Son Dakika
Pazartesi, 25 Eylül 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Yeni sömürgecilik tarımda
Küreselleşme mi, "yeni Sömürgecilik" mi? Dünya Tarımında Yeni Trend: Zengin ülkeler az gelişmişlerin topraklarını kiralıyor ya da satın alıyor. Bununla da yetinmeyip tohumları tescil ettirerek mülklerine geçiriyorlar. Beslenme için yetersiz dedikleri tarım alanlarını biodizel alanına dönüştürmeleri de bu yalanın en büyük isbatı

Suriye sınırındaki toprakların işletilmek üzere yabancılara verilmesi tartışması, Bahreyn'e 500 milyon dolarlık tarım arazisi satışı iddiaları dünyada son dönemlerde yaygınlaşan yeni bir tarım trendinin ülkemize de sıçradığını gösteriyor. Bir yanda gıda sektöründeki çokuluslu şirketler öte yanda çokuluslulara tâbi olmak istemeyen gıda kaynağı peşindeki devletler, özellikle az gelişmiş ve fakir ülkelerdeki tarım topraklarını satın alarak ya da kiralayarak yeni tarım politikaları oluşturuyorlar. Bazılarının küresel ekonominin doğal bir sonucu olarak gördüğü, FAO gibi örgütlerin ve bazı sivil toplumcularınsa "tarımda yeni sömürgecilik" olarak adlandırdıkları bu yeni eğilim küresel boyut kazanırken, gelecek yıllarda dünyayla beraber ülkemizin de yeni "mayınlı alanı" olacağa benziyor.

Suriye sınırımızdaki 210 bin hektar alana ulaşan mayınlı arazinin temizlenmesi karşılığı bir İsrail firmasına 49 yıllığına verilmesi konusu son günlerin tartışmaları arasında. Bunun hemen ardından ortaya atılan Bahreyn'e büyük tarım arazileri satışı konusunda anlaşma yapılıp yapılmadığı tartışması mayınlı araziyle beraber diğer tarım alanlarımızın da geleceğine dair endişeleri gündeme getirdi. The Economist dergisinin iddiasına göre Bahreyn ülkemizden 500 milyon dolar civarında tarım arazisi satın almıştı. Daha önceleri de GAP ile ilgili benzeri iddialar gündeme gelmişti. Ancak işin tarımla ilgili olan yönü yalnızca ülkemizde yaşanan bir tartışma değil. Son yıllarda giderek yükselen küresel bir eğilimin ülkemize de yansıması aslında.

Tarım toprağına yatırım


"21. yüzyılda su savaşı olacak, 21. yüzyıl enerji savaşlarına sahne olacak" gibi karamsar tahminlere eklenen son küresel senaryo, yüzyılımızın gıda savaşlarına sahne olacağı. Gıda savaşı tarım, tarım ise toprak savaşları anlamına geliyor. Toprağa sahip olma savaşı ise son dönemlerde küresel bir boyut kazanıyor. Bugün hâlâ altı, üstü, içi ve konumu kadar toprağın bizatihi kendisi, herkesin sahiplenmeye çalıştığı bir değer ifade ediyor. Özellikle tarıma elverişli topraklar geleceğin gözde hedeflerini teşkil ediyor.


Son ekonomik kriz kendi kendine yetemeyen pek çok ülkenin bir gıda krizi endişesine kapılmasına da sebep oldu. Bu ülkeler gelecekte yeni bir sıkıntı yaşamamanın yolunu ise toprağa yani tarıma yatırım yapmakta buldular. Kendi toprakları yetersiz ya da elverişsiz olduğu için bu sefer hedefleri kendilerinden çok uzak ülkelerin elverişli topraklarıydı. Bu "uzak" ülkelerin ortak özellikleri ise fakir ve az gelişmiş olmalarıydı. Bu gelişmeler kimi aydınlara göre zararsız ve küreselleşmenin doğal bir sonucu iken, karamsar senaryolar çizenlere göre ise "tarımda yeni bir sömürgecilik" döneminin açık işaretleriydi.


Dünya Tarım ve Gıda Organizasyonu FAO'nun açıklamalarına ve tarımla ilgili uluslararası bir STK olan "Grain"in 2008 yılı sonunda yayınladığı bir araştırmaya göre, çokuluslu kartellerin yanı sıra nüfuslarının gıda ihtiyacını temin etmek üzere Çin, Güney Kore ve Arap-Körfez ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülke, tarım yatırımlarını az gelişmiş ülkelere yönlendirmeye başladı. Sudan, Madagaskar, Etiyopya, Uganda, Endonezya, Brezilya, Filipinler, Moğolistan ve Arjantin gibi ülkelerle anlaşmalar yaparak bazen bir ülke yüzölçümüne yakın ölçeklerde dev tarım alanlarını satın alma ya da 99 yıl gibi uzun sürelerle kiralayarak kontrol altına alma stratejisine başvurmaya başladılar. Bu ülkelerden ürün satın almak da bir yoldu ancak uzun vadeli garantisi yoktu. Kendilerini garanti altına almanın yolu ise ürüne değil toprağa talip olmaktı. Neticede toprağa sahip olan ürünü de kontrol edebiliyordu. Bu hedefe kestirmeden ulaşmanın yolu ise paraya muhtaç olan ama elindeki toprağı da doğru dürüst işleyemeyen az gelişmiş ülkelerdi.


"Tarımda Yeni Sömürgecilik" mi?

2008 yılının sonuna doğru Güney Kore'nin Daewoo firmasının büyük ekonomik sıkıntılar içindeki Madagaskar'ın ekilebilir geniş topraklarının yarısı olan 1,3 milyon hektar alanı işletmek üzere anlaşmaya varması bardağı taşıran son damla oldu. Ama her şey Madagaskar'la sınırlı değildi. Endonezya, Ukrayna, Afrika ülkeleri ve Uruguay ya da Arjantin'de de milyonlarca hektar tarım alanı ya yabancı ülkelere satılıyor ya da uzun süreliğine kiralanıyordu. Nüfusu açlıkla baş başa kalan Etiyopya bile kendi topraklarını işletmek yerine vatandaşlarına ucuz ve garantili tarla arayan Körfez ülkelerine kiralamaya can atıyordu. FAO başkanı bu eğilimin yeni bir "tarımsal sömürgecilik" süreci doğurmasından endişe ettiğini açıkladı.


Endişe eden sadece FAO başkanı değil şüphesiz. Zengin ülkelerin fakirlerin topraklarını satın alma ya da kiralamasıyla başlayan bu yeni sürece, küreselleşmeye alternatifler öneren uluslararası platform ATTAC'ın kurucularından Ignacio Ramonet doğrudan "Tarımda Yeni Sömürgecilik" ismini veriyor. Ramonet bu yeni sömürgeciliğin başlangıcını şöyle ifade ediyor: "21. yüzyılın büyük savaşlarından biri de gıda maddeleri için olacak. Gıda ithalatçısı birçok ülke fiyat artışlarından olumsuz etkilendiler. 2008 yılının ilkbaharına kadar bu duruma katlanabilen zengin ülkeler, ihracatlarını sınırlandıran üretici ulusların korumacı tutumları nedeniyle paniğe kapıldılar. Su ve tarım kaynakları yetersiz birçok devlet, ekonomik büyüme ve nüfus artışıyla birlikte yurtdışında toprak satın alarak gıda rezervlerini güvence altına almaya karar verdiler".

 

Cargill gibi stratejik yatırımlar yapan çokuluslu şirketlerin dünya tarımında tekelleşmeye yönelik eğilimlerinin dışında, tarım alanına giren pek çok yeni aktör yeni eğilimler de getirdi.

 

Ramonet'ye göre "öncelikle dövize ve petrodolara sahip ülkeler, dünyanın dört bir yanından toprak satın almaya başladılar". Bunlar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar'ın başını çektiği Arap ülkeleri. Körfez ülkeleri pek çok ihtiyaçları gibi gıdalarının da yüzde 90'lara varan kısmını dışarıdan ithal ediyorlar. Son krizle başta pirinç olmak temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki dalgalanmalardan korkan Körfez ülkeleri dünya piyasalarına güvenemedikleri için dışarıdan ekilebilir geniş topraklar almaya başladılar. Bunun için de ilk olarak gözlerini en yakınlarındaki Afrika'ya çevirdiler. Sudan ve Senegal gibi Afrika ülkeleriyle yetinmeyip başta Endonezya olmak üzere altı Asya ülkesine de diplomatik çıkartmalar yaparak iş adamları aracılığıyla buralarda toprak arayışına girdiler.

Hedef fakir tarım ülkeleri

Bu arayışlar yavaş yavaş netice vermeye başladı ve Kuveyt ve Katar'ın temaslarda bulunduğu Kamboçya 2009 sonuna kadar 2.5 milyon hektar tarım alanını bu ülkelere devretmeyi düşündüğünü açıkladı. Açıklanan alan dünyada pek çok ülkenin yüzölçümünden büyüktü. İşin ilginci Arap ülkelerini besleyecek olan bu toprağı devreden Kamboçya hâlen Dünya Beslenme Programı'ndan aldığı yardımla halkını beslemeye çalışıyor.


Ancak bazılarının yeni sömürgeciliğe dönüşmesinden endişe ettiği bu sürecin aktörleri yalnızca Arap ülkelerinden ibaret değil. Kendi nüfuslarının gıda ihtiyacını karşılamakta zorlanan Çin ve Güney Kore de bu akımda başı çeken ülkelerden. Dünya üzerinde bulunan her dört kişiden birini beslemek zorunda olan Çin'in ekilebilir alanları sadece dünyanın yüzde 7'sine denk geliyor. Çin'in bu soruna karşı geliştirdiği strateji ise doğal olarak gıda kaynaklarını başka ülkelerden temin etmek. Bu kaynakların yer aldığı ilk durak ise Afrika ülkeleri. Çin bir yandan alt yapı yatırımları yapıp, bunun karşılığını Afrika ülkelerinden petrol ve gıda olarak alma yoluna giderken öte yandan pirinç, buğday, palmiye yağı gibi ihtiyaçlarını buralardan satın aldığı ya da kiraladığı topraklar üzerinden temine çalışıyor.


Dev ölçülerde toprak alımlarının tek sebebi gıda üretimi değil kuşkusuz. Biyoyakıt temini de bu trendin ikinci bir sebebi. Hammadde imparatoru Jim Rogers ve fon yöneticisi George Soros'un dahi bu alana kayması, işin ne oranda küresel bir boyut kazandığının ispatı adeta.

 

Arjantin'de yabancı firmaların kontrollerine alarak işletmeye başladığı yüz binlerce dekar tarım alanının yatırımcılarından biri de son dönemlerde biyoyakıt alanına yönelen Soros. Alman devi Deutsche Bank, büyük finans grubu Goldman and Sachs da büyük oranda Çin'de tarımsal ve hayvansal üretim için dev toprakları kapatmış durumda.

 

Morgan and Stanley grubunun sadece Ukrayna'da satın aldığı toprak 40 bin hektara ulaşıyor. Ancak Ukrayna'nın asıl kaymağını yiyen, bir Rus fonu olan Renaissance Capital. Fonun Ukrayna'da ele geçirdiği alan 300 bin hektara ulaşıyor.


Az gelişmiş ülkelerden dev toprak alımları

"Grain"e göre ise ülkelerin şirketler aracılığıyla az gelişmiş ülkelerde edindikleri toprakların inanılmaz boyutlara ulaşması "küresel bir toprak tekeli"nin oluşmasına doğru endişe verici şekilde ilerliyor.

 

Grain'in 2008 sonunda hazırladığı raporun verilerine göre çokuluslu tarım devlerinin yatırımları bir kenara bırakıldığında, Güney Kore 2 milyon 300 bin hektar, Çin 2 milyon 100 bin hektar, Suudi Arabistan 1 milyon 600 bin hektar, BAE 1 milyon 300 bin hektar, Mısır Uganda'da tahıl üretimi için 850 bin hektar toprak satın almış durumda. BAE'nin sadece Pakistan'da kontrol ettiği arazi 900 bin hektara ulaşıyor. (Yeni Aktüel)

 

13.06.2009 13:52:00 Bu haber 7201 defa okundu
Yeni sömürgecilik tarımda
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri