Son Dakika
Perşembe, 23 Ekim 2014 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Yiyeceklerdeki gizli kanserojenler
Gıdanın silah olarak kullanılması yalnızca politik kararlar ve genetik değişiklik değil elbette. Gıdalara eklenen katkı maddeleri de gıdanın silah olarak kullanılması açısından en önemli silahlardan biridir.

Şarküteri ürünleri:

Amerikan Kanser Enstitüsü 1994 yılındaki bir raporunda, sosisli sandviçlerin çocuk lösemisiyle doğrudan ilişkili olduğunu bildirdi. Buna rağmen okullarda hala sosisli sandviç satılıyor.

Hemen hemen tüm işlenmiş et ürünleri nitrit ve nitratlar içerir. Bunların ikisi de sindirim esnasında “nitrosamin”lere dönüşür. Nitrosaminler ise kanserojendir.

Şarküteri ürünü derken, sadece tuz ve baharat ile hazırlanan geleneksel pastırmamızı ayrı bir yerde tutuyoruz. Pastırma sadece ettir ve yukarıdaki açıklamalar onun için geçerli değildir. Geleneksel yöntemle üretilmiş sucuk da bu maddeleri içermez.

Nitrit ve nitrat fabrika ürünü pembe renkli sucuklarda (zira rengini daha çekici göstermek için, pembeleştirmek için kullanılır), sosislerde ve jambonda bulunur.

Nutrasweet (Equal, Aspartam):

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarihindeki en fazla şikayeti bu yapay tatlandırıcı için almıştır. Şikayetler arasında baş ağrısı, mide krampı, kaslarda halsizlik vardı. Ayrıca, NutraSweet Alzheimers hastalığı ve fibromiyalji gibi sinir sistemi rahatsızlıklarıyla da ilişkilendirilmiştir.

Çocuğum nasılsa çayına tatlandırıcı koymuyor; endişelenmeme gerek yok demeyin. Bu tatlandırıcılar öksürük şuruplarında, gazozlarda, gofretlerde ve ambalajlı diğer tatlı yiyeceklerde bulunabiliyor. Aldığınız yiyeceklerin içindekiler kısmını mutlaka okuyun. Daha da iyisi, çocuğunuza ve kendinize, paketli yiyecek yedirmemeye çalışın.

Sweet Misery isimli bir film bu yapay tatlandırıcı hakkında ilginç detayları göz önüne seriyor. (Filmi izlemek için tıklayın)

Yapay renk vericiler:

Siz bakmayın Ayşe Özgün’ün “Yoğurt fabrikasına gittim, gördüm. Yoğurtları kırmızı pancarla boyuyorlarmış” demesine. Mavi, turuncu, yeşil renkli gazozlar, meyveli yoğurtlar, kekler, çikolatalar, pudingler, şekerlemeler, hatta meyve suları yapay renk vericiler içeriyor. Bunların üreticileri renk kartelasından kendilerine en uygun rengi seçiyor ve kimya şirketlerinden satın alıyorlar.

Zararlı yağlar:

Son senelerde insan yapımı yağlarla “Allah vergisi yağlar” arasındaki fark açık bir biçimde görülmeye başlandı. Allah vergisi yağlar atalarımızın ve onların da atalarının yediği yağlar. Yani, kuyruk yağı, iç yağı, sızma zeytinyağı, kaymak, tereyağı, yağlı et, yağlı balık, haşhaş yağı, susam yağı, keten yağı (başka kıtalarda hindistancevizi yağı). Çiçek yağının sızmasını bulursanız o da çok güzel. Yağ şirketlerinden para almayan “dürüst” beslenme uzmanları sadece bu yağlarla beslenmemizi öneriyorlar.

Makinelerle, yüksek ısıda çıkartılan yağların ise kimyası değişiyor. Çiçek yağı, mısır yağı, soya yağı, kanola yağı bunlara örnek. Hatta bu makinelerde üretilmiş zeytinyağından bile kaçınmalı; sadece sızma zeytinyağı kullanılmalı. Ayrıca, soya mısır ve kanola yağları çoğunlukla “genleriyle oynanmış tohumlardan” üretildikleri için daha da tehlikeli olabilir.

Margarin, hem genleriyle oynanmış tohumlardan üretilmiş olabilir. Hem de sayısız işlemlerden geçerek (birçok kimyasal katkı maddesinin yardımı ile) sıvı-kötü kokulu-tatsız halden katı-tereyağı kokulu-tereyağı lezzetli hale geliveriyor. Boşuna televizyonlarda 5 dakikada bir margarin reklamı yapmıyorlar. Zararlı olduğunu sağır sultan bile duydu. Artık yemiyoruz…

Siz siz olun, atalarınızın yağından şaşmayın.

Kalp Vakfı ve yağlar: E peki, bu yağlara Kalp Vakfı “güvenle yiyebilirsiniz” diye damgasını vuruyor diyorsunuz değil mi? Bu damgayı neden vurduklarını kendileri bilir. Amerikan Kalp Vakfı'nın hikayesi ise şöyle: 1970’li yıllardan itibaren Amerikan Kalp Vakfı hidrojenize yağ içeren margarin, cips gibi yiyeceklere amblemini koydu. Bu yağların insan sağlığına zararlarını gösteren araştırmaları hiçe saydılar. Bu yağları ve endüstriyel yiyecekleri üreten şirketlerden bağış alıyorlardı. En sonunda, kendilerine “gerçekleri söyleme” konusunda yapılan baskıya dayanamayarak 1998 Ekim’inde insanları “bu yağları yemeyin” diye uyarmaya başladılar. Darısı bizim kalp vakfının başına…

Zararlı şekerler:

Otto Warburg’un çok ses getiren araştırması “kanser en çok şekeri sever” şeklinde özetlenebilir. Şekerli gıdalardan mümkün olduğunca kaçınmak sağlığımız için en doğrusu olacaktır. Özellikle birkaç çeşit şeker var ki, bunları eve bile sokmamalı.

Mısır şekeri (nişasta bazlı sıvı şeker): Çoğunlukla genleriyle oynanmış mısırdan üretiliyor. Kola, bisküvi, çikolata, gofret, şekerleme, kek gibi tatlı gıdaların çoğu artık mısır şekeri ile yapılıyor. Mısır şekeri sıvı halde de, toz halinde de olabiliyor. Paketlerin içindekiler kısmında NBSŞ ismiyle de yer alabiliyor. Hatta gıda fabrikalarını bırakın, pastanelere bile bu şeker girdi. Evinize sadece “%100 şeker pancarı şekerinden imal edilmiştir” yazan şekerleri alın. Çok şükür bir devlet işletmemiz, Konya Şeker en güvenilir şekeri üretiyor.

Mevsim meyvelerinin içinde kendiliğinden bulunan şeker, doğal pekmez, doğal bal, kuru üzüm, dut, incir, hurma gibi meyveler güvenle yenebilir. Çocuklarınıza sık sık tahin-pekmez, pekmezli yoğurt veya ballı süt hazırlayabilirsiniz. Mevsim meyvelerinden kendi meyveli yoğurdunuzu yapabilirsiniz. (iyilikguzellik.com)

 

09.08.2009 15:43:00 Bu haber 4395 defa okundu
Yiyeceklerdeki gizli kanserojenler
EBOLA'nın biyo-silah / biyo-terör olduğu iddialarına katılıyor musunuz?


 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri