Son Dakika
Perşembe, 12 Aralık 2019 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bir gıda derneğinin ‘Şehir Efsanesi’ balonu!
Coca-Cola'dan Migros ve Pınar'a kadar toplam 71 gıda devinin üyesi olduğu ‘Gıda Güvenliği’ adlı derneğin tüketicileri yanlış yönlendirdiği belirtiliyor.

Haber Merkezi / TIMETURK

Cargill, Ülker, Coca-Cola, Eti, Aytaç, Banvit, Migros, Kraft, Pınar, Reis, Tat’ın da içinde olduğu 71 büyük gıda firmasının üyesi olduğu ‘Gıda Güvenliği’ adlı derneğin tüketicileri yanlış yönlendirdiği belirtiliyor.

Derneğin sitesinde yer alan bilgiye göre; derneği 71 üyeden Banvit, Bolpat, CocaCola, Diversey, East, Filiz, Frito Lay, İnoksan, Kalite Sistem Laboratuarı, Merko Gıda, Mc Donald's, Sardunya, Sodexho, Sofra Yemek, S & Q Mart, Uçak Servis, Unilever firmaları destekliyor.

DERNEK KURULUNDA PROFESÖRLER VAR

Danışma Kurulu üyeleri de dernek üyeleri gibi tam bir konsorsiyum. Bu kurul, on altı farklı üniversiteden birer profesör ile AB Genel Sekreterliği, Set-Bir, İhracatı Geliştirme Merkezi, Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Müdürlüğü, Yem Sanayicileri Birliği, Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi temsilcilerinden oluşuyor. Kurulda, Almanya Eurepgap, Fransa Anfor, İngiltere FSA’dan da birer üye yer alıyor kurulda.

TÜKETİCİ İÇİN ÇALIŞILIYORMUŞ!

Derneğin söylemlerine bakıldığında ilk bakışta, üretici, bilim adamları ve devlet organlarınca gerçekleştirilen tüketici amaçlı güzel bir çalışma varmış gibi görünüyor. Ancak derneğin yapısı incelendiğinde ortaya farklı bir durum çıkıyor. Derneğin başkanı, geçtiğimiz hafta bir kanalda ‘Ekonomi Gündemi’ programın konuğu oldu. Başkan derneklerinin üretici, tüketici ve bilim adamı ayaklarını bir araya getirdiği iddiasında. Ama derneklerinin sitesi bu iddiayı yalanlıyor. Üye listesinde tek bir tüketici dahi bulunmuyor ve olması da imkânsız gibi görünüyor.

2 BİN YTL ÜYELİK AİDATI

Derneğin üyelik aidatları zenginler kulübü TÜSİAD’ın aidatlarıyla neredeyse aynı. Tüzel kişiler için 2 bin YTL gerçek kişiler için ise 750 YTL. Türkiye şartları göz önüne alındığında tüketicilerin her ay bu parayı ödeyerek derneğe üye olmaları neredeyse imkansız.

ŞEHİR EFSANESİ BALONU

Başkan konuşmasında sık sık ve altını çizerek ‘şehir efsanesi’ kelimesini kullanıyor. Sitelerine de ‘şehir efsaneleri’ başlıklı özel bir bölüm var. Üreticilerin uydurduğu ‘efsaneler’den bir kaçı şöyle;

Soru: Pastörize sütlerin yerine sokak sütünü kullanmam gerektiğine yönelik mail aldım, doğru mudur?

Derneğin cevabı ise ‘Hayır’ şeklinde. Hemen herkes paket süte pastörize süt diyor. Halbuki pastörize süt ile UHT süt arasındaki çok büyük farklar var.

Bu üretici efsanesine Star’dan Prof Dr Ahmet R. Küçükusta bir yazısında şöyle değiniyor; “Günümüzde büyük şehirlerde artık açık süt veya çiğ süt bulmak neredeyse imkânsız. Satılsa da alan da olmaz herhâlde, çünkü bunların ‘hastalık yapan mikrop saçtıklarına’ dair müthiş bir negatif propaganda var.

Sütün içilmeden ve değişik şekillerde kullanılmadan önce yüksek ısılara tabi tutulmasının sebebi, içinde bulunabilecek zararlı mikropların öldürülmesi; başka bir deyişle sütün ‘kesilmesinin’ önlenmesidir. İşin püf noktası da burada zaten. Sütte hastalık yapabilen mikroplar bulunabildiği gibi, probiyotikler de denen vücut için faydalı ‘dost mikroplar’ da bulunuyor. Bunlar, bırakın hastalık yapmayı, tam aksine sağlıklı yaşayabilmemiz için mutlaka gerekli olan mikroplar. Bağırsaklarımızdaki mikropların yüzde 85’inin bu dost mikroplardan oluştuğunu ve bunların hastalık yapıcı olanlarının üremelerini önlediklerini de belirtelim ki mesele daha iyi anlaşılsın.

İşte, bu ısıtma işlemi sırasında da zararlı mikroplarla beraber ‘sütü süt yapan’, onu asıl faydalı kılan probiyotikler ve bunların ürettikleri enzimler ve vitaminler de istenmeden tahrip oluyor.

Isıtma yöntemleri içinde sağlığımız açısından en iyisi bizim çocukken yaptığımız ‘süt pişirme’ işlemi, yani sütün bir taşım kaynatılması. Pastörizasyon ve özellikle de UHT denilen yöntem ise ‘iyi-kötü-çirkin tüm mikropları’ öldürdüğü için sütü süt olmaktan çıkarıyor. Çünkü, süt içinde bulunan probiyotikler sebebiyle çok faydalı bir içecek, onları yok ettiniz mi inek sütünün sinek sütünden bir farkı kalmıyor.

Tıbbi... teknik... bilimsel bilgiler veriyorum: Varsa ve güveniyorsanız daima açık sütü tercih edin, yoksa şişe sütü, o da yoksa kutu sütü alın”

TÜKETİCİ YANLIŞ YÖNLENDİRİLİYOR

Sitedeki diğer bir soru “Gıda katkı maddelerinin zararları ile ilgili bir mail aldım, doğru mudur?” Derneğin cevabı: “E kodu alan katkı maddesi, düzenleyici makamca kullanılmasına izin verilmeden önce bilimsel olarak detaylı bir şekilde incelenmiş ve insani tüketim için kesinlikle güvenli olduğu kanıtlanmış demektir. İzin verilen miktarlarda kullanılan katkı maddelerinin sağlık üzerinde olumsuz bir sonuç doğurması mümkün değildir.”

Derneğin bu cevabındaki cümleler de gerçeği yansıtmıyor. Bu efsanenin yanlışlığı konusunda, hiçbir kuruma danışmanlık ve hizmet sunmayan, herhangi bir ticari müesseseden ücret almayan bağımsız bilim adamlarınca yapılan sayısız araştırma yayınlandı. Bu bağımsız bilimsel çalışmalarda, insanların sağlığını ve geleceğini tehdit eden katkı maddelerinin birçoğunun zararsız olduğunu iddia etmenin yanlış olduğu belirtiliyor.

KONUNUN UZMANLARI UYARIYOR

Objektif yayınları ve bilimsel içeriği ile dikkat çeken ve birçok dilde Wageningen University tarafından yayınlanan Food-info sitesi, katkı maddeleri için “Yan etkileri hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Toksisite ve güvenlik bilgileri için ayrı ayrı E-numaralarına bakınız” diyerek tüketicileri uyarıyor.

E kodlu katkı maddelerinin yarıya yakın kısmı ABD, İngiltere, Rusya, Danimarka, Almanya, Fransa, Norveç, Brezilya vb birçok ülkede kanserojen yahut başkaca hastalıklara neden oldukları veya tetikleri için yasaklanmış durumda. Türkiye gibi ‘gıda güvenliği’ne önem verilmeyen bir ülkede, üreticiler tarafından kurulmuş olan bir derneğin, üyelerinin ürünlerle ilgili sorunları sorunları dile getirmesi ve bunlarla mücadele etmesi de oldukça zor görünüyor.

DERNEK KENDİNİ TEKZİP EDİYOR

Derneğin sitesinde katkı maddelerine yönelik bir soruya verielen cevapta; ‘Katkı maddesi, düzenleyici makamca kullanılmasına izin verilmeden önce bilimsel olarak detaylı bir şekilde incelenmiş ve insani tüketim için kesinlikle güvenli olduğu kanıtlanmış demektir’ denirken, “Monosodyum Glutamat zararlı mıdır?” soruna ververielen cevapta ise ‘Bir maddenin zararlı olup olmaması alınan dozuyla ilişkilidir’ deniliyor ve böylece dernek kendi kendini tekzip etmiş oluyor.

Ayrıca ‘Türk Gıda Kodeksi gereğince MSG maddesinin işlenmemiş gıda maddeleri, bal, bitkisel veya hayvansal kaynaklı emülsifiye edilmemiş katı ve sıvı yağlar, tereyağı, süt, krema, kaymak, çözünebilir kahve, aromasız siyah çay, şeker, sade makarnalar gibi gıdalarda kullanımı ise yasaktır’ derken. Food-info ise MSG için “Glutamatlar, 12 haftadan küçük bebekler için hazırlanmış gıda ürünlerinde kullanılmamalıdır.” diyor. Burada da metin içindeki çelişki göze çarpıyor.

EFSANELİK YANLIŞLAR! 

Site’nin ‘sıkça sorulan sorular’ bölümünde ise düzeltilmesi gereken ‘efsane’ (!) bilgiler yer alıyor.

‘Bira’ tanıtımının yapıldığı bölümde biranın faydaları sıralanıyor. Tüm dünya zararlarından korunmak için eğitim kurumlarında yasaklarken ve tüketicilere bu tür ürünleri içmemeleri için uyarıda bulunurken, ‘Gıda Güvenliği Derneği’ Meşrubat tüketimi gerekli midir? sorusuna verdiği şu cevapla kendini açıkça deşifre ediyorİ; “Meşrubatlar dengeli beslenmenin bir parçasıdır. Meşrubatlar vücudun sıvı gereksinimlerini karşılama konusunda yardımcı ürünlerdir.” 

Derneğin sitesinde tüketici lehinde övgüye değer cümleye rastlanmıyor. Bu durum, derneğe olan güveni de tartışılır hale getiriyor. 

Derneğin gerçekten tüketici lehine çalışan bir dernek olabilmesi için şu önerilerde bulunuluyor; 

Üyelerinin ürettiği tüm ürünlerde; 

a) Bilimsel olarak zararı ispat edilmiş katkıların ürünlerinde kullanılmamasını, 

b) Şüphe barındıran katkıların ürünlerinde kullanılmamasını, 

c) Farklı inanç sahiplerinin inançlarına saygı duyarak bu inançlara aykırı katkı maddeleri ve yöntemlerin kullanılmamasını, 

d) Ürün etiketlerine ürün içeriğinin tüm ayrıntısını (içeriğin tüm miktar ve oranını, katkı ve diğer maddelerin menşeini, ürünün E kodunu) yazılmasını, 

e) Ürün etiketinde ‘laktasif etki yapar’ gibi tüketicinin anlamadığı bir dil yerine dürüstçe ‘aşırı tüketimi ishale neden olur’ şeklinde tüketicinin bilgilendirilmesini sağlayarak başlayabilir. Çok şey istemiyoruz. Sadece insan, toplum ve çevre sağlığı, bilgi edinme hakkı ile inançlara saygıdan söz ediyoruz. Bunu yapmadan ‘güvenli gıda’dan söz etmek güvenin anlamını erozyona uğratırsa ve iş çoban kurt hikâyesine döner.

DEVLETLE İLİŞKİLİ SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ!

Bir sivil toplum örgütünün (üreticilerce kurulan her türlü örgütlenme modeli ‘menfaat’ örgütlenmesi olarak nitelendiriliyor) devletle açık ya da gizli bağı olmaması, sivil toplum örgütü olabilmesi açısından büyük önem taşıyor. Ancak bu derneğin Danışma Kurulu’ndan dernek üyelerinin üretimlerini belgelemekten ve üretimlerini denetlemekten sorumlu Tarım Bakanlığı görevlisinin üye olması göze çarpıyor. 

Dünya görüşleri birbirinden çok farklı, üstelik birbirlerine rakip, bu kadar üreticinin üstelik ‘gıda güvenliği’ için bir araya gelmeleri ise dikkat çekici bulunuyor. ‘Gıda güvenliği’ kavramın henüz tam oturmadığı bir ülke olan Türkiye’de böyle bir derneğin bu alanda yürütülen diğer çalışmaları da gölgeleyeceği belirtiliyor. (timeturk)

01.08.2008 23:04:00 Bu haber 10980 defa okundu
Bir gıda derneğinin ‘Şehir Efsanesi’ balonu!
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri