Son Dakika
Pazartesi, 29 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Türkiye’nin ‘can’ ihtiyacı Kemal Özer
Hekimliğin tarihi de, ilacın tarihi de Hz Âdem’le başlar.

İnsanlar ne kadarını içti, ne kadarını çöpe attı bilinmez, ama geçtiğimiz yıl Türkiye’de 1,9 milyar kutu “ilaç” satıldı. Bunun tümünün hap olduğunu ve her kutu da 20 tablet olduğunu varsaysak, 38 milyar tablet eder. Bunun her biri 1 gr olsa 38 bin ton eder.

Bu kadar sentetik ilacın devlet ve millete çıplak maliyeti, 20 milyar liradan fazla. Sağladığı bir ‘yarar’ var mı bilmiyorum, ama verdiği toplam zararını hesaplamak güç. Bilmeliyiz ki, çöpe atılan bu ödemelerle birkaç yılda yeni bir Türkiye daha inşa edebiliriz.

Bugün ülkemizde günlük ortalama 5 milyondan fazla kişi eczanelere uğruyor. Eczacılık tarihi kitaplarını okuyanlar bilir ki, bugünkü yapılanlar, eczacılıktan ziyade sentetik ilaç marketçiliği.

Talebelik yıllarımda bile olsa, gerçek eczacılığın son demlerini görme bahtiyarlığına eriştim.

Bizim gördüklerimiz, gerçek eczacıların son temsilcileri yahut onların arafta kalmış talebeleriydi. Şimdi o kadarı bile yok. Ama yeni mezun bazı gençlerin farklı düşüncelere sahip olduklarını görmek ümitlerimizi yeşertiyor.

D. Rockefeller’in babası yani J. D. Rockefeller, hiçbir eğitimi olmadığı halde, çeşitli yerlere kamplar kurup, “meşhur kanser uzmanı William A. Rockefeller sadece bir gün için buradadır. Çok ilerlemiş olmayan kanser türleri tedavi edilir” ilanları dağıtıyor ve içeriğinin ne olduğu bilinmeyen bir şişeyi 25 dolara satıyordu.

19. asırda 25, dolar bir işçinin iki aylık maaşına denkti. Buradaki sömürüyü bu sayede keşfedip, bugün çok sayıda Türkiye’de şubeleri olan hastaneleri kurdu. Arından da ilaç sanayine girdi.

Şimdi aynı aile; ilaç, aşı, tohum, kimya ve medya gibi pek çok sektörlerin sahibi olmuş, her birini insanlığa karşı kurşun olarak kullanıyor. Vahiy ve tecrübe temelli ne kadar kadim bilgi varsa, hepsini kötü gösterip, bunları “şarlatanlık” olarak etiketleyen bu küresel canavarların tüm dünya ve ülkemizde sanıldığından çok kölesi var. 

Bugün “bilim” masalıyla uyutulan, sömürülen, hasta edilen, değerleri ellerinden çalınan, irfanî birikimi çöpe atılan insanlığın önündeki tek seçenek; gözleri var görmezler, kulakları var işitmezler, dilleri var hakkı söylemezler sefaletinden kurtulmaktır.

Bunun yegâne yolu ise ilaç, aşı ve tohumla ilgili vakıflar kurmaktan geçiyor. Kurulacak vakıflar, büyük biz gizlilikle çalışmalar yürütmeli ve gelecek planları üzerinde çalışmalı. Bu hususta zeki gençler sıra dışı yöntemlerle yetiştirilmeli.

Eski yeni ne kadar ‘eser’ varsa toplanarak, bünyesinde münhasır birer kütüphane kurulmalı. İnsanlık tarihinin ilk gününden bugüne ulaşmış ne kadar bilgi, ilaç, aşı ve tedavi yöntemi varsa derlenmeli.

Kadim bilgiden hareketle bitkisel ilaç üreten veya bu iddiadaki kimselerin güncel uygulamaları derç edilmeli, incelenmeli, hastalar üzerindeki sonuçlarına göre patentleri alınmalı, verimli olanlarının seri üretimleri yapılarak reçete edilebilir hale getirilmeli.

Nasip olursa tohum ve aşı için başka yazılar kaleme alacağım. Şimdilik bu iki konuyu o yazılara bırakıyorum.

İşin maddi yönü bir yana, recombinant DNA teknolojisiyle üretilen günümüz sentetik “ilaçları”, yarar sağlamak şöyle dursun, hücrelerimizi bozdukları için pek çok hastalığında müsebbibidirler.

Bu sentetik kimyasalları kullanarak şifa bulacağını düşünenler ile kemoterapi ve radyoterapi alarak kanserden kurtulacağını ümit edenleri bekleyen şey, boş bir hayal o kadar!

Ta 1960’larda Fransız Caston Naessens, 714X adını verdiği ve azotla zenginleştirilmiş kâfurun suda eriği olan bir ilaç geliştirir. Tümör hücrelerinin tüm azot ihtiyaçlarını gidererek, kansere yol açan CFK salgınını durdurur.

Ama bütün insanlığı bataklığa saplamaktan başka bir görevi olmayan modern tıp sanayii ve özelde de NCI, ACS, MSKCC ve FDA gibi mafyatik metotlar kullanan yapılarca, bu kişi engellenir.

Bu kişinin çalışmalarını incelemek için gönderilen heyet raporunda şu yazılıdır: “Otantik bir deha olan mösyö Naessens’ın, tıbbın en karmaşık alanını aydınlattığına kesinlikle inanıyoruz!”

Buna rağmen ilaç firmalarının kuklası durumundaki Tabipler Birliklerinin saldırısına uğrar, hakkında uluslararası çapta akla hayale gelmedik davalar açılır.

Bu kötü örneklerin nedeni, meseleye devlet elinin değmemesindendir. Mesela Putin, iki yıl önce ülkesine giren ilaçlarla ilgili bir uygulama başlatır. İlaçlar Rusya için özel üretilecektir. Bu ilaçlar da, Putin’e sadık bir ekip tarafından en ince ayrıntısına kadar her türlü kontrolden geçirilecektir. Ayrıca Rusya, ilaç üretimi konusunda çok özel ve gizli çalışmalar yürütüyor.

Türkiye bu işleri yapmadığı halde yaygara koparıyor. Türkiye’de bu faaliyetin, 657 sayılı kanun veya diğer kanunlara tabi bir ekiple, yani tek başına devlet eliyle yürütülebilmesi mümkün değil. İlaç geliştirilmesi, devletin güç ve garantörlüğünde, hekimlik ahlakı, nebatat vb ilimlere vukufiyet, güçlü finans, özel koruma ve mahremiyet gerektirir.

Aktarılanlar yapılarsa, çok değil sadece 5 yılda Türkiye ilaç teröründen kurtulabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu yapmalı ve yaptırmalı. Aksi halde ‘Yeni Türkiye’nin en önemli ayağı eksik kalır. Üstelik bu eksiklik hayata ve geleceğe mâl olabilecek kadar güçlü ve etkin bir eksiklik!

Bizden hatırlatması…

İbn-i Sina diyor ki: “Bir gün kansere şifa bulunaksa, o muhakkak gülden olacak!” Bu vesileyle not etmiş olalım.

Yayın: Yeni Söz gazetesi / 15 Nisan 2015 

 

15.04.2015 Bu yazi 2986 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri