdaki hususlara da dikkat edildiğinde söz konusu düzenlemenin çarpıklığı göürlecektir:

a-       
Bir bulaşmadan söz edilerek GDO’ya izin verilecek ise küfe, kire, bakteriye, mantara, her türlü hastalığa, toza, toprağa, kimyasal karışımlara sair ne kadar bulaşma imkânı olan şey varsa onların tümüne de izin verilmesi gerekmez mi?

b-        Bir insan küflü, mantarlı bir ürünü asıl tüketmeme hakkına sahip ise, GDO’lu ürünü de bulaşma masalıyla da olsa tüketmeme hakkına sahiptir. Bulaşma maskesiyle GDO’ya izin verilmeye kalkılması, insan aklıyla dalga geçmedir. Küften, insan en fazla tedavi edilebilir hastalıklara yakalanabilir. Oysa aşağıdaki deliller gösteriyor ki, GDO’nun bulaşma denilen oranı dahi, kısırlaşmaya ve kansere yol açıyor. Türkiye çocuk kanserlerinin görülme sıklığı ile dünyanın en tehlikeli ülkelerinden birisi haline ulaşmıştır. Bunun nedenlerinden biri de bu tür küresel boyutta ahlaksız emelleri olan küresel firmalara tercih edilmemizdir.

c-        Mesela tesislerde etlere “sehven” domuz, alkol, at veya eşek eti, fare zehri,  inşaat boyası ya da benzerleri de bulaşabilir. Peki, bunlara neden bulaşma diyerek izin verilmiyor da, GDO’ya izin veriliyor? Bulaşmaya izin veren Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı makamı, bulaşmanın nasıl olduğunu, kasten yapılıp yapılmadığını, bunun zararsız olup olmadığını, bugün, yarın ve daha sonrasında çevreye, insana, diğer canlılara ve kâinata zarar vermeyeceğini nasıl garanti ediyor? Bunun her türlü maddi ve manevi sorumluluğunu üstlenerek taahhüt verebiliyor mu? Veriyor ise bunun zararını hangi kaynakla telafi etmeyi planlıyor ve bu zararlar telafi edilebilir mi? Yoksa bizler sadece birer “kurban” mıyız?


d-       
5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun daha başındaki 1. amaç maddesi, 2-ü-v-y-z maddeleri, 3. 4. 6. ve 7. Maddeleri başta olmak üzere çok yerinde modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden kaynaklanabilecek risklerden söz edilmektedir. Bunların %1 oranında olursa zararlı, fakat %0,9 olunca zararsız olduğuna dair aklî, mantıkî, ilmî, vicdanî, ahlakî ve bilimsel dayanağı olan bir delil de söz konusu değildir.
e-        Her şeyin farkında olan, konuya duyarlı ve ilgili müvekkilimiz; sıhhatimizi, geleceğimizi, toprağımızı, neslimizi, ekonomimizi, tohumumuzu, gıdamızı, sonuçları ne olursa olsun bulaşma masalıyla kurban etmemeye kararlı olup,  mahkemenizin de hukuku uygun kararları ile buna izin vermeyeceğinize inanmaktadır.

C.       GDO; BAĞIMLILIK, SOYKIRIM, KISIRLIK VE KANSERDİR!

13-    Oysa GDO denilen ve insanlığın başına bela edilen bu meselenin, siyasi, ekonomik, kültürel, dinî, ahlakî, vicdanî, sosyal, sıhhî, felsefi vb. birçok açıdan telafisi imkânsız kirli ve tehlikeli amaçları vardır. Bunlardan bir kısmı aşağıda zikredilmiştir:

a-       
GDO’nun amaçlarından biri, hiçbir ırk, din ve devlet mensubunun tekelinde olmayan ve bütün insanlığın ortak mülkü yahut da değeri olan bitki tohumları, insan ve hayvan sperm ve yumurtaları hepsi dev siyasi ve ekonomik güce sahip, toplamda 5, gerçekte ise 1 şirketin mülkiyene geçirme operasyonudur. Bu şirketin tohumdan elde ettiği gelir, tohum için harcadığı giderlerin yüzde 10’u bile değildir. Türkiye’de de çok sayıda şirket ve yatırımı olan bu şirketin, küresel varlıklarının toplamı BM üyesi ülkelerin 50-60’ın toplamından daha büyüktür. Siyasal etkisi ise BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesini dahi etkileyecek güçtedir. Özellikle de ülkeler açısından mayınlarla dolu Dünya Ticaret Örgütü’nü bu amaçla kurdurmuşlar ve ülkeler üzerinde siyasal ve ekonomik baskı aracı olarak kullanmaktadırlar.

b-        Medyaya yansıyan bilgilere göre Biyogüvenlik Kanunu’nun müzakereleri yapıldığı sırada mevcut Tarım Bakanı gördükleri baskıya yönelik itirafı medyada şu şekilde yer almıştır: “GDO eleştirileri konusunda zor günler geçiren Bakan kameraları kapattırarak özel bir konuyu gazeteciler ile paylaştı. "Uluslararası ticaret kuraları keyfe göre düzenlemelere yaptırımlar getiriyor diyen Mehdi Eker "Amerika bizim bu uygulamamızı Dünya Ticaret Merkezi'nin serbest ticaret kurallarına aykırı olduğu iddiasıyla FAO'nun paneline şikâyet etti."[2] Ayrıca “Ürünlerin etiketine ‘GDO yoktur’ yazılması da bu şekilde engellenmek istenmişti.[3]

c-       
Şeytanî planlarını ‘bilimsellik’ adı altında maskeleyen ‘seçilmiş’ zümre, tabiîliği/fıtratı bozulan yiyecekleri genel kitlelere tükettirirken, kendileri özel üretilmiş tabiî gıdaların koruyucu ve iyileştirici gücünden yararlanıyor. The Independent gazetesinde
[4] yer alan habere göre, dünya GDO devi Monsanto’nun tesislerinde, GDO’lu ürünlerin tüketilmesi yasak. Peki bizde neden serbest?

d-        İnsanları bu GDO’lu gıdaları yemek zorunda bırakmak, üstelik hiçbir itiraz hakları olmayan bebek ve hayvanların bunu yemesine bilerek göz yummak/izin vermek, sonucu SOYKIRIM suçlamasına kadar gidecek bir suç ve bağımlılık projesidir.

e-       
Diğer canlıları değiştirme özelliği de olan bu transgenik ürünler, geleneksel tabiî tohum ve türlerin yok olmasına veya mutasyona uğramasına yol açacak, dolayısıyla ortadan kalkacaklar. Bir süre sonra bütün insanlık tescil edilmiş tohumların sahipleri BAĞIMLI hâle gelecektir. Dolayısıyla bu tür düzenlemeler bırakınız bir Bakan veya emrindeki bürokratların iki dudağı arasına bırakılmayı, toplumsal uzlaşı dahi olsa izin verilmesi imkânsız tehlikeli oyunlardır. Akıllı insan siyasi geleceğinin yok olması pahasına dahi olsa buna karşı durması beklenir.

14-    Fransa ve Rusya’da yapılan bilimsel çalışmalar Türkiye’de Gıda, tarım ve Hayvanlık Bakanlığı’nın uhdesinde bulunan “Biyogüvenlik Kurulu’nun izinleriyle hayvanlarda yem olarak kullanılan ve şimdi de her türlü gıdada bulaşma adı altında kullanımına izin verilmeye başlanan GDO’lu ürünlerin kanser ve kısırlık yaptığı, tüketenlerde üreme yetisinin yok olmasına neden olduğu ispat edilmiştir. Fransız Caen Üniversitesi araştırma ekibinin Monsanto’nun ürettiği Roundup bitki öldürücüsünün ve yine aynı firmaya ait Roundup dirençli NK603 GDO’lu mısırın uzun vadeli etkilerini incelemiş olan bilim insanlarının bulgularına göre, bu maddelere düşük miktarlarda bile olsa maruz kalan farelerde, erkeklerde dört ay, dişilerde ise 7 ay gibi kısa bir sürede meme dokularında tümor, ciddi karaciğer ve böbrek tahribatı ortaya çıkmıştır. King’s Collage Londra’da moleküler biyoloji üzerine çalışan ve aynı zamanda CRIIGEN (araştırmayı destekleyen bağımsız bilimsel konsey) üyesi olan Dr.Michael Antoniou; “Sağlık üzerindeki bu aşırı negatif etkileri beni şoke etmiş durumda” diyor.

15-    Rusya Gen Güvenliği Ulusal Birliği ile Ekolojik ve Gelişimsel Problemler Enstitüsü bilim adamları, normal beslenme düzenlerinin bir parçası olarak, GDO'lu ürünlerle beslenen hayvanların ve insanların, üreme yetilerini kaybettiklerini keşfettiklerini açıkladılar. Ekolojik Tehlikelere Karşı Savunma Günleri'nde sunulan bir çalışma, GDO'lu besinlerin tüketimine bağlı gizli tehlikeleri bir kez daha açığa çıkardı. Araştırmaya göre GDO'lu ürünlerle beslenen insan ve hayvanlar birkaç nesil sonra tümüyle kısırlaşıyor.[5]-[6]

16-    Avrupa Birliği Gıda Ajansı’nın geçtiği bilgiye göre Küresel GDO'cularla organik ilişkileri olduğu bilinen Avrupa Birliği Gıda Ajansı EFSA bile “GDO kanser yapıyor” dedi.

[7] Buna rağmen Türkiye’nin yaptığı  -Mersin’de 127 bin ton GDO’lu pirinçle yakalanan ve hâlen Mersin Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 3 firma, kanunla yasak olmasına karşın bebek mamasına GDO’lu ürün eklediği belgelenen firma, isimleri açıklanmayan ancak Bakanlıkça ürünlerinde GDO tespit edilen 200 dolayındaki gıda üreticisi örneklerinde görüleceği üzere- bir avuç zenginin çıkarlarının bütün bir milletin hatta insanlığın sıhhat ve geleceğinden üstün tutulmasıdır.

D.    DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU GDO KRARLARININ YÜRÜLÜĞÜNÜ DURDURMUŞTU

17-    GDO’lu mısırların hayvan yemi olarak kullanımı ile ilgili Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’ndan önemli bir karar çıkmış ve GDO’lu mısırların hayvan yemi olarak kullanımına izin veren Biyogüvenlik Kurulu kararlarının yürütmesini durdurmuştu. Bakanlığın bu yeni düzenlemesi aynı zamanda en üst yargı organın kararının mürekkebi bile kuruyup gereği yerine getirilmeden GDO’nun gıdalarda da, buluşma maskesiyle, izin verilmesine yönelik bir düzenleme yapması tesadüf değildir.Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, kanser ve kısırlık yaptığı kesinleşmiş olan ve Biyogüvenlik Kurulu`nun 24.12.2011 tarih, 28152 sayılı Resmi Gazete`de yayınlanan MON810 ve MON88017xMON810 mısır çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verilmesi yönündeki 16 ve 18 nolu kararlarının yanı sıra 29.04.2010 günlü "GDO ve Hükümlerine Dair Uygulama Talimatı"nın yürütmesini durdurmasına dair kararında: 

“Transgenik mısırların incelenmesi için Biyogüvenlik Kurulu tarafından oluşturulan Risk Değerlendirme Komitesi ve Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi`nin değerlendirme raporları hazırladığı, bu raporlarda anılan transgenik ürünlerin gen aktarımı yönteminin ürettiği besin değeri, alerjik ve toksik etkileri ile çevreye olası gen geçişlerinden kaynaklanabilecek risklerinden açıkça bahsedildiğine dikkat çekilmiş, Transgenik mısır çeşitlerinin yaygın olarak yetiştirildiği ABD ve Kanada`da yabani mısır çeşidinin bulunmamasına rağmen ülkemizde geleneksel mısır çeşitlerinin yetiştirildiği ve izin verilen transgenik mısır çeşitlerinin sakıncalarını gösteren bilimsel çalışmaların gözardı edildiği belirtilmekte idi.

Anılan değerlendirmeler karşısında, söz konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlı olmadığı, dolayısıyla güvenli olduğu sonucuna ulaşabilmenin hukuken olanaklı olmadığı vurgulanmıştı.

İnsan, hayvan, bitki sağlığı, çevre ve biyoçeşitliliği doğrudan ilgilendiren bu konuda "ihtiyatilik ilkesi" çerçevesinde hareket edilmesinin zorunlu olduğuna dikkat çekilen kararda, Biyogüvenlik Kanunu`nun 2/ü maddesinde öngörülen şekilde bilimsel yöntemlerle somut olarak risklerin ortaya koyulmadan transgenik mısırların hayvan yemi olarak kullanılması amacıyla ithaline ve piyasaya sunulmasına izin verilmesinin, idarelerin hukuki denetiminin yapıldığı Mahkemelerce korunamayacağı belirtilerek izin ve Talimat düzenlemesinin yürütmesi durdurulmuştu.

Danıştay’ın 11 sayfalık gerekçeli kararında Üreticinin üretim araçlarını belirleme ve toplumsallaştırabilme, toplumun gıdanın geleceğini bilme özgürlüğünün ortadan kaldırılmaması, ekolojik dengenin ve ekosistem işleyişinin bozulmaması, GDO`nun kendisinin veya özelliklerinin istenmeyen şekilde çevreye yayılmaması, yerel çeşitlerin devamlılığının tehlikeye düşürülmemesi için bu gıdaların ve tarımsal ürünlerin insan ve çevre sağlığını tehdit etmediğini şirketler ispat etmedikçe, bu ürünlerin kullanılmasına izin verilmemeli denilerek GDO’lu mısırların yerli mısır tohumlarına da zarar verebileceğine işaret etti.”Oysa şimdi yapılan düzenleme ile zarar, tohum ve hayvanların yansıra tüm insanları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu nedenle de iptali tüm ülkenin yararına olacaktır.

18-    5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu`nun 8/c maddesi, istenmeyen GDO bulaşıklarının engellenmesi görevini Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na vermektedir. Bakanlık yeni yaptığı düzenlemeyle Kanunun kendisine yüklediği görevi kendini TBMM’nin yerine koyarak hem yok etmekte, hem de açık yasağa rağmen her türlü GDO’yu “bulaşma” masalıyla normalleştirmektedir. Bakanlık yaptığı kanuna aykırı düzenleme ile yetkisini aşmıştır.

19-     Bu düzenlemenin Milupa Aptamil Bebek mamasının GDO’lu olduğunun teşhir edilmesinden birkaç gün sonra yapılmış olması da Bakanlığı’nın iyi niyetli olmadığının en açık delilidir. Derneğimizin ilgili firma ile ilgili suç unsuru taşıyan belgeyi kamuoyu ile paylaşması, hem firmayı, hem de bazı GDO’cu firmaları tedirgin etmiştir. Bakanlıkta iptali talep edilen mezkûr düzenlemeyi bunun üzerine yaparak toplum aleyhine bir düzenleme yapmıştır. Kanun bakanlığa bulaşma riskini engelleme görevi vermiştir. Bakanlık bu görevi yok sayıp, anayasa ve kanunlara aykırı bir şekilde kendi kendine üstlendiği sözde yetkiye dayanarak, GDO’yu bulaşana indirgemekte ve bunu da yasallaştırmaya kalkmaktadır. Asli görevi bunu tam aksidir yani engellemektir. Bütün bunlar Bakanlığın yapılan yönetmelik değişikliğiyle yetkisini aştığını göstermektedir.   

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEBİMİZ HAKKINDA:

Dava konusu “GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNE DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK”, yukarıda açıklanan ve re’sen gözetilecek nedenlerle ve ANAYASA, BİYOGÜVENLİK (CARTAGENA) PROTOKOLÜ ile 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı bir düzenlemedir. Yayınlandığı 29.05.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe konulan bu Yönetmeliğin uygulanmaya başlanması toplum sağlığında telafisi imkânsız zararlara yol açacaktır. Bu durum gözetildiğinde Yönetmeliğin yürütülmesinin durdurulmasının elzemliği orta çıkmaktadır.

DELİLLERİMİZ                     :   Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı’nda GDO tespitine dair belge, Gıda, Tarım ve Hayvanlık Bakanlığı’nın Derneğimize yaptığı açıklama, 3 Haziran 2014 Saat 22:00’de A-Haber’de yayınlanan Deşifre’de Gıda Kontrol Genel Müdürü’nün konuşması (https://vimeo.com/97325630), Bilirkişi İncelemesi vd. kanuni deliller. 

SONUÇ VE TALEP              :  Yukarıda izah edilen ve Mahkemenizce re'sen göz önüne alınacak nedenlerle:Gıdalardaki %1’in altındaki (%0,9’luk) genetik değişiklikleri “GDO bulaşanı” adı altında meşrulaştıran 29 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazete’nin 29014 sayılı nüshasında yayınlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik”in tüm maddelerinin hukuka aykırılığı nedeniyle öncelikle YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA,Duruşmalı olarak yapılacak yargılama neticesinde anılan yönetmeliğin İPTALİNE,Aciliyet arz etmesi nedeniyle savunma süresinin kısaltılmasına,Tebligatların memur eliyle veya APS ile yapılmasına,Yargılama giderleriyle ücret-i vekâletin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesi talep ederiz. 06.06.2014

Ekleri

1-     Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı’nda GDO tespitine dair belge

2-      Gıda, Tarım ve Hayvanlık Bakanlığı’nın Derneğimize yaptığı açıklama

3-      Vekaletname ve Yetki Belgesi


[1] http://gidahareketi.org/--1894-haberi.aspx

[2] www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=33493

[3] www.internethaber.com/skandali-internethaber-ortaya-cikardi-214282h.htm

[4] www.independent.co.uk/environment/gm-food-banned-in-monsanto-canteen-737948.html

[5] http://gidahareketi.org/--1547-haberi.aspx

[6] http://gidahareketi.org/--1562-haberi.aspx

 

Ziyaretçi Yorumları (Toplam 2 yorum)
  • caner sezer
    gdo yasaklansın,ORGANİK TARIMA EVET
    acile bir şeyler yapmalı...direnmeli... gıda ve sağlık adına 77 milyon her gün yavaşça zehirleniyor...
    19.06.2014 04:31:21

  • beklenen
    süphenin değerlendirilmesi / neslimize tehdit
    Devlet burda bilerek veya bilmeden bilgi karışıklığı ile neslimizi tehlikeye atıyor. Şöyle ki bir kişi veya kurumun yapmış olduğu bir olay veya ortaya çıkardığı bir durum eğer sonucunda topluma veya bireye zararlı olma ihtimali varsa bu ihtimal olarak değil doğrudan zarar olarak değerlendirilmelidir. Neden: Konu ölçüm yapılabilirlikleten uzaktır. Yani şüphenin varmı yokmu gibi değerlendirmesi için milyonlarca insana bu zararlı olması nuhtemel üründen kullandırıp bilmem 10-20 sene sonra test etme gibi imkanı yoktur. Gelecek senelerde bu ürünün zararlı olduğu anlaşıldığında da hiç bir şekilde telafisi mümkün değildir. Üstelik zarar öyle bir kaç kişi ile ilgili değil doğrudan neslin sağlığı ile ilgilidir. Konunun daha önemli tarafı da şu. Yapılan işlemi eğer sadece toplu sağlığı açısından değerlendirirseniz konunu önemi yeterince anlaşılmaz. Zira toplum sağlığını o kadar çok kalemde ve oranlarda tehdit ediliyor ki bunun farklılığını ortaya koymadan aynı kategoriye almak büyük yanlışlıktır. Konu herşeyden önce milli güvenlik meselesidir. Hatta o kadar önemli bir meseledir ki ülke güvenliği için yapılan bütün harcamalardan planlardan ve çalışmalardan daha önemlidir. Zira bu olay düpedüz nesle yönelik biyolojik saldırıdır. Deniliyorki büyük türkiye... iyide bu büyük türkiye en gelişmiş anında türklere ait olmaktan çıkacak demektir. En basit bir savaşta veya gerginlikte GDO ile belli noktalarda zayıflatılan türk milleti o zayıf noktalardan çaresiz bir şekilde yenilmeye mahkum olacaktır. Dikkat edin... Çeşitli operasyonlarla türk milletinin ortak gen özellikleri çıkarıldı. Buna göre milleti zayıflatacak ilaçları mutlaka geliştirmişlerdir. Ve şimdi de basit bir gerekçe ile bu operasyona evet demesi beklenemez. Bırakın bir şekilde izin verimesini insan tüketim zincirinin hiç bir halkasında GDO ya izin verilmemelidir. Eğer açıklama yaptığınız gibi 100 taneden birinde bulaşıklık varsa bütün ürünü ret edin. Kendileri kullansınlar çok iyiyise. Devlet bu konuda hem şimdi yaşayanlara hemde gelecek nesillere sağlıklı ve güvenli bir ortam sunmakla görevlidir. Kıtlık kuraklık varsa az yeriz, tasarruf ederiz. Daha olmadı ölürüz; ölecek olan biziz. ancak neslimizi asla tehlikeye atacak bir olaya izin veremeyiz. Lütfen dilekçeyi güvenlik boyutunuda ekleyerek yayınlayınız.
    07.06.2014 15:04:15
07.06.2014 00:51:00 Bu haber 5788 defa okundu
Gıda Hareketi GDO Yönetmeliği'nin iptali için dava açtı
Yönetmelik değişikliği basında böyle haber olmuştu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri