Anasayfa / Prof Tayfun Özkaya / ''Endüstriyel organik tarım'' da ne?
Prof Tayfun Özkaya

Prof Tayfun Özkaya

Eklenme Tarihi: 21 Mayıs 2010 00:00

''Endüstriyel organik tarım'' da ne?

Ancak ne yazık ki böyle bir durum bütün dünyada var. Organik tarımı tek ürün (monokültür ) sistemi ile, büyük işletmeler halinde, endüstrinin ürettiği organik ilaçlar ve organik gübrelerle (uzak mesafelerden geliyor) ve yerel çeşitlerle değil de şirket tohumlarını, fidanlarını kullanarak yapıyorsanız ve ürünler çoğunlukla ihraç ediliyor ve süpermarketlerde satılıyorsa bu tarım sistemi ne çevreye ne de insana saygılı olamıyor. Örneğin 200 dekar kiraz veya domates üretiyorsunuz, bu nasıl ekolojik olabilir? Büyük ilaç şirketleri artık hızla organik üreticiler için ilaçlar üretiyorlar. Çiftçinin tarım ilaçlarını yerel olarak üretmesi çoğu zaman engelleniyor. Araştırmacılar çoğunlukla patentlenecek ilaçlar, gübreler peşinde koşuyorlar. Böylelikle yeni bir hegemonya başlatılıyor.

Bu sorunları ifade edebilmek için bir terim aradığımızda İstanbul’daki bir sempozyumda bir İspanyol araştırmacısı ve ekolojik ürün üreticisinden bu “endüstriyel organik tarım” terimini duyduğumda bütün bu eleştirilerimize karşılık gelen bir terim olduğunu anladım.

Ülkemizde organik tarım Avrupalı organik tarım şirketlerinin desteği ile ihracata yönelik olarak başlamış idi. Dolayısıyla bu iş baştan itibaren sadece bir ticaret gözüyle bakılmıştır. Hala da pek bir şey değişmedi. İzmir’de yapılan “organik tarım arama toplantısında” yerel tohumların tohum yasası ile baskılandığını, bunların çiftçilerce satılmasının yasaklandığını söyleyerek katılımcılardan destek istediğimde çay aralarında birkaç kişi dışında bir olumlu cevap alamamıştım. Çoğunluğun böyle bir derdi yoktu. Onlara göre organik tarımın yerel çeşitlerle yapılması için çok bir ihtiyaç yoktu. Hatta çoğu endüstriyel tarım olmaz ise dünyanın aç kalacağını da düşünüyorlardı. Hatta toplantıda Tarım Bakanlığından bazı bürokratlar açıkça tohum yasasını desteklediler.

Yerel tohumların hem hastalık ve zararlılara daha dayanıklı hem de besin içerikleri bakımından daha zengin olduğu biliniyor. O zaman gerçek bir organik hareketin yerel tohumlara destek çıkması ve en kısa zamanda organik üretimi yerel tohumlar temelinde yönlendirmesi gerekmez miydi? Ne gezer, organik tarımı sadece bir ticaret olarak görenler endüstriyel tarımla kol kola bir tavır içindeler. Dahası yerel tohum sorununa kayıtsızlar. Bu gidiş varsa varsa yeni bir hegemonyaya varır.

Gerçekten hem çevreye hem de başta çiftçiler insana saygılı bir ekolojik tarım hareketine ihtiyaç var.

Yorum Yap

Yorumlar

Bazı Haberler

Devlete emanet edilen bebeğe işkence etti

Devlete emanet edilen bebeğe işkence etti

Başlık ağır mı? Değil! Çünkü henüz doğmuş bir bebek hastaneye gitmişse veya orada doğmuşsa burası ister özel ister üniversite isterse de kamu hastanesi olsun o bebek devlete emanet edilmiştir. Bir damla kanını almak için ailelerle hasım olan devlet, kendine emanet edilen bebeği sakat bıraktı. İşte o korkunç haber ve görüntüsü
 

Deccal Tabakta yeniden yazıldı ve neşredildi

Deccal Tabakta yeniden yazıldı ve neşredildi

2010 Şubatında ilk kez neşredilen DECCAL TABAKTA'nın yaklaşık 4 yıldır baskısı yoktu. Tohum ve GDO ile ilgili meselelerde hayli değişimler yaşandı. İlk baskısı 292 sayfa olan eser baştan sonra yeniden yazıldı, değişen bilgiler güncellendi, yeni gelişmeler eklendi ve yeni baskısı 432 sayfa olarak Ketebe tarafından neşredildi.

İşsizlik hakkı

İşsizlik hakkı

Sağlıüın Gaspı, Okulsuz Toplum, Su, Tüketim Köleliği gibi kitaplarından tanıdığımız Ivan Illich, 20. asrın en mühim filozaflarından biridir. İnsanlığın 20. asırdaki köleleştirilmesini belki de en sert eleştiriyi yönetenlerin başında gelir.