Son Dakika
Cumartesi, 25 Kasım 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Kanser yapan kumaşlar
Tekstil ürünlerinde Azo boyar tehlikesi: Bazı kumaşlara dokunmak bile çok riskli! Kanser yapıyor! En çok Hint şallarında çıktı. Peki, bu kumaşlar başka hangi ürünlerde kullanıldı?

Sağlık Bakanlığı'ndan denetim yetkisi alan İHKİB, kanserojen etkili azo boyarlı ürün satan firmaları gazete ilanıyla deşifre edecek. Testlere göre, Uzakdoğu'dan gelen bazı ürünlerin kumaşına dokunmak bile kanser riski taşıyor

Uzakdoğu menşeli bazı tekstil, hazır giyim, konfeksiyon deri ürünlerinde yapılan testler sonucunda kanserojen etkili ‘azo boyar’ (renklendirici) maddesi tespit edilince, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) duruma el koyarak Sağlık Bakanlığı’ndan denetim yetkisi aldı.

Türkiye’de belirli bir oranın altında azo boyar maddeli ürünlerin ithalatının serbest olduğunu belirten İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi, fakat durumun endişe verici boyutlarda olduğunu, yapılan testlerde direkt vücutla temas eden tişört, ceket, atkı ve şal gibi giysilerin hatta parmak arası terlik ve ayakkabılarda limit üstü azo boyar maddeye rastlandığını bunun halk sağlığını tehdit ettiğini söyledi.

Türkiye’de bunlar yasak

Tanrıverdi’nin verdiği bilgiye göre Mart 1995’ten itibaren Türkiye’de Avrupa Birliği’nde olduğu gibi azo boyar maddelerin üretimi ve kullanımı yasak. Bu konuyla ilgili 24 adet yasaklı madde var. Fakat dünyada 30 ppm’e kadar azo boyar maddenin kullanımının serbet olduğunu Türkiye’nin de ithalatta dünya normlarına uyarak 30 ppm’i sadece ithalatta serbest bıraktığını belirten Tanrıverdi:
Azo boyar maddeler, tekstilde kullanılan boyaların ürüne tam oturmasını sağlıyor. Ancak kanserojen özelliği var. Fakat yapılan denetimlerde 3000 ppm ‘azo boyar madde’ içeren kumaşlara rastlandı. 3000 ppm’lik bir elbiseye dokunmak bile kanser yapar” dedi.
Tanrıverdi, ayrıca ‘azo boyar’ diye tanımlanan maddelerin tekstil boyalarının içeriğinde bulunduğunu ve bunlardan bir bölümü ‘arilamin’ maddesi içerdiğini ve bunun da kanserojen etki yarattığını belirtti. Tanrıverdi ayrıca Uzakdoğu’dan gelen bazı ürünlerde ağır metaller de olduğunu, bunun dünyada yasaklandığını fakat Türkiye’de bu konuda bir düzenleme olmadığı için ithalatın yapıldığını söyledi. Tanrıverdi İTKİB olarak bu konuyla ilgili de bir çalışma başlattıklarını belirtti.

Ter ile vücuda giriyor

Azo boyar maddeyle boyanmış ürünlerin ter ile vücuda temasında tehlikenin ortayı çıktığını belirten Tanrıverdi, artık bu duruma dur demek için Sağlık Bakanlığı’ndan İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri’nin (İTKİB) yetki aldığını belirtti. Tanrıverdi, hazırlanan tebliğe göre, İTKİB’in denetim yapma yetkisini daha ithalat gerçekleşmeden numune alarak ya da ülkeye girmiş ürünü raftan alıp kullanabileceğini söyledi.

Tanrıverdi, “Herhangi bir mağazaya gidip bir raftan ürün alıp onu test edebileceğiz, eğer yasaklı madde azo boyara rastlarsak toplatma kararı alabileceğiz, ihbar olursa gidip oradan numune alabileceğiz. Son tebliğ bize bunu sağlayacak. İHKİB kuruluşu olan Ekoteks Tekstil Laboratuvarı test işini yapacak” dedi. Azo boyar’ın ne olduğunu İTKİB Denetim Kurulu Üyesi Ekoteks Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Özdemir şöyle anlattı: “Aslında bütün boyalarda var bu katkı maddelerinden, sadece ucuz boyalarda bunun sınırı geçilmiş oluyor. Tabi hepsi de kimyasal olmak zorunda değil. Kötü niyet yok insanlarda. Bilinç de yok ama bilmiyorlar yani.”

Türkiye getirdiği ürününde azo boyar madde tespit edilen firmanın o ürünü piyasadan çekmesi için gazetelere ilan verileceğini belirten Tanrıverdi şöyle dedi:
Azo boyar madde tespit edilen firma değil ilanı biz veriyoruz. İlanda firmanın adını ürününün ne olduğunu ve toplatması gerektiğini belirtiyoruz. Yani onların yerine biz ilan veriyoruz firma adıyla adamın ismiyle ilan çıktı mı firma zaten rezil olacak. Bizim ekonomik bir yaptırımımız çok fazla değil ancak o firmanın kontrolünün dışında bir şey yaptığımız için hem de İTKİB adıyla, insanlar bizim kurallarımıza uymak zorunda kalacak. Üstelik ilan parasını da o firmadan tahsil ediyoruz.”

Bir daha ithalat yapamaz

“Diğer dünya ülkelerinin standartlarını sisteme oturtmaya çalışıyoruz” diyen Tanrıverdi şunları söyledi: “Ben Avrupa’ya giden malda mesela üretilen ülke ismini yani ‘made in’ini yazmak zorundayım, bizde ise o kontrol yok. Şimdi bu tebliğle bunların kontrolünü yapabileceğiz. X mağazaya gidip bir raftan ürün alıp onu test edebileceğiz, toplatma kararı alabileceğiz, ihbar olursa gidip oradan numune alabileceğiz. Son tebliğ bize bunu sağlayacak. Mesela gittik bir numune aldık tespit ettik yanlış üretim çıktı, bir daha bizden ithalat lisansı almadan ithalat yapamaz. Artık bizden kayıttan geçemez, gümrükten de geçemez, bir daha ithalat yapmak istiyorsa bizimle uzlaşmak, üretimindeki kirliliği temizlemek zorunda, yoksa yapamaz. Avrupa’da aynı şekilde her yerde bunlar yapılıyor, bizde de kanun vardı ancak yaptırımı, uygulaması yoktu.”

Amaç Çin’de test yapmak

Tanrıverdi, “Amaçlarımızdan bir tanesi de insanları korkutup daha mal gelmeden, ithalatçı firmanın malın üretildiği ülkede Çin’de Hindistan’da test yapmasını sağlamak. Ayrıca küçük esnaf özellikle ithalatçıların gözünü korkutmalı, ‘Ya bak İTKİB malı aldırırsa mahvolursunuz’ demeli. Yoksa zabıta önlemi bir yere kadar sürdürülebilir. İnsanları ikna edebilmek, insanlarda yatırım bilincini oluşturabilmek çok önemli bizim için” diye konuştu. Hikmet Tanrıverdi, 3 milyar dolara çıkıyor
“Geçen seneki tekstil ithalatımız 2 milyar 120 milyon dolar. Türkiye’deki tekstil sektörüne bakacak olursak konfeksiyon ithalatı hazır giyim (bitmiş), bizim bu kadar kuvvetli olduğumuz bir alanda bu yıl 3 milyar dolara çıkar diye düşünüyoruz. Büyük bir ithalat pazarından söz ediyoruz” dedi.
Tanrıverdi aslında kendilerinin tüketici kanununda yazan kuralları uygulamak için bu yetkiyi aldıklarının altını çizerken, “Biz bundan sonra tüketici kanununda yazan her şeyi kelimesi kelimesine ithalatta uygulayacağız, tüketici kanununda her şey yazılmış, ama ithalatta hiçbiri uygulanmıyordu. Tüketici ucuza odaklanıyor fakat firmanın onu Çin’den kaça aldığını bilmiyoruz, 100 liraya sattığı malı belki de 3 liraya aldı. Bu işte aslında en büyük zarar görenler, büyük markalar sonuçta. O nedenle öyle ya da böyle bu işi kontrol etmek zorundalar en azından bundan sonra kontrol etmek için daha da fazla çabalayacaklar” dedi.

ABD’de hemen dava açılıyor

ABD’de denetim mekanizmasının gücüne dikkat çeken Ekoteks Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Özdemir şunları anlattı: “ABD’de Parker Store şirketimin müşterisi. 280 bin adet siparişim vardı ama üretimi yetiştirmek kolay değildi. Kumaşı Şahinler yapıyordu yüzde 60-40 rayon-polyester karışımı bir kumaş, Şahinler de günlük kapasiteyi artıramadı. Ben de mağazayı aradım, ‘Zamanında yollayamayacağım kumaş bitmiyor, yüzde 60-40 yerine 50-50 yapabilir miyim?’ diye sordum, ‘Katiyen yapamazsınız son alıcı götürür ürünü test ettirirse dava açar’ yanıtı aldım. Ona bile izin vermediler yani. Bizim toplum bilincini birazcık geliştirmemiz gerekiyor. Geçenlerde çocuğun birine bir ayakkabı almışlar, çok da cicili bicili, 1 lira yani sonuçta o çocuk o ayakkabıyı ağzına sokacak.”

Denetimin fiyatı 25 lira

Ekoteks Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Özdemir, “Tabi bu işler bize ciddi bir iş yükü getiriyor. Biri Ambarlı’da, biri Çorlu’da, biri Hadımköy’de, İzmir’de, Mersin’de çalışıyoruz. Numune alıyoruz, şu an bu bize hem madden hem de manen iş yükü getiriyor. Bütün Türkiye’nin denetlemesini yapıyoruz, gece 11’lere kadar cumartesi-pazar çalışıyoruz. Bu işte laboratuvarda 57 kişi, 18 kişi de sahada çalışıyor. Bu kadar kişiyi Sağlık Bakanlığı’na verseniz onlar bu denetlemeyi yapamaz ama biz yapıyoruz. Ürün başına 25 lira alıyoruz kayıt ücreti olarak ve çok büyük bir para değil verilen paralara baktığınızda” dedi. Hikmet Tanrıverdi, ‘Peki bu iş size bir maliyet getirmiyor mu?’ sorusuna da şu yanıtı verdi: “Getiriyor, elimizden geldiğince maliyet getirmemesine çalışıyoruz ama getiriyor. Ancak sonuçta ithalatı kontrol altına almaya çalışıyoruz.”

Sırada parmak arası terlik var

“Aklıma hep o parmak arası terlikler geliyor” diyen Hikmet Tanrıverdi, “Biz terlikleri henüz kontrol etmedik ama onların da içinde son derece tehlikeli ürünlerin olduğunu biliyoruz. Şimdi biz bu sistemi kurduktan sonra bir yandan da firmaları küstürmemeye çalışıyoruz. Önemli olan oradan buraya geldikten sonra burada denetlenip denetlenmemesi değil, en iyi çözüm dışarıda denetlenmesi biz hiç ülke sınırına girmesin istiyoruz” dedi.
Nilgün Özdemir de, “Tabi ki, oyuncaklar da çok önemli bir kriter. Terlik, oyuncak, ayakkabı, Converse taklidi bez ayakkabılar da bizim en önemli denetleme alanlarımız olacak. Yakın gelecekte deriyi de denetlemeye başlayacağız, ayakkabı sırada. Ayakkabıda inanılmaz ithalat yapılıyor” dedi.

En çok ‘şal’larda çıktı Hindistan başı çekiyor

Hindistan’dan gelen ürünlerde daha çok azo boyar maddeye rastlandığını belirten Hikmet Tanrıverdi kaşmir ‘şal’lara dikkat çekti: “Şallarda inanılmaz çıktı. Çin’den Hindistan’dan getirilen ‘kaşmir’ diye satılan şallar çok tehlikeli. Çok da güzel görünümlü baskılı desenli olanları da var. Bu şallarda çok ciddi zararlı maddeler çıktı. Yani mesela terle vücuda giriyor. Çok ciddi bir şey aslına bakacak olursanız. Bizim insanları bilinçlendirmemiz lazım. Hem yerli ürüne dönmeliler, hem Anadolu’ya giden markasız ürünleri, bilmedikleri markaları almamalarını sağlamak lazım. Yerliler de ithal hammadde kullanıyor. Dikkat etmeliler. Biz, kumaşı da boyayı da kontrol ediyoruz. Hindistan’dan gelen ipek bir kumaşta bile hatalar çıktı, çok büyük markalar değil bunlar ama niye olsun ki? İnsanlar bizi ithalatı engelleyen insanlar olarak görmemeli, hakikaten sağlık için uğraştığımızı belirtmeliyiz.” Ekoteks Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Özdemir, “Ayrıca derdimizi iyi anlatmak da son derece önemli bir etmen. İnsanların canı yanacak diye, tepki alacağız diye korktuk ancak insanlara durumu açıkladıktan sonra anladık ki hiçbir tepkiyle karşılaşmayacağız. Olanlar tamamen bilinç eksikliği, kesinlikle kötü niyet yok” dedi.

55 numunede tehlike tespit edildi

Ekoteks Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Özdemir’in verdiği bilgiye göre, bugüne kadar toplam 2210 firmanın ithalat beyannamesinden numune alınmış. Numunelerin yüzde 3’üne yakın bir oranda 55’inde pozitif çıktı. Özdemir, “Azo boyarın sınırların üzerinde kullanıldığı ülkeler ağırlıklı olarak Çin, Bangladeş, Hindistan ve Nepal. Kansorejen kimyasal içeren 55 numunenin 22’si azo boyar 100 ppm üzerinde. (Dünya standartlarına göre, maksimum 20 ppm bazı Avrupa ülkelerinde ise Maximum 30 ppm üzeri olması gerekiyor. Bizim Sağlık Bakanlığı’mız bunu yasaklarken herhangi bir sınır belirlememiş ancak biz 30 ppm üzerinde olanlara işlem yapıyoruz.) Hindistan’dan gelen ürünlerde çok daha yüksek çıkıyor, 400 ppm üzeri bulunuyor, 8611 ppm çıkan ipek kumaş bile var. neredeyse ellemek bile sakıncalı, yani bu oran da ciddi. Mahrecine iade veya imha işlemi gerçekleştirilen firma sayısı ise 46 diğerleri de işlemde. İthalatçı firmalar bu konuda hassasiyet gösterip yardımcı oluyorlar ve bundan böyle ihracatı yapan firmalardan,satın aldıkları ürünlerde Kanserojen mal içermediğinin garantisini istiyorlar. Sosyal sorumluluk adına çok önemli” diye konuştu. (Radikal)

09.08.2009 16:44:00 Bu haber 22216 defa okundu
Kanser yapan kumaşlar
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri