Son Dakika
Çarşamba, 14 Kasım 2018 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Tıbb'ün Nebevi'de ekmek
Tıbb'ün Nebevi bölümümüzde İbn-i Kayyim El Cevziyye’nin "Tıbbu’n Nebevi" adlı eserindenin E maddesinde yer alan ekmek ve hayvan etleri

EKMEK:

Buhârî'nin Sahîh'inde Peygamber Efendimizin şöyle dediği sabittir: “Kıyamet gününde yer (yuvarlağı) tandırda pişirilen bazlama ve pide gibi olur. Allah-ü Teâlâ onu (düzelinceye kadar) çevirir, al­tüst eder. (Bu ekmek) cennetlikler için (sefer) azığı olarak hazırlanır”(Buhari c12, s206)

 

Ebû Dâvûd Sünen'inde -İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği hadislerden olmak üzere- İbn-i Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder;“Peygamber Efendimizin en sevdiği yemek, ekmek tiridiydi, tirit hays'tır.” (Hays: Hurmanın çekirdeği çıkarılarak yoğurtla ve safi yağ ile karıştırılıp tirit şeklinde yapılan ye­mektir)

 

Yine Ebû Dâvûd Sünen'inde -İbn-i Ömer'in rivayet ettiği hadis­lerden olmak üzere- İbn-i Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder; “Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Yanımda kepekli buğdaydan yapılmış, yağ ve sütle karıştırı­larak yumuşatılmış bir beyaz ekmek olmasını isterdim". Bunun üze­rine bir adam kalkarak Peygamber Efendimizin istediği bu yemeği ha­zırlayıp getirdi. Peygamber Efendimiz yemeği görünce: "Bu yağ hangi şeyde vardır?" diye sordu. Adam: "Kelerin yağ tulumunda vardır" deyince Peygamber Efendimiz: -"Onu kaldır" dedi”.

 

Beyhakî -Âişe r.a.'in merfû olarak rivayet ettiği hadislerde- şöyle anlatır; “Ekmeğe saygı gösteriniz, saygıya değer yönlerinden biri de, katığa ihtiyaç duyurmamasıdır”. Bu söze mevkuf demek daha uy­gundur. Ne kendisinin ne de kendisinden öncekinin merfû olduğu sabit değildir.

 

Ekmeğin türlerinin en üstünü mayalanma ve yoğrulma yönün­den en iyisidir. Sonra tandır ve fırın ekmeği gelir. Gözleme üçüncü derecededir. Gözlemenin en iyisi de yeni ürün buğdaydan yapılanıdır.

Besin değeri en yüksek olan türü francaladır. Kepeği az olduğu için en geç hazm olunanıdır. Francalayı beyaz ekmek onu da esmer ekmek izler.

Ekmeği yemenin en uygun zamanı, ekmeğin yapıldığı günün son saatleridir. Ekmeğin yumuşağı, bünyeyi yumuşak tutma, besleyicilik ve tazelik yönünden en üstünü, mideden aşağı kayma bakımın­dan en hızlı olanıdır. Kuru ekmek bunun tam tersidir.

 

Buğday ekmeğinin karakteri, ikinci derecenin ortalarında bir sı­caklığa sahip olmasıdır, yaşlık ve kuruluk bakımından normale ya­kındır. Ateşte kuruyan genellikle kuru olur, ateşte kurumayansa ge­nellikle nemli olur.

 

Buğday ekmeğinde bir özellik vardır o da, insanı çabuk şişmanlatmasıdır. Kadayıf ekmeği ise, katı bir karışım meydana getirir, ufa­lanan ekmek şişkinlik yaptığı gibi, sindirimi de güçtür. Sütle yapılan ekmek tıkanıklık yapar, besin değeri yüksektir. Mideden aşağı kay­ması yavaş olur.

 

Arpa ekmeği soğuktur ve birinci derecede kurudur. Besin değeri buğday ekmeğinden daha düşüktür.

 

ETLER :

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de: "Onlara diledikleri meyve ve etten bol bol verdik” (Tur 52) ve “İştahlanacakları kuş etiyle” (Vakıa 21) buyurmuştur.

İbn-i Mâce'nin Sünen'inde -Ebi'd-Derdâ r.a.'ın Peygamber Efendimizden rivayet ettiği hadislerden olan- şu hadis yer alır: “Dünya ve âhiret ehlinin yemeklerinin en üstünü ettir”.

Büreyde'nin Merfû olarak rivayet ettiği hadislerden olan şu ha­dis de İbn-i Mâce'nin Sünen'inde yer almıştır: “Dünya ve âhirette en güzel katık ettir”.

Buhârî'nin Sahîh'inde de Peygamber Efendimizden şöyle rivayet olunur: “Aişe'nin kadınlara olan üstünüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğüne benzer.” Tirit; ekmek ve ettir.

Şâir şöyle der; Ekmeğe eti katık yaptığında dikkat et, İşte budur -Allah'ın emaneti olan- tirit.

Zührî der ki; "Et yemek yetmiş gücü artırır."

Muhammed İbn-i Vâsî de şöyle der: "Et, görüşü artırır."

Alî İbn-i Ebî Tâlip'den şöyle dediği rivayet edilir: "Et yiyiniz, zîrâ et, rengi netleştirir, karnı yumuşatır ve huyu güzelleştirir."  

Nafi'nin anlattığına göre: İbn-i Ömer, Ramazan ayı geldiğinde ve yolculuğa çıktığında et yemeyi ihmal etmezdi.

Ali r.a.'den şöyle dediği zikre­dilir: "Bir kimse kırk gün et yemeyi bırakırsa ahlâkı kötüleşir."

Aişe r.a.'in -Ebû Davud'un merfû olarak rivayet ettiği-: “Eti bıçakla kesmeyiniz, zira bu davranış Acemlerin işlerindendir, eti ısırarak koparınız, zira böyle yemek, vücuda daha yararlı ve sindirimi daha kolaydır” hadisine gelince, İmam Ahmet bu hadisi, daha önce geçmiş bulunan ve sahîh olarak rivayet edilen, Peygamber Efendimizin eti kestiğini anlatan iki hadisle reddeder.

Etin yetiştiği yere ve yapısına göre değişen bir çok cinsleri var­dır. Buna göre her cinsin hükmünü, yapısını, fayda ve zararını ele alı­yoruz:

 

KOYUN ETİ:

İkinci derecede sıcak ve birinci derecede nemli bir yapıya sahiptir. En güzeli bir yaşında kuzu etidir. Kaliteli kan yapar, gereği gibi sindirebilene enerji ve güç verir. Soğukkanlı ve mutedil yapıya sahip olanlara, tamamen çekkin olan insanlara, soğuk yerlerde ve soğuk mevsimlerde iyi gelir. Gücü kuvveti yerinde olan melankolikle­re faydalıdır. Zekâyı ve hafızayı güçlendirir. Yaşlı ve arık koyunun eti iyi olmadığı gibi dişi koyunların eti de iyi değildir.

 

En iyisi siyah ve erkek keçi etidir. Bu et mîdeye en hafif gelen, en lezzetli ve en yararlı ettir. Burulmuş hayvan eti de çok faydalı ve çok hoştur. Kızıl ve semiz hayvan eti ise en hafif ve besin yönünden en kaliteli ettir. Bir yaşından küçük oğlak etinin besin değeri düşüktür ve mîdede yüzer (bir yerde durmaz).

 

Etin en üstünü kemiğe sarılmış olanıdır. Sağ tarafın eti, sol tara-fınkinden daha hafif ve daha iyidir. Ön kısmın etleri de arka kısmın etlerinden daha lezzetli ve daha besleyicidir. Peygamber Efendimiz koyunun ön kısmının etlerini daha çok severlerdi. Koyunun -başının dışında- yukarı kısımlarından her birisi, aşağı kısımlarından daha hafif ve daha güzeldir. Ferazdak kendisine et satın alan adama şu öğütler­de bulundu; Ön kısımların etini al, baş ve karından uzak olur, zîrâ dert bu ikisindedir.

 

Boyun eti hoştur ve lezzetlidir, sindirimi çabuk ve hafiftir. Kolla­rın eti, etlerin en hafifi, en lezzetlisi, en yumuşağı, mikroptan en uzağı ve en çabuk sindirilenidir. Buhârî ve Müslim'in sahihlerinde rivayet edildiğine göre kol eti, Peygamber Efendimizin pek hoşuna giderdi. Sırt etinin besin değeri yüksektir ve kaliteli kan yapar. İbn-i Mâce'nin Sünen'inde merfû olarak şu hadis yer alır: “Etin en hoş olanı sırt etidir”.

 

KEÇİ ETİ:

Keçi eti sıcaklığı az ve kuru bir ettir. Mîdede meydana gelen ka­rışımı kaliteli değil, sindirimi hoş değil ve iyi bir besin değerine de sahip değildir. Teke eti; besin olarak kalitesiz, aşırı derecede kuru, sindirimi güç ve mîdedeki karışımı siyah olan bir ettir.

 

Câhız der ki: Bana değerli bir doktor şöyle dedi; Ey Osman'ın babası keçi etinden uzak dur, zîrâ keçi eti üzüntü yapar, melankoliyi tahrik eder, unutkanlık yapar ve kanı bozar. Keçi eti-Allah'a yemîn ederim ki- çocukları delirtir.

 

Doktorlardan bir kısmı derler ki: Keçi etinin hoş olmayanı sade­ce yaşlı keçi etidir. Özellikle yaşlılara iyi gelmez. Yeme alışkanlığı olanlar için keçi etinde her hangi bir kötülük yoktur. Calenos bir ya­şındaki keçinin etini, iyi bir kümüs oluşturan normal besinlerden sa­yar. Dişi keçilerin eti, erkek keçilerin etinden daha yararlıdır. Neseî, Sünen'inde -Peygamber Efendimizden- şöyle rivayet eder: “Keçiye iyi davranın, üzerindeki rahatsız edici şeyleri giderin, zîrâ keçi cennet hayvanlarındandır” bu hadisin sübûtunda şüphe vardır.

Tabiplerin keçi eti hakkındaki "zararlıdır" şeklindeki kararları bu etlerin bir kısmı için geçerlidir, tamamı için geçerli olan genel bir hü­küm değildir. Bu hüküm zayıf mîdeye ve keçi eti yeme alışkanlığı ol­mayıp da yumuşak yiyeceklere alışmış, zayıf yapıya sahip olan in­sanlara göre verilmiş bir hükümdür.

Bu kimseler ise, şehir halkından refah içinde yaşayanlardır ve insanların çok azını oluştururlar.

 

OĞLAK ETİ:

Oğlak eti, doğumuna yakın olmadığı ve özellikle emmeye de­vam ettiği sürece normale yakın bir ettir. Çünkü bu ette, süt özelliği vardır. Bünyeyi yumuşatır, çoğu durumlarda çoğu insanlara uygun­dur. Oğlak eti deve etinden daha yumuşaktır. Bu etten oluşan kan da normaldir.


SIĞIR ETİ
:

Sığır eti; soğuk ve kuru bir yapıya sahiptir, sindirimi zor, sindi­rim organlarında yavaş ilerleyen ve siyah kan oluşturan bir ettir. Sâdece zorlananlara ve aşırı derecede yorulanlara iyi gelir. Sığır eti­nin sürekli yenmesi, ciltte siyahlık, kusur, uyuz hastalığı, cüzzam, fil hastalığı (ayaklarda şişlik), kanser, hayal kurma hastalığı, dört günde bir gelen sıtma nöbetleri ve birçok şişlikler gibi melankolik hastalık­lara yol açar. Ancak bunlar sığır eti yeme alışkanlığında olmayanlar, ya da zararını biber, sarımsak, tarçın, zencefil ve benzerleriyle gider-meyenler için söz konusudur. Erkek sığır eti daha az soğuk, dişi sığır eti ise daha az kurudur. Buzağı eti -özellikle semiz olanı- en dengeli, en hoş, en lezzetli ve en kaliteli besinlerdendir. Buzağı eti sıcak ve nemli bir yapıya sahiptir. Sindirildiği zaman kuvvetli bir besin verir.

 

AT ETİ:

At eti; Buhârî'nin Sahîh'inde Esma S.A.'den rivayet edildiğine göre Esma şöyle dedi: “Biz Peygamber Efendimizin zamanında bir at kestik ve etini ye­dik” Peygamber Efendimizin at etlerine izin verdiği, fakat eşek etlerini yasakladığı sabittir. Her ikisini de Buhârî ve Müslim Sahîh'lerinde tahric etmişlerdir.

Mikdâm İbn-i Ma'dîkerb'in Peygamber Efendimizden rivayet et­tiği: “Peygamber Efendimiz at etini yasakladı” şeklindeki hadis sabit değildir. Hadis otoritelerinden Ebû Dâvûd ve diğerleri bu görüşe sahiptirler. Kur'ân-ı Kerîm'de atın, katır ve eşekle birlikte geçmesi, hiç bir yönden at etinin, katır ve eşek etiyle aynı hükümde olduğuna delâlet etmez. Tıpkı katır ve eşeklerin ganîmetin pay edilmesi konu­sunda, atın hükmüyle aynı olduğuna delâlet etmediği gibi, yüce Allah Kur'an'da bazen benzerleri, bazen değişikleri ve bazen da zıtları bir­likte anmıştır. Yüce Allah'ın: “Onlara binesiniz diye” sözünde yemeye engel bir durum yoktur. Tıpkı binmenin dışında kalan diğer yararlan­ma şekillerine bir engel olmadığı gibi. Ancak bu âyet, atın yararları­nın en üstününü belgelemiştir ki o da binmektir. Helal olduğu yolun­daki iki hadisin ikisi de sahîhtir ve onlara ters düşen bir başka hadis de yoktur. At eti, sıcak ve kuru bir yapıya sahiptir, katı ve siyahtır, zararlıdır ve nâzik bünyelere iyi gelmez.

 

DEVE ETİ:

Deve eti; Râfiza ile Ehl-i Sünnet arasındaki farklardan biri gibi­dir. Yahudiler ve Râfizîler, deve etini yererler ve yemezler de. İslâm'ın tebliğinden zorunlu olarak deve etinin helal olduğu öğrenilmiştir. Pey­gamber Efendimiz ve sahabeler savaş ve barışta sürekli olarak deve etini yemişlerdir. Deve yavrusunun eti; etlerin en lezzetlilerinden, en hoş olanlarından ve besin yönünden en kuvvetlilerindendir. Deve yavrusunun eti, yeme alışkanlığı olanlar için koyun eti yerine geçer. Elbette onlara zarar vermez ve onlar için hastalık yapmaz. Kimi dok­torların deve yavrusunun etini yermeleri, yeme alışkanlığı olmayan, barış ve refah içinde yaşayan insanlara göredir. Zîrâ deve yavrusunun etinde sıcaklık ve kuruluk, aynı zamanda melankoli hastalığı yapma özelliği vardır. Sindirimi güç olan bir ettir.

Deve etinde hoş olmayan bir özellik vardır. Bu nedenle Pey­gamber Efendimiz iki sahîh hadiste, deve etini yedikten sonra abdest almayı emretmiştir. Bu hadislere zıt bir hadis de rivayet edilmemiştir. Hadislerdeki abdest alma sözünün el yıkama şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Çünkü böyle yorum, Peygamber Efendimizin deve etiyle koyun etini ayırt etmek için söylediği sözündeki abdestten anla­şılan anlama ters düşer. Zîrâ koyun etinden sonra abdest almakta muhayyer bırakmış, fakat deve etinden sonra abdest almayı kesin olarak emretmiştir. Abdest sözü, el yıkama biçiminde yorumlansaydı Peygamber Efendimizin: “Bir kimse cinsli organına dokunursa abdest alsın” sözü bu şe­kilde yorumlanırdı.

Yine bunun gibi deve etini yiyen, yeme işini bizzat eliyle yap­maz, ancak lokmayı ağzına koyar, bu durumda deve etinden dolayı abdest almanın el yıkama şeklinde yorumlanması abestir ve Allah'ın sözünü asıl maksadın ve bilinen anlamın dışına yöneltmektir.

Bu yorumun: “Peygamber Efendimizin en son yaptığı şey, ate­şin dokunduğu yiyeceği yedikten sonra abdest almayı terk etmektir” hadisine ters düşmesi üç yönden doğrudur:

1- Bu davranış geneldir, deve etinden abdest almayı emir özel­dir.

2- Nedenler değişiktir, bu etten dolayı abdest almayı emir, etin
deve eti oluşundandır. Bu et çiğ olsun, pişmiş olsun veya kurutulmuş
olsun fark etmez. Ateşin abdeste etkisi yoktur.

Ateşin dokunduğunu yedikten sonra abdest almayı bırakmakta, ateşin dokunmasının abdeste sebep olmadığını açıklama vardır. Biri nerede, diğeri nerede? Birinde abdestin nedeni olan deve eti olma niteliği varken, diğerinde abdestin nedeninin ortadan kalkması vardır ki o da ateşin dokunmuş olmasıdır. Bu durumda aralarında hiç bir yönden çelişki söz konusu değildir.

3- Bu olayda Peygamber Efendimizin söylediği genel bir sözün anlatımı olmayıp, sadece biri önce diğeri sonra meydana gelen iki olayda ortaya konulan davranış biçimlerini haber verme vardır. Nite­ kim bu husus hadisin kendisinde şöyle açıklanmıştır: “Sahabe Peygamber Efendimizin önüne et koydular, eti yedi, sonra namaz vakti geldi, abdest alıp namaz kıldı. Sonra tekrar önüne et koydular, eti yedikten sonra yine namaz kıldı, fakat bu sefer ab-destini tazelemedi”. Bu durumda Peygamberin ortaya koyduğu iki davranışın en sonuncusu, ateşin dokunduğu eti yedikten sonra ab­dest almaktan vazgeçmek olmuştur. Hadisin aslı böyle olduğu halde râvî kanıt olarak kullanmak üzere hadisin kendisine gerekli olan kıs­mını almıştır. Deve etini yedikten sonra abdest alma emrini yürürlük­ten kaldırmaya uygun düşen söz, bu hadisin neresindedir? Hattâ bu hadis sağlam, sonradan söylenmiş, genel bir söz bile olsa, bu emri yürürlükten kaldırmaya yine de elverişli değildir ve bu hadise karşı özele öncelik tanımak gerekir. Bu nokta ise son derece açıktır.

 

KELER ETİ:

Bu etin helal olduğu yolundaki hadis, daha önce geçmişti. Kele­rin eti, sıcak ve kuru bir özellik taşır. Cinsî arzuyu kuvvetlendirir.

 

YAVRU CEYLAN ETİ :

Ceylan yavrusu, avların en sağlıklısı ve et yönünden en üstün olanıdır. Ceylan yavrusunun eti, sıcak ve kuru bir özelliğe sahiptir. Ceylan yavrusunun etinin önemli bir denge unsuru olmasının yanın­da, sağlıklı ve normal bünyelere faydalı olduğu da söylenir. Bu etin en kalitelisi ilk yavrunun etidir.

 

GEYİK ETİ:

Sıcak ve birinci derecede kurudur. Bünyeyi kurutma özelliğine sahiptir. Nemli bünyelere uygundur. Kanun sahibi bu konuda şöyle der; Biraz siyahımtırak olmakla birlikte yabanî hayvan etlerinin en üs­tünü geyik etidir.

 

TAVŞAN ETİ:

Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde Enes İbn-i Mâlik'in şöyle de­diği sabittir; “Biz bir tavşan ürküttük, izini sürdüler ve tavşanı yakaladılar. Ebû Talha, tavşanın budunu Peygamber Efendimize gönderdi o da bunu kabul etti”.

Tavşan eti normal derecede sıcaklık ve kuruluğa sahiptir. En hoş yeri de bududur. Etinin en iyisi kebap olarak yenilenidir. Tavşan eti kabız yapma özelliğine sahiptir, idrarı artırır ve mesanedeki taşları parçalar. Tavşanın ön kısımlarını yemek, titremeye karşı faydalıdır.

 

YABAN EŞEĞİNİN ETİ:

Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde -Ebû Katâde'nin rivayet ettiği hadislerdendir- sabit olduğuna göre, Ebû Katâde ve arkadaşları umre ziyaretinin bir kısmında Peygamber Efendimizle birlikte bulunuyorlar­dı, Ebû Katâde bir yaban eşeği avladı, ihramlı oldukları halde Pey­gamber Efendimiz onlara bu eşeğin etini yemeyi emretti, ancak Ebû Katâde ihramlı değildi.

İbn-i Mâce'nin Sünen'inde Câbir'den rivayet edildiğine göre Câbir şöyle anlatır; “Biz Hayber'in fethi sırasında yaban eşeğini yemiştik”.

Yaban eşeğinin eti, sıcak ve kuru bir özeliğe sahiptir, besin de­ğeri yüksek olmakla birlikte, katı ve siyaha meyilli bir kan yapar. An­cak yaban eşeğinin iç yağı, öd ağacının yağıyla birlikte, diş ağrısına ve böbreklerde genişleme meydana getiren yoğun gaza karşı faydalı­dır. Gene bu içyağı merhem olarak sürüldüğü takdirde yüzdeki çiller için iyi bir ilaçtır.

Özetle: Tüm yaban hayvanlarının etleri katı ve siyaha meyilli bir kan yaparlar. Bu etlerin en güzeli ceylan yavrusunun etidir, ondan sonra tavşan eti gelir.

 

DOĞMAMIŞ YAVRULARIN ETLERİ:

Bu etler, içlerinde kan toplandığı için pek tutulmamakla birlikte haram da değildirler. Çünkü Peygamber Efendimiz: “Yavrunun kesilmesi, anasının kesilmesidir” buyurmuştur.

Irak halkı, canlı iken yetişip yavruyu boğazlamadıkça yavruyu yiyene engel olmuşlar ve hadisi de; Bu hadisten maksat: Yavrunun boğazlanması, anasının boğazlanması gibidir, şeklinde yorumlamış­lardır. Onlar bu hadisin, kesilen hayvanın karnından çıkan yavrunun haram olduğuna delil sayılacağı görüşündedirler.

Bu görüş yanlıştır, zîrâ hadisin baş tarafı şöyledir: “Peygamber Efendimize şöyle bir soru yönelttiler:

-"Ey Allah'ın elçisi, bizler koyun kesiyoruz, koyunun karnında yavru buluyoruz, bu yavrunun etini yiyebilir miyiz?" Peygamber Efendimiz bu soruya:

-"Dilerseniz yiyiniz, zîrâ yavrunun kesilmesi anasının kesilmesidiı” cevabını verdi”.

Aynı şekilde kıyas da yavrunun helal olmasını gerektirir, zîrâ yavru, anasının karnında bulunduğu sürece, anasının vücûdundan bir parça gibidir, bu durumda hayvanın kesilmesi, vücûdunun tüm par­çaları için geçerlidir. Öyleyse yavrunun yenebileceği konusunda açık bir hadis bulunmasa bile, doğru bir kıyas da yavrunun helal sayılma­sını gerektirir. Başarı sâdece Allah'ın yardımıyladır.

 

KURUTULMUŞ ET:

Sünen'de -Bilâl r.a.'in rivayet ettiği hadislerde-Bilâl r.a.'in şöyle dediği rivayet edilir; “Yolculuğumuz sırasında Peygamber Efendimiz için bir koyun kestim, bunun üzerine Peygamber Efendimiz bana: -"Etini onaı dedi. Medîne'ye varıncaya kadar Peygamber Efendimize sürekli bu etten yedirdim”.

Kurutulmuş et, bekletilmiş olandan daha faydalıdır. Kurutulmuş et, bedenleri güçlendirdiği gibi kaşıntı da meydana getirir. Yan etkisi­ni gidermek, soğuk ve nemli baharatlar kullanarak mümkün olur. Sıcak karakterli insanları iyileştirir. Bekletilen et sıcak, kuru ve kurutu­cu bir özelliğe sahiptir. Bu et kalın barsaklara zararlıdır. Süt ve yağla kaynatarak zararını gidermek mümkündür. Sıcak ve nemli yapıdaki insanları iyileştirir.

 

KUŞ ETLERİ:

Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerîmde: "Iştahlanacakları kuş etiyle" buyurmuştur. Bezzâr'ın Müsned'inde ve diğerlerinde merfû olarak şu hadis rivayet edilir: “Cennette bir kuşa bakar da c'anın onu yemek isterse, baktığın kuş derhal kızarmış olarak önüne gelir”.

Kuşların helal olanlarının yanında haram olanları da vardır. Ha­ram olanlar; Kartal, doğan ve şahin gibi pençesi olanlar, kerkenez, akbaba, leylek, saksağan, alakarga ve iri serçe kuşu gibi leş yiyenler, göçeğen kuşu ve çavuş kuşu gibi öldürülmesi yasaklananlar, çaylak ve karga gibi öldürülmesi emredilenlerdir.

Helal olanlar; bir çok bölümlere ayrılırlar. Tavuk da bunlardan biridir. Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde -Ebû Musa'nın rivayet ettiği hadislerde- şöyle anlatılır; “Peygamber Efendimiz tavuk etini yemiştir”.

Tavuk Eti: Sıcak ve birinci derecede nemli bir yapıya sahiptir, mîdeye hafif gelir, sindirimi çabuktur, mîdede meydana getirdiği karı­şım hoştur, zekâyı ve menîyi artırır, sesi berraklaştırır, rengi güzelleş­tirip aklı kuvvetlendirir ve kaliteli bir kan oluşturur. Tavuk eti rutubete eğilim gösterir. Sürekli yenmesinin nigrîs hastalığına yol açacağı söylenmişse de bu söz asılsızdır.

Bağırtlak Kuşunun Eti: Kurudur, malihulya doğurur ve kabız ya­par. Bu et en zararlı besinlerdendir, ancak karında su toplanması (istiska hastalığı)'na faydalı olur.

Bıldırcın Eti: Sıcaktır, kurudur, eklemlere fayda ve harareti olan ciğere de zarar verir. Zararını sirke ve gebreyle gidermek mümkün­dür.

Çekirge: Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde Abdullah İbn-i Ebî Evfâ'dan şöyle rivayet edilir: “Abdullah dedi ki: Biz peygamber Efendimizle birlikte yedi savaş yaptık, yedisinde de çekirge yemiştik”. Yine Abdullah'ın Müsned'de şöyle dediği rivayet edilir: “Bizim için iki ölü ve iki kan helal kılındı, bunlar; Balık ve çekir­ge, ciğer ve dalaktır”. Bu söz merfû olarak ve İbn-i Ömer'de sona er­dirilerek rivayet edilir.

Çekirge sıcak ve kurudur. Besin değeri azdır. Sürekli çekirge yemek, zayıflığa yol açar. Çekirgeyle tütsülenildiği zaman, özellikle kadınlar için idrarın damlalar hâlinde ve zorla yapılmasına fayda ve­rir. Çekirgeyle basur için de tütsülenilir. Çekirgenin kanatsız ve semiz olanı, kızartılır ve akrep sokmasına karşı yenilir. Çekirge, sar'ası olanlar için zararlıdır ve midede oluşturduğu karışım bayağıdır.

Sebepsiz ölen çekirgenin etini yemenin serbestliği konusunda iki görüş vardır: Çoğunluğun görüşü, helal olduğu yönündedir. İmam Mâlik haram saymıştır. Saldırı, yangın ve benzeri bir nedenle ölen çe­kirgenin, etini yemenin serbestliği konusunda tartışma yoktur.

Çil Eti: Sıcak ve ikinci derecede kurudur. Hafiftir, incedir, çabuk sindirilir ve nitelikli kan oluşturur. Çil etini çokça yemek, görüşü kes-kinleştirir.

Güvercin Eti: Sıcak ve nemlidir. Kurutulmuşu daha az nemlidir. Yavru güvercinin, özellikle evlerde eğitilen yavru güvercinlerin etlerin-deki nem oranı daha fazladır, uçmaya başlayan güvercin yavrusunun eti, daha hafif ve besin yönünden daha değerlidir. Erkeklerinin eti gevşeklik, uyuşukluk, kalp krizi ve titremeyi tedavi eder. Nefeslerini koklamak da böyledir. Yavru güvercinlerin etini yemek, kadınlara yardımcı olur. Güvercin eti böbreklere iyi gelir ve kanda artış meyda­na getirir. Güvercin etiyle ilgili olarak Peygamber Efendimizden, aslı olma­yan uydurma bir hadis rivayet edilir, hadis şöyledir: “Bir adam Peygamber Efendimize yalnızlıktan şikâyet etti, Pey­gamber Efendimiz de adama: -"Güvercinlerden bir eş tut" dedi”.

Şu hadis bundan daha iyidir: “Peygamber Efendimiz güvercin izleyen bir adam gördü ve şöyle dedi: -"Şeytan, şeytanı izliyor".

Osman İbn-i Affân r.a. hutbesinde, köpeklerin öldürülmesini ve güvercinlerin boğazlanmasını emrederdi.

Horoz Eti: En sıcak karaktere ve en az rutubete sahip bir ettir. Kart horoz eti, aspur tohumu, karanfil kabuğu ve dereotunun sularıyla kaynatıldığı zaman, kalın barsak iltihabına, nigrîs hastalığına ve yo­ğun gazlara faydalı bir ilaçtır. Horozun butlarının besin değeri yüksek, sindirimi çabuktur. Piliçler de çabuk sindirilir ve bünyeyi yumuşatır­lar. Piliç etinden meydana gelen kan, ince ve kaliteli bir kandır.

Kaz Eti: Sıcak ve nemli bir yapıya sahiptir, posası fazla ve sindi­rimi zor bir ettir, mîdeye uygun değildir.

Keklik Eti: Kaliteli kan yapar ve sindirimi çabuktur.

Ördek Eti: Sıcak ve kuru, alışkanlık hâline getirildiği zaman be­sin değeri düşük olan bir ettir. Fazla posası yoktur.

Serçe ve Toygar Etleri: Neseî Sünen'inde -Abdullah İbn-i Ömer'in rivayet ettiği hadislerde- şöyle rivayet eder; “Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Serçe öldüren hiç bir insan yoktur ki, üzerinde serçeninkinden daha üstün bir hak bulunsun. Ancak Cenâb-ı hak, o insandan bunu sorar”.

Yine Neseî'nin Sünen'inde -Amr İbn-i Şerîd'den, o da babasın­dan- rivayet edildiğine göre Amr İbn-i Şerîd şöyle der: “Ben Peygamber Efendimizi şöyle derken işittim: “Bir kimse boş yere bir serçeyi öldürürse, serçe haykırarak Cenâb-ı hakka şöyle der; Ey Rabbım, falan beni boş yere öldürdü, bir yarar sağlamak için öldürmedi” (Yani ilaç veya besin olarak yarar sağlamak demektir).

Serçe eti sıcak ve kuru bir yapıya sahiptir. Kabız yapma özelliği vardır. Cinsî arzuyu artırır. Serçe etinin suyuyla yapılan çorba, bünye­yi yumuşatır ve eklemlere fayda sağlar. Serçelerin beyinleri zencefil ve soğanla yendiği zaman cinsî arzuyu harekete geçirir. Bu etin mîdede oluşturduğu karışım, hoş bir karışım değildir.

Toy Eti: Sünen'de -Büreyye İbn-i Amr İbn-i Sefîne'nin babasın­dan, onun da dedesinden rivayet ettiği hadislerde- Büreyye şöyle der: “Ben Peygamber Efendimizle birlikte toy eti yedim”. Toy eti sıcak, kuru, sindirimi zor, perhizli hastalara ve yorgun­luk hissedenlere faydalı bir ettir.

Turna Eti: Kuru ve hafiftir, sıcaklığı ve soğukluğu hakkında tar­tışma vardır. Siyaha çalan bir kan yapar, güç işlerde çalışan ve yoru­lan insanlara iyi gelir. Kesilmesinden sonra bir-iki gün bekletilip sonra yenmelidir. Eti sürekli yememek gerekir, zîrâ bu davranış, kanla ilgili hasta­lıklara, gerginliklere ve çok dikkatli olunması gereken perhizlere yol açar. Ömer İbn-i Hattab r.a. şöyle der:

Etten uzak durun, zîrâ etin, içkinin zararlarına benzer zararları vardır. Allah, et'e düşkün olan ev halkına gazab eder. Ömer İbn-i Hattab'ın bu sözünü, Mâlik Muvatta'ında zikretmiştir. Hipokrat şöyle der; Karınlarınızı hayvanlara mezarlık yapmayın.

İbn-i Kayyim El Cevziyye’nin Tıbbu’n Nebevi adlı eserinden alınmıştır.
 

 

06.04.2009 16:57:00 Bu haber 15179 defa okundu
Tıbb'ün Nebevi'de ekmek
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri