Son Dakika
Salı, 30 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Ağalık globalleşiyor! Yeni ağa: Bill Gates
Herhangi bir canlı organizmadan bir geni alıp, ayrıştırıp, laboratuar ortamında bir başka canlıya aktararak burada yeni bir canlı üretilince yeni canlının patentini alan şirketler birden “mülk” sahibi oluyorlar. Oysa, ne bu yeni bitki ne de bitkiye aktarılan diğer canlı yoktan varedilmiş değil. O halde hangi hakla insanlığın ortak mülkü birilerin mülküne geçiriliyor...

Sertifikalı tohumla üretim çok övülüyor. Ancak bazı uzmanlar ise bunun içinde bir iş var diyorlar. Bu uzmanlara göre biyoteknoloji ile kapitalizmin el ele tutarak bize dayattığı bu yeni üretim tarzı “sağlık” açısından taşıdığı kimi risklerin yanı sıra sebep olduğu “mülkiyet” problemiyle de azınlığın daha zengin, çoğunluğun daha fakir olmasına sebep olabilecek bir “potansiyel” taşıyor. 

SUAVİ KEMAL

Biyoteknoloji ile kapitalizmin buluştuğu noktada doğuyor GDO. “Bilen benim, muktedir benim” iddiasıyla kendinde vehmettiği bilgi ve iktidarı küresel sermayenin emrine sunan bilim kişileri (Burada kasten adam demedim) “ahlak”tan arınmış bir etik ile hareket ediyorlar ve bunun bedelini bütün insanlık ödemek zorunda kalıyor.  Ama önce GDO’nun ne olduğuna bir bakalım. Biyoteknoloji kullanılarak, bir organizmaya ait genin diğer bir organizmaya aktarılması işlemi sonucu oluşan yeni organizmaya, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor. Mesela domatese soğuk sularda yaşayan bir balığın geni yerleştiriliyor. Böylece domates soğuğa karşı daha dayanıklı hale geliyor. Bu da söz konusu domatesi tüketenlerde bir çok sağlık sorunu doğmasına sebep oluyor. (Sahi bu bilim kişileri “domuz” geni kullanmadıklarının garantisini verebilirler mi, verseler de biz inanabilir miyiz?) Yazar Mary Goldwin Shelly, Frankestein adlı meşhur romanda “ceset” parçalarından imal edilmiş bir varlığın hazin ve trajik hikayesini anlatmıştı. Genlerle oynayan günümüz insanının yaşayacağı trajedinin ise o romanda anlatılandan çok daha büyük olacağına dair şimdiden işaretler belirdi bile.

HANİ BUNUN İLK SAHİBİ?

GDO’lar esasen bir “mülkiyet” problemi olarak da düşüyor gündemimize. Herhangi bir canlı organizmadan bir geni alıp, ayrıştırıp, laboratuar ortamında bir başka canlıya aktararak burada yeni bir canlı üretilince yeni canlının patentini alan şirketler birden “mülk” sahibi oluyorlar. Oysa, ne bu yeni bitki ne de bitkiye aktarılan diğer canlı yoktan varedilmiş değil.

GDO’ya Hayır Platformu Sözcüsü Levent Gürsel Alev’e göre “Mülkiyet operasyonu başladığında, güney ülkelerinden alınan gen aktarımlarının sonucu, ki yarın dayatmaya varacak olan, patent savaşları-mülkiyet savaşları olacak. Bu canlılara egemen olmanın bir yolu. Biz buna karşı koymak için, sadece gen aktarımında kullandığınız biyoteknolojik yöntemin patentini alabilirsiniz diyoruz. O canlının patentini alamazlar, aksi biyolojik korsanlıktır. Sonuçta ise, gen kaynakları bakımından tüm dünyanın teslim alınması anlamına gelecek. Bazı ülkeler dışındaki tarım sistemleri çökecek. GDO, geleneksel üretimi çökerterek, küçük köylünün tasfiyesi, tarım ve gıda alanlarının çokuluslu şirketlere açan genetik silahtır bir yandan da.”

SÜREÇ 2011’DE TAMAMLANIYOR

Sessiz sedasız kabul edilen Tohumculuk Yasası 2011’de tam anlamıyla yürürlüğe giriyor. Bir zamanlar gıdada kendi kendimize yeten az sayıdaki ülkelerden biri olmakla övünürdük. O günler çoktan geride kaldı kalmasına da şimdi tohumumuza kadar çok uluslu şirketlerin insafına terk ediyoruz gıdamızı. Ülkemiz daha şimdiden sebze tohumculuğu alanında yüzde 90 dışa bağımlı. Tarımın ¾’ü olan hububatta, sertifikalı buğday tohumu ihtiyacının sadece yüzde 25’ini karşılayabiliyoruz.

Uzmanlar yeni kanunla gıdamızın güvenliğinin de riske girdiğini çünkü kanunda yer alan "geleneksel ve/veya biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapı" tanımlanması ile Türkiye’de üretimi ve dağıtımı yasak olan genetiği değiştirilmiş (GDO'lu) tohumların yasal güvenceye kavuşacağını vurguluyorlar. Bu madde ile çokuluslu şirketler, ülkemizde yüzyıllardır yetişen tohumlara, biyoteknolojik yöntemlerle kazandırdıkları bir özelliği gerekçe göstererek patentleyebilecekler ve biz küçük bir değişiklikle elde edilmiş yeni ürünü satın almak için servet ödemek zorunda kalacağız. Üstelik patentsiz tohum kullanımı cezaya tabi olacağı için bu şirketlere haraç vermemek gibi bir seçeneğimiz de bulunmayacak. Nitekim Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm Sen) Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, konuyla ilgili olarak: "Hiçbir çiftçi patentsiz tohum kullanamadığı gibi, kullandığında da çeşitli cezalarla karşılaşacak. Çiftçiliğin temel koşullarından biri tohumunun sahibi olabilmektir. Bu yasayla, çiftçinin tohumunun sahibi olma hakkı elinden alınarak, uluslararası tarım şirketlerinin denetimine veriliyor" diyerek ekip, biçmenin bir hobi olmaktan bile çıkacağını vurguluyor: "Tek tip ürünler gündeme gelecek. Gıda güvenliği açısından da tehlikeli bir durum var, çünkü genetiğiyle oynanmış ürünler piyasada daha fazla satılacak. Çiftçi ya da tüketici, hobi olarak bile herhangi bir çeşidi ekemeyecek"

SERVETİMİZ PATENTLENECEK

Türkiye’nin bitki konusunda sayılı zengin ülkelerden biri olduğunu uzmanlar ifade ediyor. Nitekim Akdeniz havzasında, Fas ve Fransa ile birlikte, en zengin biyoçeşitliliğe sahip ülke. Bir nevî “gen bankası” niteliğindeki Anadolu’da üç bini endemik (bu toprağa has) on üç bine yakın bitki çeşidi var. Ancak tohumculuk yasası ile bütün bu zenginlik insafına terk edilen çok uluslu şirketlerin daha çok kâr elde etmek için tek ürüne yönelme hırsları ülkemizi bitki fukarası yapabilir. Bütün bunların yanı sıra daha önceki yasada bulunan devletin kontrol mekanizması ortadan kalktığı için çok uluslu şirketlerin insafına karşı halk sağlığını koruyacak mekanizmalar da devre dışı kalmış olacak. AB’ye uyum sürecinin bir parçası olarak sessiz, sedasız yürürlüğe giren, hakkında az da olsa yapılan eleştirilerin de sükut suikastına uğrayan Tohumculuk Yasası’nın ne menem bir şey olduğunu iş işten geçtikten sonra mı öğreneceğiz? Sahi, o zaman başımızı vuracağımız bize ait bir duvar kalacak mı memlekette? Ziraat Mühendisleri Odası, Tohumculuk Yasasının ülkemizi silahsız işgal etmek anlamına geleceğini söylüyor. Tohumculuk Yasası bir ilk değildi elbette. Daha önce Şeker, Tütün ve Üretici Birlikleri Yasaları bu yaklaşımla sunulmuştu. Sahi Türkiye bütün bunları niçin tartışmıyor?

BUNLARSIZ AÇ MI KALIRIZ?

GDO’cular artan nüfusun ihtiyaç duyduğu gıda üretiminin sağlanması için genlerle oynamanın şart olduğu iddiasında. Peki, bu gerçek mi? Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun 1990 tarihli raporuna göre, tahıl üretimindeki artış, nüfus artışından yüzde 50 daha fazla. Yani asıl sorun üretimden değil, dağılımın adil olmayışından kaynaklanıyor. Açlık sorununun yaşandığı ülkelerin çoğu tarım ekonomilerini başka ülkelerin yararına kurumuş devletler. Bu ülkeler halkı doyuracak besinler üretmek yerine döviz sağlayacak besinler üretilmeye çalışılmış. Açlık sorunu yaşanan birçok ülkede, eskiden besin yetiştirmek için kullanılan topraklarda kahve, pamuk, muz, kakao gibi gelişmiş ülkelere satılan ürünler yetiştiriliyor. Örneğin, Etiyopya’da açlığın kol gezdiği dönemlerde bile kahve üretimi ve ihracatı sürdürülüyordu. Açlığın gün geçtikçe yayılmasına paralel olarak israf ve tüketimin de hızla arttığını gözlemek mümkün. Mesela ABD Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre, ABD’liler her yıl üretilen gıdanın yüzde 25’inden fazlasını israf ediyor. Araştırmaya göre, sadece 1995 yılında çöpe atılan gıda miktarı 43 milyon ton civarında. Bir kişinin günde ortalama 1.5 kilo gıda tükettiğini varsayarsak, israf edilen gıdanın sadece yüzde 5’i bile geri kazanılsa 4 milyon insanın doyması sağlanabilir. Yani böyle bir mazeret üretmenin hiçbir anlamı yok.

BİLL GATES’İN YENİ HAZİNESİ

Norveç'in kuzeyindeki Spitsbergen Adası'nda çok modern bir depo inşa edildi. Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD'li DuPont / Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD'li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta’nın, dünyanın en zenginleri arasında yer alan Rockefeller’in yer aldığı "Svalbard Küresel Tohum Deposu"na para yatıranlardan biri de Bill Gates. Ayrıca ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada'dan da devlet fonları aktarılıyor...Deponun özelliği dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor olması. Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başlayan depo, donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edildi ve milyonlarca farklı tohumu saklıyor. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposunun, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlayacağı söyleniyor. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir yatırımla gerçekleşen bu tesis için Alman asıllı ABD'li araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, ilk baskısı 2007'de yapılan, Nisan 2009'da Türkçeye de çevrilen "ÖLÜM TOHUMLARI/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar" adlı bir kitap yazdı. Engdahl, Ebu Garib'de yüzlerce/binlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir “Tohum Bankası” bulunduğu ve ABD bombardımanından sonra yok olduğundan yola çıkarak , dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard'da bir araya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok edilebileceğini, ondan sonra da çok uluslu şirketlerin GDO tohumlarını (genetiği değiştirilmiş organizmaları) tüm dünya çiftçilerine "tekel"den keyfi bir şekilde pazarlayabileceğini söylüyor. (Gerçek Hayat)

ABD'li dazeteciden dehşet verici iddialar

Türkiye tartışa dursun Avrupa’dan tarihi karar

26.05.2009 21:12:00 Bu haber 7483 defa okundu
Ağalık globalleşiyor! Yeni ağa: Bill Gates
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri