Son Dakika
Perşembe, 21 Eylül 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Yeşil Vadi: Bir soğuk savaşın sonu, yeni bir soğuk savaşın ise başlangıç F. William Engdahl
Soğuk Savaş Mikhail Gorbaçev’in gittikçe artan ve şiddet içermeyen hükümet karşıtı mumlu muhalefet hareketini durdurması için Kasım 1989’da Sovyet tanklarının Doğu Almanya’ya girme emri vermemesi ve Doğu ile Batı Avrupa’yı bölen ‘Demir Perde’nin’ simgesi olan Berlin Duvarı’nın yıkılmasına izin vermesi kararıyla görünürde sona erdi. SSCB iktisadi, askerî ve siyasi açıdan iflas etmişti.


Soğuk Savaş bitmişti. Batı ve hepsinin üstünde dün-yanın çoğu ve her şeyden önemlisi komünist Doğu Avrupa ülkelerinin halkları için özgürlük, demokrasi ve iktisâdî refahın simgesi olan Amerika Birleşik Devletleri kazanmıştı.

 

 

 

Vaşington Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Sovyet sosyalist sistemi içine hapsedilmiş bölgelere demokrasi getireceğini ilan etti.

 

 

 

Vaşington’un Avrupa’da ortaya çıkmakta olan ve eski Sovyet bloğu içinde yer alan ülkeler üzerindeki egemenliğini artırmak için  kullandığı en etkili silah demokrasiydi. Kadim Yunan oligarkların çok iyi bildiği gibi  “demokrasi” iki ucu keskin bir kılıçtı. Öfkeli bir çete kurup kişinin siyasi muhaliflerine karşı şiddet uygulaması amacıyla kullanılabilirdi.

 

 

 

Gerekli olan tek şey kamu oyunu oluşturmak için gerekli teknikleri ve ekonomik araçları kontrol etmekti. Bu bağlamda Vaşington oldukça donanımlıydı; CNN gibi unsurlarla küresel basın-yayına da hakimdi ve IMF ile Dünya Bankası gibi kurumlar aracılığıyla ekonomik dönüşümleri gerçekleştiriyordu.

 

Vaşington Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından demokrasi yayacaktı. Ancak bu farklı bir demokrasi olacaktı. NATO’nun askeri kontrolü altında,  Amerika’nın iktisâdî, siyasi ve kültürel egemenliğini sağlayan ‘Muhalefetsiz bir Demokrasi’.

 

 

 

Dünyanın büyük çoğunluğu Amerikan tarzı demokrasi önerisini alkışlarla karşıladı. Berlin’de hem doğudan hem batıdan Almanlar Bethoven’ın Neşeye Övgü’sünü çalıp duvarın üstünde dans ettiler.  1948’den bu yana Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve “Demir Perde”nin Sovyet-ler Biriliği kısmına sıkışmış uluslarda ya da bölgelerde daha iyi, özgür ve refah bir hayatın başlangıcı olacağını düşündükleri “Amerikan Yaşam Tarzını” sevinçle kutladılar. Özgür Avrupa Radyosu ile diğer ABD ve Batı hükümetlerinin basın yayın organlarınca yapılan pro-pagandaya inandılar.

 

 

 

Ancak sevinç uzun sürmedi. Vaşington ve Batılı müttefikleri eski sosyalist, merkezden plânlanmış, devletçi ekonomilere bir çeşit ekonomik “şok terapisi” uyguladı. Uluslararası Para Fonu (IMF) hiç vakit kaybetmeden “pazar reformları”  yapılmasını talep etti. Ekonomilerin tümden dönüştürülmesi için kullanılan şifreydi bu.

 

 

 

IMF memurları altı eski Varşova paktı üyesi (Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya) ile on beş eski Sovyet Cumhuriyetinin birbiriyle bağlantılı iktisâdî yapısını dönüştürebilmenin karmaşıklığı konusunda hazırlıklı değildi. IMF teknokratları ABD Hazine Sekreteri ve eski Wall-Street bankerlerinden Robert Rubin’den gelen emirler doğrultusunda tüm kamu iktisâdî teşebbüslerinin özelleştirilmesini, Rus rublesinin ve diğer altı ulusal para biriminin değerinin düşürülmesini taleb etti.3

 

 

 

IMF’nin şok terapisi (Yapısal Uyum Programı) eski Sovyet bloğunun kapılarını dolar zengini Batılı spekülatörlere açtı. Bu istilâda Amerikalı yatırım (hedge) fonu  milyarderi George Soros, kaçak maden taciri Marc Rich ve Credit Suisse ile Chase gibi saldırgan banklar da vardı. IMF programları Rusya’nın ‘mücevherlerinin’ kelepir fiyatına yağmalanmasına olanak tanıdı. Yağmalananlar arasında petrolden nikele, aliminyumdan platinyuma her şey vardı.

 

 

 

Çoğu eski Komünist parti ya da KGB üyesi  küçük bir gurup Rus iş adamı yolsuzluklarla dolu Yeltsin döneminde devlete ait paha biçilmez hammade varlıklarına el koyarak bir gece içinde milyarder oldular. Rus basın yayınında isabetli bir tabirle Rus ‘oligarkları’ -zenginlikleri komünizm sonrası Rusya’nın yeni efendileri olmalarına izin verebilecek para babaları-   olarak anıldılar. Ancak bir sorun vardı:  Onların bu yeni zenginliği dolar cinsindendi. Vaşington’a göre Rusya’nın yeni oligarşisi Batı’ya, özellikle de Birleşik Devletlere bağlıydı. Vaşington’un stratejisi, yeni milyarder oligarkları kontrol ederek Rusya’yı kontrol etmekti. 

 

 

 

1990’larda Rusya’ya dayatılan acımasız IMF politikalarının mantıklı bir sonucu olarak işsizlik patladı ve yaşam standartları düştü. En çarpıcı olanıysa  Rus erkeklerinin ortalama ömrü bu dönemde 56 yıla düştü. Yaşlılar emeklilikten ve tıbbi bakımdan mahrum bırakıldı. Okullar kapandı; evler bakımsızlığa terk edildi; alkolizm, madde bağımlılığı ve AIDS Rus gençleri arasında yaygınlaştı.

 

 

 

Günlük bakımdan tıbbi bakıma kadar tüm sosyal hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz ya da cüzzi bir miktarla karşılandığı bir ekonomide devlet desteğinin gaddar bir biçimde azaltılması IMF’nin talepleri arasındaydı.  Savaşta yirmi üç milyon genç insanını kaybettikten yarım yüzyıl sonra, ABD ve İngiltere savaş sonrası dünyaya egemenlik kursunlar diye, Rus halkı kendini yeniden cehennemin dibinde bulmuştu. Birçok Rus için Batı’nın Varşova Paktı’nın sona erişini takdir etmek için  uyguladığı ekonomik şok terapisi garipti.  

 

Son Sovyet lideri Mikhail Gorbaçev Sovyet Devletini Glasnost ve Perestroika  ile içeriden yeniden canlandırmaya çalıştı; fakat bunlar  başarısız oldu. Batı’nın kapitalist cennete dönüşümün kurallarını tartışmalı IMF aracılığıyla dikte ettirmesine karşılık olarak ABD Başkanı Gerorge H.W Bush Gorbaçev’e bir söz verdi. Resmi olarak verilen söze göre ABD NATO’yu doğuya doğru genişleterek eski Varşova Paktı ülkelerini kuşatmayacaktı.4

 

Gorbaçev iyi niyetli olduklarına inanarak Bush yönetiminin verdiği bu sözün resmi siyaset olacağına dair güvendi. Ve güvenmekte  haklı gibi görünüyorlardı. Ancak o anın heyecanından olsa gerek Gorbaçev Bush’un sözünü yazılı olarak almayı unuttu. Vaşington’daki anılar hoştu ancak takip

eden

olaylar bunun kısa süreceğini gösterecekti.

 

 

 

Büyük oranda küçülerek Rusya’ya dönüşen bir zamanların güçlü Sovyetler Birliği ABD’nin bu vakur sözüne karşılık heybetli nükleer cephaneliğini sistemli bir şekilde azaltma sözü verdi. Bu amaç doğrultusunda Rus Meclisi (Duma) faal olarak konuşlandırılmış nükleer silahların azaltılması için bir takvim belirleyen Start II Anlaşmasını onayladı. Onamayı hem ABD, hem de Rusya’nın 1972 Fırlatmalı Füzelerin Sınırlandırılması (ABM) Anlaşmasına sadık kalması koşuluna bağladılar.5

 

 

 

George W. Bush 13 Aralık 2001’de Rusya’ya ABM anlaşmasından çekildiğini bildirdi. Birleşik Devletler yakın tarihte ilk kez uluslararası önemde silahlanmayla ile ilgili bir anlaşmadan geri adım atıyordu. ABD Füze Savunma Ajansı’nın oluşturulması için yapıldı bu.6

 

Tükenmiş Rusya, NATO’nun karşısındaki Varşova Paktını dağıttı. Güçlerini Doğu Avrupa’dan ve diğer eski Sovyetler Birliği bölgelerinden çekti. Sovyetler Birliği’nin uydu devletleri ve hatta eski Sovyet cumhuriyetleri dahi kendilerini bağımsız uluslar olarak ilan etmeleri yönünde cesaretlendirildiler. Bunun için Batı’ya özgü sözler ve yeni Avrupa Birliği’ne üyelik vaatleriyle ayartıldılar. Her ne kadar 1917 Devrimi öncesi Çar dönemine kadar uzanan bir süreden beridir Rus imparatorluğunun bir parçası idiyse de Gürcistan Cumhuriyeti bu yeni doğan ülkelerden biriydi.

 

09.12.2009 Bu yazi 4505 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri