Son Dakika
Cumartesi, 25 Şubat 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Hızla artan kısırlığın perde arkası!
"Sevgi, saygı, güven, sadakat, paylaşma, bağlılık duygularımıza ve inançlarımıza saldırdılar önce… Ardından ruhlar ve kalpler kısırlaştı!" Ya sonra? İşte kısırlık denizine düşenlerin sarıldığı yılan!

16 Haziran 2010 tarihinde hürriyet gazetesinde “Kısırlığa kök hücreli çözüm” başlıklı yayınlanan bir haber bizi yakın geçmişe götürdü. Neden mi? Efendim bizler son 10-15 yıldır kısırlık haberleri ile yatıp kısırlık haberleri ile uyanıyoruz! Reklâmlar, haberler, radyo ve televizyon programları neredeyse tüm Türk halkını kısır ilan ediyor ama çaktırmadan! Medya ve basın organlarında hemen her gün kısırlığa çözüm olabilecek gelişmeler, ürünler, tedavi yolları ile ilgili bir haber, reklâm veya sağlık programı görebilirsiniz… Son 5 yıl içinde kısırlığa çare olarak sunulan tüp bebek, kök hücre, taşıyıcı anne, sperm bankası, yumurta veya sperm dondurma gibi yöntemler, cinsel gücü artırıcı (!) haplar, afrodizyak gıdalar konusunu duymadığınız bir gününüz oldu mu? 

Türkiye hızla kısırlaşıyor!
Kemal Özer, Deccal Tabakta isimli kitabından Türkiye’nin nasıl kısırlaştığını bilimsel verilerle uzun uzun açıklıyor… 1975 yılında yüzde 2 olan kısırlık oranı, Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş’a göre 2005 yılında yüzde 15’lere çıkmış. 2009’da ise bu oranın yüzde 25’leri bulduğu tahmin ediliyor. Yani Türkiye’de her dört kişiden birinin kısırlaşmış durumda! Öte yandan 1974’de 1 milimetreküpte 125 milyon sperm sayısına sahip olan Türkiyeli erkeklerin bugünlerde sperm sayılarının 25 milyona düşmüş olması kısırlaşma sürecinin hızla artacağının da habercisi olarak görülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de, 2000 yılında 0-24 yaş arasında 34 milyon 119 bin 716 olan genç nüfus sayısı 2008’e gelindiğinde 2 milyon 889 bin 467 azalarak 31 milyon 230 bin 467 kişiye inerken, aynı dönemde 65 yaş ve üstü nüfus yüzde 26,8 yükselerek 3 milyon 858 bin 949’dan 4 milyon 893 bin kişiye çıkmıştır. 2000 yılında 0-24 arası yaş grubu toplam 67 milyon 803 bin 927 olan nüfusun yüzde 50,3’nü oluştururken, 2008 yılında 71 milyon 517 bin 100’e çıkan nüfusun yüzde 43,7’sini oluşturmuştur. Özetle 2000-2008 döneminde 25 yaş altı nüfus 2 milyon 889 bin 467 azalırken, 65 yaş ve üstü nüfus 1 milyon 34 bin 474 artmıştır.

Bir başka deyişle nüfusta görülen yüzde 5,48 oranındaki artışa karşın, genç nüfusun toplam nüfus içindeki payı azalmıştır. (Kaynak:Deccal Tabakta/ Kemal Özer/ Hayykitap Nisan 2010)

Peki, bugünlere nasıl geldik? İnsanlar kısırlık kuyusuna nasıl düştü? Ve sonunda insanların hem canlarını hem de ceplerini sömüren bir ekonomi yani “kısırlık ekonomisi” nasıl doğdu?

Kadınlar kariyer ve güzellik, erkekler güç ve eğlence peşinde koşarken mi dersiniz? Yoksa teknoloji harikası elektronik aletlerin elektromanyetik dalgaları mı? Ya da hayatımızı kolaylaştıran makinelerin ısısıyla mı? Evlerimizde çamaşır-bulaşık makinesi, buzdolabı, epilasyon aletleri, saç kurutma makineleri, mikrodalga fırınlar ve küçük ev aletlerinin yüzlerce çeşidi…

Sevgiyi, saygıyı, sadakati, huzurlu ve mutlu evliliği ve bu evliliğin meyvesi mutlu bebekleri bile düşünmemize izin vermiyorlar, “Masal mı anlatıyorsun, hangi devirde yaşıyorsun sen?” diyorlar!!!

Hemen harekâta geçip dört bir yandan saldırıyorlar! Bu zamanda özgür ol, kendini ortalığa sal…  Tek eşlilik, evlilik mi? O da ne??? Bul bir sevgili, olmasa başkası, önce birlikte yaşa bakalım… Prezervatifini hep cebinde tut…  Doğum kontrol hapını iç… Çocuk mu? Deli misin sen??? Önce hayatını yaşa… 

İşte bu hikâyelerle temeli atıldı kısırlığın! Sevgi, saygı, güven, sadakat, paylaşma, bağlılık duygularımıza ve inançlarımıza saldırdılar önce… Ardından ruhlar ve kalpler kısırlaştı!

Sonra yiyeceklerimize göz diktiler! Pazardan elinle seçme, marketten ambalajlı al… Aman ha hijyen olsun! Tarlada sebzeler böceklenmesin, al bu ilacı sık… “Mahsul öyle küçük, çarık olmasın büyük ve gösterişli olsun, çabuk büyüsün, çok para kazan” diyerek tarım ilaçlarını ve hormonları hayatımıza soktular ve bedenimizin dengesini böyle bozmaya başladılar… Bitmedi! Hibrit tohumlar, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve adımları atılan Nano Teknojik gıdalar...

Şimdi hemen herkes kronik hasta, perde arkasını incelediğinizde ise tarım ilacını satanların da, tarım ilacından hasta olanları tedavi edenlerin de aynı kurumsal yapılar olduğunu görüyorsunuz. 

Artık insanlar kısır döngü içinde göz göre göre zorla kısırlaştırılıyor. Ne yazık ki bu yüzyılda çiftlerin çoğu en mahrem konularını ve hayatlarını değiştirecek en mutlu anlarını doyasıya mutlulukla yaşamıyor. Kadın kocasına bebek müjdesini verebilmek için önce bankaya uğraması gerekiyor! Ama bu ya kredi için, ya yumurta ya da sperm için! Birileri maddi menfaat elde ederken, birileri “kısır” bir döngü içinde dönüyor! Burada durup düşünmek gerek: Bunlar neden başımıza musallat oldu, nasıl bu tuzaklara düştük, nasıl kurtulabiliriz? Doğru sorular sorulur ve doğal çözüm yolları aranırsa halen insanlığın kazanma umudu var… Tabiatına ve inançlarına sarılan, doğal yaşam için çaba harcayanlar kazanıyor… Yani kötülerin de başa çıkamadığı rakipleri halen var: İyiler…

Evet, “kısırlık ekonomisi” palazlanırken, insanların en doğal hakkı, yani üreme hakkı “çeşitli yollarla” ellerinden alınıyor.  İşte basında yer alan haberler eşliğinde bu acımasız ekonominin iç yüzü ve korunma yolları:


Öncelikle yazımızın başında bahsettiğimiz, 16 Haziran tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan "Kısırlığa kök hücreli çözüm"haberinden bir bölümü sizlerle paylaşıyoruz...

Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, erkeklerde kısırlık sorununun çiftlerin çocuk sahibi olmasında çok önemli bir engel olduğunu söyledi.

Erkeklerde kısırlık tedavisine yönelik yöntemlerin her geçen gün geliştiğini ve umut verici sonuçlar alınmaya başlandığını anlatan Gürgan, erkek kısırlığına son verebilecek bir araştırma olan sperm kök hücrelerinin kullanılması çalışmasının sonuç vermeye başladığını bildirdi.

Kök hücre sperm ve yumurta hücresine dönüştürülebiliyor

Gürgan, dünyada ilk kez Prof. Dr. Herman Tournaye tarafından yapılan çalışma ile kök hücrelerin, sperm ve yumurta hücrelerine dönüştürülebilmesinin sağlandığını belirterek, “Daha önceden saklanmış kök hücrelerin bazı hayvan testislerine nakli ile olgun sperme dönüşme özelliğini kazanması amaçlanan ilk çalışmalar olumlu sonuçlar verdi” dedi.

Henüz çok az hastada denenen ve bir kısmında olumlu neticeler alınan uygulamaların hala araştırma aşamasında olduğunu ifade eden ESHRE Yönetim Kurulu Üyesi ve HÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürgan, gelişmelerin umut verici olduğunu söyledi.

Dr. Herman Tournaye'nin sunduğu araştırma ile ergenliğe girmeden önce kanser tedavisi geçirmek zorunda olan erkek çocukları için ileride çocuk sahibi olabilmeleri amacıyla, “Kök hücreden sperm hücrelerinin üretilmesi yolunun açıldığına” dikkati çeken Gürgan, “Bu yöntemle, kanser tedavisi öncesi testis dokusu dondurularak, tedavi sonrasında sperm hücresi üretebilen kök hücreleri geri nakletmek mümkün oldu” diye konuştu.

Haberin devamını okumak isterseniz: Kısırlığa kök hücreli çözüm 

Laptop’u icat edenlerin tüp bebek merkezleri ve sperm bankaları ile ortaklığı olabilir mi?

Doktortr sitesinde yayınlanan "Laptop kısırlık yapıyor" başlıklı haber dizüstü bilgisayar kullanan erkeklerin nasıl kısırlaştığını anlatıyor.

Dizüstü bilgisayarlar nasıl kısır yapar?
Alkolün, nikotinin ve keyif verici maddelerin erkeklerde üremeyi olumsuz yönde etkilediğini artık hepimiz biliyoruz. Ya dizüstü bilgisayarların etkisi? New York Devlet Üniversitesi'nden bilim adamları, bir dizüstü bilgisayarı gerçekten de diz üstüne koymanın kasıklardaki ısıyı yükselttiğini gösteriyor.

Çalışmayı yöneten ürolog Dr. Yefim Shynkin şöyle açıklıyor:
"Dizüstü bilgisayarların iç ısısı çalışma sırasında 70 dereceyi geçebilir. Bu aygıtlar çoğu zaman kasık bölgesine yakındır. Bu aygıtların yarattığı aşırı sıcaklık bir yana, dizüstü bilgisayarlar kullanıcının bacaklarını birbirine yaklaştırmasını sağlıyor ve bu da testisleri sıkıştırıyor." Tüm bunlar da üreme becerisini düşürüyor.

Bununla birlikte, uzmanların hemfikir olduğu bir konu, erkeklerin testislerinin aylar boyunca ısıya maruz kalmasının uzun dönemde iktidarsızlığa yol açabileceği. Spermlerin yeniden üretimi bile iki ayı buluyor. Kendinizi bu sorundan uzak sanmayın.

Haberin tamamını okmak isterseniz: Laptop erkekleri nasıl kısırlaştıryor?

Dev kozmetik üreticileri ve büyük ilaç firmalarının, kısırlık tedavi merkezleri ile bir bağı olabilir mi?

İki yıl önce Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adil Denizli ile yaptığım söyleşi hala aklımdan çıkmıyor! 13 Haziran 2008 tarihinde iyilikguzellik sitesinde yayınlanan “Spermlerimizin peşindeki mikro yaratıklar” başlıklı söyleşimizde Prof. Denizli, insanların kullandığı ilaç ve kozmetik atıklarının kanalizasyona oradan da denizlere karışmasıyla son yıllarda erkek ve kadınlarda artan kısırlık ilişkisini şöyle açıklamıştı:

“Su”daki mikro kirletici hormonlar, cinsel hayatı makro düzeyde bozuyor!
Kullanılan ilaç ve kozmetik atıkları kanalizasyona, kanalizasyonlarda arıtılan sular da, denizlerimize bırakılıyor. İlaç ve kozmetik atıklarındaki hormonlar suları kirleten en önemli unsur. Arıtma sisteminden kolaylıkla geçen mikro boyutlardaki kirleticiler ölümcül hastalıklara sebep oluyor! Mikro kirleticiler diyoruz ama etkileri makro! Bol bol bulunmalarına gerek yok, çok küçük olmaları bile büyük tehlike.

ABD, Avrupa ve Asya’da inceleme yapılan sularda psikiyatrik, analjezik ve antibiyotik türünde ilaçlar tespit edildi. İlaçlardan kalan atıklar idrar veya dışkı yoluyla suya karışıyor. Son yıllarda denizlerde ve tatlı sularda “cinsiyetsiz balık” bulundu. Araştırmalar su veya su ürünlerinde, ağrı kesicilerden “asetaminofen”, antimikrobiyal sabunlardan “triklosan” gibi kimyasallar ortaya çıktı.
Sularımıza karışan mikro kirleticilerden hormonların, sudaki canlıları kıskacına alıp, besin yoluyla insanlara ulaşması gelecekte çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Aynı zamanda yıkanma ve temizlik esnasında da, deri yolu ile vücuda girebiliyor.

Hormonlarla gelen sudaki mikro kirleticiler öncelikle böbrek üstü bezlerini etkiliyor, böbrek üstü bezleri hormonları, hormonlar da cinsiyet sistemini etkiliyor.

Vücuda giren ağır metaller küçük küçük birikirler ve zararları zaman içinde ortaya çıkar. Eski yıllarda insanlarda 50 yılda ortaya çıkan şikâyetler, günümüzde 10 yılda kendini göstermektedir. Son dönemde kadın ve erkeklerde hızla artan kısırlık şikâyetleri de, bunun kanıtı. Toprak, hava ve su kirli ise insanların temiz ve sağlıklı yaşam şansı azalıyor. Son olarak tekrar ediyoruz, su ile ilgilenen yetkililerin bilinmeyen kirlilik unsurlarının, belirlenmesi yolunda acilen çalışma başlatması gerekiyor.

Söyleşinin tamamını okumak isterseniz: Spermlerimizin peşindeki mikro yaratıklar

4 Kasım 2009 tarihinde Radikal gazetesinde “10 soruda genetiği değiştirilmiş organizmalar”  başlıklı haber, hayvanlar ve insanlar arasında kısırlık zincirini ortaya koyuyor. Hayvanlar için Ralgro ve Synovex hormon ilaçlarını üreten ilaç firmalarının insanlar için hangi kısırlık ilaçlarını ürettiğini araştırma işini size bırakarak haberden küçük bir bölümü sizlerle paylaşıyoruz:


Gen Mühendisliği Hayvan Yetiştiriciliğinde Sağlıklı ve Başarılı Olmuş mudur?
Sadece bitkisel üretimde değil hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan ve genetik yöntemlerle elde edilen hormonlar felaketlere neden oluyor.
Şöyle ki: Gen mühendisliği yöntemleriyle üretilen BST veya bovin büyüme hormonu (BGH) hayvan yetiştiriciliğinde tüketiliyor.

Kısa sürede bol paraya kavuşmayı arzulayan besiciler, hayvanlara aşırı kilo aldıran, yasa dışı ilaçlara yönelir. Hormon vazifesi gören Ralgro ve Synovex isimli ilaçlar, kiloyu yüzde 15-20 arası arttırıyor. Ancak hormonlu eti yiyen kişilerin hormonal yapısı bozuluyor. Hormonlu et kısırlık, cinsel güç kaybı ve kalp hastalıklarına sebep oluyor. Prof. Dr. İrfan Erol, ilaçların hayvanın etinde bırakacağı kalıntı ile insanlara geçebileceğine dikkat çekiyor. Erol; “hormon çocukların erken buluğ çağına ulaşması, dişilik hormonu alan erkek çocuklarda göğüslerin büyümesi gibi etkiler gösteriyor. Erkek ve kadınlarda karşı cinse benzer fizyolojik değişiklikler görülebiliyor” diyor. Ayrıca bu yolla prostat ve meme kanserine davetiye çıkarmış oluyoruz. Adı geçen ilaçlar bu nedenle 17 yıl önce Avrupa’da yasaklanmıştır. Dişilik hormonu östrojen içeren Ralgro ve Synovex, ithalatı, imalatı ve kullanılması 1992 yılında yasaklanmasına karşın çok kolay bulunabiliyor.

Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Sağlıklı mıdır?
Genetiği değiştirilmiş soyanın insanlarda alerji oluşturduğu kesinleşmiştir. Genetiği değiştirilmiş patatesleri yiyen farelerin bağışıklık sisteminin ciddi biçimde bozulduğu da tespit edilmiştir. Bitkilere aktarılan genlerin çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında genetiği değiştirilmiş bitkilerin seçilebilmesi için antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçer.

Bu da insan ve hayvan bünyesindeki genleri antibiyotiğe dayanıklı hale dönüştürür. Bu dönüşüm sağlık açısından büyük risk oluşturur ve bağışıklık sistemini çökertir. Kısacası, GDO’lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

Kanıtlar:
İskoçya Rowett Enstitüsü’nden Dr. Arpad Pusztai’ın genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü.

Rus Bilim İnsanı İrina Ermakova’nın genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği farelerin yavrularının % 55,6’sı doğumdan üç hafta sonra öldü. Normal soyayla beslediği yavruların ise sadece % 6,8’i öldü. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği fare yavrularının % 36’sının normal doğum ağırlığının altında doğduğu belirlendi. Bu deneme üç kez tekrarlanıp aynı sonuçlara ulaşılınca, Ekim 2005’te bilimsel bir panelde kamuoyu ile paylaşıldı.

Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanıyla Viyana Üniversitesi’nce
2008 yılında yapılan bir çalışmada, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi.

Caen Üniversitesi’ndeki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin Grubu: Rounduop herbisid seksüel hormonları bozuyor. Caen Universitesi’deki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin grubu, Dijon Universitesi’nden Prof. Chagnon’un grubuyla beraber, yeni doğan bebeklerin göbek bağı hücrelerinde çok az derecede Roundup toksini olduğunu gösterdikten sonra yeni bulgularını açıkladı. Örneğin Birleşik Devletlerde GDOlu gıdalarda izin verilen Roundup kalıntısından (çok az) 800 kez az olan herbisid erkekleşme hormonu androjenin hareketini engelliyor.

Haberin tamamını okumak isterseniz: Tabiattaki canlının sahibi kim? 

www.iyilikgüzellik.com özel Nihal Doğan

23.06.2010 22:43:00 Bu haber 9225 defa okundu
Hızla artan kısırlığın perde arkası!
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri