Son Dakika
Pazartesi, 25 Eylül 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Yiyecekler hakkında mezheplerin görüşleri - 3

önceki sayfa

Zaruret sebebiyle zorla yiyecek almanın hükmü:

Yemek veya mal sahibi oları kişinin buna zaruret derecesinde ihtiyacı yoksa açlığın veya susuzluğun eziyetini, sıcak veya soğuğun etkisini yahut da gelecekte ona ulaşması muhtemel bir zararı önleyebilmek için, ihtiyaç içerisinde oları kimse­ye bunu kıymeti karşılığında vermesinin vacip olduğu hususunda fakihler arasında görüş ayrılığı yoktur. (Reddü'l-Muhtâr, V, 238; el-Muvafakât, II, 352; eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 116 vd.; Muğni'l-Muhtâc, 1 250; el-Mühezzeb, I, 250; Keşşafu'l-Kına, VI, 195; Gâyetul-MUntehâ, I, 316; el-Muğnî, VITl 602; et-Turukul-Hukmiyye, 26; el-Hisbe, 40; el-Kavâid, (Ibni Receb), 227) Eğer vermeyecek olursa yahut semen-i misilden fazlasını isteyecek olursa zorla almak maksadıyla -bu kişi Müslüman dahi olsa- onunla çar­pışmak caizdir. Çünkü Müslümanlar hem rahat hem de sıkıntılı hâllerinde birbirle­riyle dayanışma ve yardımlaşma içerisinde olmalıdırlar. Yüce Allah şöyle buyur­muştur: "İyilik ve takva üzere yardımlasınız; fakat günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayınız." (Mâide, 2). Çünkü mala veya yiyeceğe sahip oları kişinin, bunu zaruret içerisinde bulunana vermekten kaçınması onun ölümüne "yardımcı" ol­maktır. Hadis-i şerifte ise şöyle denilmektedir: "Kim bir Müslüman’ın öldürülme­sinde yarım bir kelime ile dahi yardımcı olacak olursa, Kıyamet gününde alnının ortasında 'Allah'ın rahmetinden ümit kesmiştir' yazısı ile gelir. (Ibni Mace, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir; zayıf bir hadistir) Diğer taraftan yüce Allah böyle bir durumu mutlak olarak şu buyruğu ile kötülemiş bulunmakta­dır: "Ve onlar kendi aralarında yardım yoluyla verilecek şeyleri engellerler." (Mâûn, 7).

Bu durumda oları zaruret sahibinin meyteden yemesi caiz değildir, çünkü böy­le bir kişi muztar sayılmaz. Ayrıca onun, yemeğin kıymetini ödemek zorunda ol­ması, şer'an kabul edilmiş bir hükümdür. Çünkü zaruret dolayısıyla haramın mubah olması, gereken bedeli ödemeye aykırı değildir. (Şerhu'l-Mecelle, (el-Etâsî), 76 vd.; Şerhu'l-Mecelle, (el-Mehasinî), 60 vd., el-Furûk, 1,195 vd.; IV,) "Zaruret içerisinde olmak başka­sının hakkım ortadan kaldırmaz." kaidesinde bu durum açıkça belirtilmiştir.

Genel bir açlık hâlinde ise kişinin yemeğini zaruret içerisinde olarılara verme­si lâzım değildir. Çünkü zarar bir başka zarar ile izale olunmaz. (Keşşafa l-Kınâ', VI, 198)

Zaruret veya ihtiyacın özel bazı durumları:

Başkasının bahçesinden geçenin, ekin veya meyveden yemenin, başkasına ait davarlara rastlayanın özel bir takım durumları vardır. Bu durumda oları bir kimsenin bunlardan alıp yemesi caiz midir?

Bahçelerdeki Meyvelerden Yemek:

Meyveli ağaçları bulunan bir bahçenin yanından geçen kişi, zaruret hâlinde ve kıymetini ödemek şartıyla, oranın yaş meyvesinden, etrafı duvarla çevrilmiş dahi olsa, yiyebilir.

Şayet yemesini gerektirecek bir zaruret yoksa fakihlerin cumhuruna göre, (Reddü'l-Muhtâr, V, 238; el-Mühezzeb, II, 251; el-Mîzân, II, 59) yoldan geçen kimsenin sahibinin izni olmaksızın oradan bir şey alması caiz değildir. Nitekim oradan beraberinde bir şeyler alıp taşıması da caiz değildir. Çünkü Pey­gamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müslüman’ın malı gönül rızası ile olmadıkça helâl değildir." (Bu hadisi sahih’lerinde Hâkim ve İbn-i Hibbân, Ebû Humeyd es-Saidî'den şu lafızla nakletmektedir: "Kardeşinin bir sopasını dahi gönül hoşluğu ile olmaksızın almak kimse için helâl değil­dir.")  Peygamber (a.s) bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: "Gerçek şu ki, şu gününüzün hürmete değer olması gibi, kanlarınız, mallarını ve namuslarınız birbirinize haramdır." (Buharî ve Müslim rivayet etmiştir. Ayrıca Müslim ve başkaları Ebû Hureyre'den şu rivayeti yapmaktadırlar: "Müslümanın her şeyi Müslümana haramdır: Kanı, malı ve namusu.") Görüldüğü gibi bu görüş, vera ve takvaya daha uygun ve dinen daha ihtiyatlıdır.

 

Hanbelîlere göre: (el-Muğnî, Vm, 597) Açlık ve ihtiyaç hâlinde iken bir meyve ağacının yanın­dan geçen bir kimsenin beraberinde bir şey görülmemek üzere ondan yemesi caiz­dir. İmam Ahmed şöyle demiştir: Eğer bahçenin etrafı duvar ile çevrili değilse ve kişi de aç ise ondan yiyebilir; aç değilse yiyemez. Peygamber (a.s)'in ashabından birden fazla kişi bunu yapmıştır. Ancak bahçenin etrafını duvarla çevrilmişse yiye­mez. Çünkü o, artık bu duvar sayesinde bir çeşit hududu belirlenmiş yer olur. Bu­nun diğer bir sebebi ise İbn-i Abbas'ın şu sözüdür: "Şayet bahçenin etrafında duvar varsa artık o başkasının hakkıdır; ondan yeme. Eğer etrafında duvar yoksa mahzu­ru yoktur." Diğer taraftan meyvelerin duvar çevrilerek koruma altına alınması, meyve sahibinin onları gönül hoşluğu ile vermediğinin ve bu konuda müsamahakâr olmadığının delilidir.

 

Bahçenin duvarının olmaması hâlinde, ihtiyaç sebebiyle yemenin caiz oluşu­nun delili ise Peygamber(a.s)'ın şu buyruğudur: "İhtiyaç sahibi kimsenin oradan her hangi bir şey kucaklamaksızın alıp yemesi dolayısıyla üzerine bir şey gerekmez. Oradan bir şey alıp çıkartanın üzerine ise, iki katının tazminatı ve ayrıca ceza düşer." (Bu hadisi Tirmizî ve İbn-i Mace, İbn-i Ömer'den rivayet etmişlerdir. Tirmizî şöyle demektedir: "Bu hasen-garip bir hadistir, onu bildiğimiz tek yol Yahya b. Selûl'un rivayetidir.") Bir başka hadisinde ise şöyle buyurmaktadır: "Bir bahçeye gidersen üç defa bahçe sahibine seslen. Şayet sana cevap verirse (iznini al), değilse her hangi bir zarar vermeksizin ye!" (Ahmed ve İbn-i Mace, Ebû Said el-Hudrîden rivayet etmiştir. Ravileri sika kimselerdir. Aynca Saîd, el-Hasen'den buna benzer bir rivayet gelmektedir) Ebû Zeyneb et-Teymî'den şöyle dediği rivayet edilmekte­dir: "Enes b. Malik, Abdurrahman b. Semure ve Ebû Bürde ile yolculuk yaptım. Meyvelerin yanından geçtikleri zaman sadece ondan yemekle yetinirlerdi (bera­berlerine bir şey almazlardı)." Aynı zamanda bu, Hz. Ömer'in, İbn-i Abbas'ın ve Bürde'nin de görüşüdür. Hz. Ömer şöyle demiştir: "Ondan yer, fakat beraberindeki bir şey alıp çıkmaz." (el-Muğnî, VIH, 598)

 

İmam Ahmed'den bir başka rivayet daha vardır ki, buna göre etrafı çevrilme­miş meyve bahçelerinin yanından geçen kişinin, aç olsun veya olmasın yemesi mutlak olarak caizdir. Bu bakımdan el-İknâ metni ile Keşşaful-Kınâ’da şöyle de­nilmektedir: (el-Muğnî, VIH, 598) Bir bahçedeki meyveli ağaçların veya ağaçların altına düşmüş mey­velerin yanından geçen kişi, şayet etrafı çevrilmemiş ve koruyucusu da yoksa yol­cu veya muztar olmasa dahi bedelsiz olarak o meyvelerden yiyebilir. Yemeye ihti­yacı olmasa dahi bu böyledir. Aym şekilde her hangi bir şey atmamak veya vurma­mak yahut da ağaca çıkmamak şartıyla, dalından yiyecek olsa yine hüküm böyledir. Çünkü Ebû Saîd el-Hudri’nin rivayet ettiği daha önce geçen: "Bir bahçe duvarının yanından geçerse..." hadisi bunu böylece ortaya koymaktadır. Doğrusu şu ki; o za­manlar insanlar arasında mevcut olan örfe göre uygulama bu şekilde idi. Onlar âdeten gelip geçenin ağaçların dalından ve yere düşmüş meyvelerden sahibinin izni olmaksızın alıp yemesine müsaade ediyorlardı. Ancak kendisi meyveyi toplamakta ise yahut da insanların o meyvelerden almasını yasaklamış ise müstesnadır. (el-Eşbah ve'n-Nezâir, S uyut i, 81)

 

      Ekinden Yeme

 

Başkasına ait ekinin yanından geçip de -ihtiyaç sebebiyle- ondan yemek iste­yen kişinin hükmü hakkında İmam Ahmed'den iki rivayet gelmiştir. (el-Eşbah ve'n-Nezâir, S uyut i, 81)

 

Birinci rivayete göre şöyle demiştir: Bu kişi ekinden yemez. Çünkü müsaade ekinde değil, meyvelerdedir. Ayrıca şöyle demektedir: Ekinden bir şeyler alıp yiye­bileceği konusunda her hangi bir şey işitmedim. Meyve ile ekin arasındaki farka ge­lince: Yüce Allah meyveleri taze olarak yenmek üzere yaratmıştır, bazen de insanın canı onu çekebilir. Ekinin durumu ise bunu hilâfınadır.

 

İkinci rivayet ise şöyledir: Böyle bir kişi firik (olgunlaşmış buğday)'ten yiye­bilir. Çünkü âdeten firik taze olarak yenir; bu bakımdan meyvelere benzer.

 

İbn-i Kudâme şöyle demektedir: Meyvelerde olsun, öbürlerinde olsun evlâ olan sahibinin izni olmaksızın onlardan bir şey yememektir. Çünkü bu konuda gö rüş ayrılıkları vardır ve haram olduklarına dair haberler gelmiştir.

 

      Başkasının Davarını Sağmak

 

Davarın sütünü sağmak konusunda İmam Ahmed'den iki rivayet gelmiş­tir. (el-Muğnî, a.y.) Bu iki rivayetten birisine göre muhtaç olan kimsenin başkasına ait davarın sü­tünü sağıp içmesi caizdir, ancak beraberinde bir şey alıp götürmemesi gerekir. Çün­kü Hz. Semure'nin rivayet etüği hadiste şöyle denilmektedir: "Sizden her hangi bi­riniz davarların yanından geçecek olursa ve onların sahibi de orada ise, ondan izin alsın. İzin alacak olursa sütünü sağsın ve içsin. Eğer orada değil ise üç kere seslensin. Ona cevap veren olursa ondan izin alsın, cevap veren bulunmazsa sağıp içsin; fakat beraberinde bir şey götürmesin.” (Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiş ve: "Bu, hasen-sahih bir hadistir" demiştir)

 

İkinci rivayete göre ise sağması da içmesi de caiz değildir. Çünkü Peygamber (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Kimse kimsenin davarını izni olmadıkça sağmasın. Sizden her hangi birinizin su deposuna girilip su kabının kırılması ve oradan yiye­ceğinin alınması hoşuna gider mi? İşte davarların memeleri de onların yiyecekle­rini depolar. Bu bakımdan hiç kimse başkasının davarını izni olmaksızın sakın sağ­masın." Bir başka lafızda da şöyle denilmektedir: "Gerçek şu ki, onların davarları­nın memelerinde bulunan, ötekilerin sularının bulunduğu yerde olanlara ben-zer." (Buharî ve Müslim rivayet etmiştir)

 

1.                Ziyafet Davetlerini Kabul Etmek, Münker Sofralarda Oturmak ve Ye­mek Adabı:

 

      Ziyafet davetlerini kabul etmek ve münker sofralarda oturmak:

Düğün yemeği davetine icabet etmek meşrudur. Çünkü Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "En kötü yemek, asıl gelecek kimselerin alıkonulduğu ve gelmek iste­meyenlerin davet edildiği düğün yemeğidir. Davet edildiği hâlde gitmeyen kişi ise, Allah'a ve Resulüne asi olmuştur." (Müslim, Ebû Hureyre'den; Tirmizî müstesna diğer Kiitüb-i Süte sahipleri ise Ebû Hureyre'den mevkuf olmak üzere şu lafızla rivayet etmişlerdir: "En kötü yemek zenginlerin çağrıldığı ve fakir­lerin de çağırılmadığı ziyafet yemeğidir. Davete icabet etmeyerek gitmeyen ise, Allah'a ve Resulü­ne asi olmuştur." Nasbu'r-Râye, IV, 221)

 

Düğün yemeğinin meşru bir sünnet olduğun­da görüş ayrılığı yoktur. Çünkü Peygamber (a.s) evlendiği zaman Abdurrahman b. Avf a: "Bir koyun ile dahi olsa (ziyafet) ver." Buyurmuştur. (Bu hadisi imam Malik, imam Ahmed ve KUtüb-i Süte sahipleri Enes b. Malik'ten rivayet etmişlerdir)  İmam Şafiî'nin arka­daşlarının kaydettiklerine göre, düğün yemeği davetine gitmek vaciptir. Bunun sebebi ise, görmüş olduğumuz bu Hadis-i Şeriftir. Onlardan müstehap olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü düğün yemeği meydana gelen bir sevinç dolayısıyla veri­len bir yemektir, diğer yemek davetlerine olduğu gibi vacip değildir. Âlimlerin ço­ğunluğunun görüşü de budur. (el-Muğnî, VII, 2)

 

Hanefîlere göre davete icabet sünnettir. (Tekmiletul-Feih, VIII, 87; Tebyînü'l-Hakâik, VI, 13) Şayet orada münker veya eğlence yoksa, Şafıîlerle Hanbelîlere göre icabet vaciptir. (el-Mühezzeb, E, 64; el-Muğnî, VII, 2; Muğni'l-Muhtâc, IH, 245)

 

Malikîlere göre, Şafıîlerle Hanbelîlerde olduğu gibi, düğün yemeği davetini kabul edip gitmek vaciptir. (el-Kavânînü'l-Fıkhıyye, 194; el-Miihezzeb, II, 64-65; Gâyetul-MUntehâ, İÜ, 77; eş-Şerhu's Sağîr, H, 500 vd) Kişinin kardeşlerine sevgi ve muhabbeti dolayısıyla yaptığı davete icabet ise müstehaptır. Akîka gibi davete icabet caizdir; ancak övün­mek ve gösteriş için yapılan davetlere icabet mekruhtur. Borçlunun ve davalılardan birisinin hâkime hediye vermesi hâlinde olduğu gibi, hediyesi haram olan kişinin yapacağı daveti kabul edip gitmekse haramdır. Bu, Mâlikî mezhebinde gerçekten güzel ve yerinde bir açıklamadır.

 

Yemeği bitiren kişinin yemek sahibine dua etmesi müstehaptır. Çünkü İbn-i Mace Abdullah b. ez-Zübeyr (r.a)'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulul­lah (a.s) Sa'd b. Muâz'ın yanında orucunu açtıktan sonra şöyle dedi: "Oruçlu lar sizde iftar etsin, melekler size dua etsin, yemeğinizi de takva sahibi kimseler ye­sin."

 

      Davete İcabet Etmeyi Engelleyen Münker:

 

Davet edilen kişi oyun, şarkı, eğlence, heykellerin dikilmesi, duvar, perde ve­ya yastıklar üzerinde resimlerin bulunması gibi, bir takım münkerlerin varlığını oraya gitmeden önce bilecek olursa gitmemelidir. Çünkü Peygamber (a.s) şöyle bu­yurmuştur : "Benim ümmetimden şarabı, domuz etini, ipeği ve çalgı aletlerini helâl kabul edecek kavimler olacaktır." (Bu hadisi Buharî ve Ebû Dâvud, Abdurrahman b. Gunm'dan rivayet etmiştir. Neylii'l-Evtâr, II, 92)  Bu hadisin bir başka lafzında da şöyle denil­mektedir: "Ümmetimden bazı kimseler başka isim vererek şarabı içecektir. Onla­rın başlarının ucunda çalgılar çalınacak ve kadın şarkıcılar şarkı söyleyecektir. (Çalgı aletleri olmaksızın şarkı söylemek konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı âlimler bu iki hadisin mutlak ifadeler taşımaları sebebiyle mutlak olarak haram olduğunu, onu dinlemenin mâsiyet oldu­ğunu söylemişlerdir. Ansızın işitecek olursa, günahı yoktur. Bazıları da şöyle demektedir: Kafiye düzenini ve fesahati anlamak gibi bir fayda sağlamak maksadıyla teğannide bir mahzur yoktur. Ki­misi de şöyle demiştir: Kişi yalnız başına ise eğlenmek maksadı ile değil de teselli bulmak maksadı ile teğanni caizdir. Serahsî'nin görüşü budur. Şayet şiirde hikmet, ibret, fıkıh ve muayyen olmayan bir kadından sözediliyorsa mekruh olmaz. Tebyînü'l-Hakâik, VI, 14. Şafiîler şöyle demektedir: Çalgı aleti olmaksızın şarkı söylemek de, mekruhtur. Çalgı aletlerinin kullanılması ise şarkısız olarak da haramdır. el-Mühezzeb, II, 326 vd.)

 

Allah onları yerin dibine geçirecek, onları maymun ve domuza dönüştürecek­tir." (İbn-i Mace ve Beyhakî, Ebû Malik el-Eş'arî'den rivayet etmişlerdir)

 

Eğer davet edilen kişi, davete gidip de münker ile karşılaşacak olursa meselâ, sofrada şarap gibi bir şey varsa, kesinlikle oturmamalıdır. Çünkü yüce Allah: "Ha­tırladıktan sonra zâlimler topluluğu ile beraber oturma." (En'am, 68) buyurmuş­tur.

 

Ebû Dâvud, İbn-i Mace ve Hâkim, İbn-i Ömer'den şunu rivayet etmektedirler: "Resulullah (a.s) şarap içilen sofraya oturmayı ve kişinin yüz üstü uzanmış olarak yemek yemesini nehyetti."

 

Eğer sofrada değil de ziyafetin verildiği evde bulunuyor ise menetmeye gücü yeterse onları meneder. Çünkü Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Gücü yetmezse diliyle, gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin; bu ise imanın en zayıfıdır." (Buharî ve Müslim, Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet etmişlerdir)  Eğer menedecek gücü yoksa ve çevrece örnek alınan bir kimse ise oturmaz, çıkar, gider. Çünkü bu durumda otur­ması din için bir kusur, Müslümanlara da mâsiyet kapısını açmaktır.

 

Eğer önder bir kişi değilse sabreder, oturur, yer, çıkmaz. Çünkü davete icabet sünnettir. (Tekmiletul-Felh, Tebyînul-llakâik, a.y,; el-Mühezzeb, II, 64; Muğni'l-Muhtâc, III, 247)

 

    Yeme ve İçme Adabı:

 

Sünnet-i Seniyye’de yeme ve içmenin birçok âdabı varit olmuştur. Aşağıda sı­ralayacaklarımız bunlar arasındadır. (ed-Dürrü'l-Muhtâr ve Reddü'l-Muhtâr, V, 239; el-Kavânînul-Fıkhıyye, 437 vd.; Muğni'l-Muhtâc. ffl, 250, IV, 310; el-Muğnî, VIÜ, 614-616)

 

Yemeğin başında yerken veya içerken besmele çekmek, sonunda Allah'a hamd etmek sünnettir. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkar ve eğer başında "Bismillahirrahmanirrahim" demeyi unutmuşsa arada (hatırladığında); "başında da sonunda da bismillah" der, beraberinde bulunanlara hatırlatmak maksadı ile de se­sini yükseltir. Şu kadar var ki yemek yemeye devam edenler varsa yüksek sesle hamd etmez. Hamd edeceği zaman: "el-Hamdü lillahi tayyiben mübareken fihi" = Allah'a mübarek kılınmış çok ve güzel hamdü senalar olsun." (Buharî) veya "el-Hamdü lillahi'llezî atemenî ve sekânî min gayri havlin minnî ve Lâ kuvveh"= Benim bu ko­nuda gücüm ve takatim olmaksızın beni yediren ve içiren Allah'a hamdolsun" der.

 

Sağ elle yemek ve içmek müstehaptır. Bunun delili ise Peygamber (a.s)'ın Ömer b. Ebû Mesleme'ye söylediği şu sözlerdir: "Allah'ın adını an, sağ elinle ye ve önünden ye!" (Ahmed, Buharî, Müslim, Ibni Mace ve Ebû Dâvud, Ömer b. Ebû Sekmeden rivayet etmiş; Tirmizî sahih olduğunu belirtmiştir. Neylul-Evtâr, VIII, 161) Bir başka hadiside Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Biriniz yemek yiyecek olursa sağ eliyle yesin. İçecek olursa sağ eliyle içsin. Çünkü şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer." (İmam Ahmed, Müslim, Ebû Dâvud, Ibni Mace ve Tirmizî, Ibni Ömer'den rivayet etmiş; Tirmizî sahih olduğunu belirtmiştir. Neylii'l-Evtâr, VIII, 160) Önünden yemek ise aynı yerden yemek olur. Şu kadar var ki, değişik meyveleri bulunan bir tabaktan yemekte ise nereden isterse yi­yebilir. Çünkü çeşit vardır. Nitekim bu konuda haber bu şekilde varit olmuştur. Peygamber (a.s)'den sabit olan rivayet dolayısıyla üç parmak ile yemek müstehaptır. (imam Malik Ka'b b. Malik'ten rivayet etmiştir) Yemeği az yemek ve midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte bi­rini de nefese ayırmak, yemek yerken -selefin âdetinde olduğu gibi- yayılmamak ve yaslanarak yememek müstehaptır. (Buharî, Ebû Dâvud, Tirmizî ve imam Ahmed, Ebû Cuhayfe'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Resulullah (a.s): "Bana gelince ben yaslanarak yemek yemem." diye buyurdu. Neylul-Evtâr, VI ü, 161) Ancak Hanefîler, yaslanarak yemekte bir mahzur yoktur, demektedirler. Yediği yemeğe ve içtiği suya üflememek, kabın içe­risine teneffüs etmemek, kendisi ile birlikte yemek yemekte olanlara uygun olarak lokmaları küçültüp çiğnemeyi uzatmak ve ağır ağır yemek, kabın ağzından içme­mek de müstehaptır. Ayakta su içmek caiz olmakla birlikte, oturmak daha efdaldir. Eğer kendilerine su ikram edilenler topluluk ise sağdan itibaren kendisinden önce­kinden sonra suyunu alır.

 

Tatlı yiyeceklerden yemek, yemeğe uzanan ellerin çok sayıda olması, misafi­rine ikram, fazla olmamak üzere yemek esnasında güzel sözlerle konuşmak, sün­nettir. Susmak ise Mecusîlere benzemek sebebiyle mekruhtur.

 

Yemek başkasına ait ise, kusurlarını söylemek mekruhtur. Çünkü bu yemek sahibini rahatsız eder. Kendisinin ise, mekruh değildir. Kabın alt tarafından yemek sünnet, üst ve ortalarından yemek mekruhtur. Çünkü bereket ortasına iner. (İmam Ahmed, Ibni Mace ve Tirmizî'nin, Ibni Abbas'dan rivayet edip, Tirmizî sahih olduğunu belirttiği hadise göre Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bereket yemeğin ortasına iner, o bakım­dan kenarlarından yiyiniz, ortasından yemeyiniz." Neylii'l-Evtâr, VIII, 160)

 

Yemeğe tuzla başlayıp tuzla bitirmek de sünnettendir. Çünkü tuz yetmiş has­talığa şifadır. Sol ayağını yatırır, sağ ayağını diker, yemeği sıcak yemez ve koklamaz.
 

ilk sayfaya dönünüz

 

Kaynak: Prof Dr Vehbi Zühaylî, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, c 4, s 319-344

 

09.03.2009 13:25:00 Bu sayfa 15672 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri