Son Dakika
Cuma, 20 Ekim 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Temiz, Helal ve ipin uçunu kaçırmak VII Kemal Özer
Bir canlının yediği besinler, mide ve karaciğer olmak üzere birçok organda sindirilir. Allah c.c. doğayı mide ve karaciğerin sindirebileceği gıdalarla donatmıştır. Bu organlar, insan eliyle değiştirilen, tahrif edilen ve benzeştirilen gıdalarla tanışınca, Yaratıcı tarafından kendisine verilen görevi yapamaz duruma getirilmektedir.

Gökten suyu bir ölçü dâhilinde indirdik de onu yerde tuttuk. Şüphesiz biz onu gidermeye de kadiriz. İşte onunla size hurma bahçeleri, üzüm bağları meydana getirdik. Bu bahçelerde sizin için birçok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz. Yine onunla Tur-i Sina'da yetişen bir Zeytin Ağacı yarattık ki meyvesi yiyenler için hem yağ hem de katık olarak Zeytin verir. Sağmal hayvanlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Karınlarının içindekinden size süt içiririz. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır, hem de onlardan yersiniz.” (Mü’minun 18-22) “Kim bu helâl olandan ötesini isterse, işte onlar haddi aşanlardır.” (Mü’minun 7)

 

Domuzluk!

 

Yağ insana enerji sağlayan en önemli besinlerdendir. Zeytin ve yağı, süt ve yağı gibi istisnasız herkesin beğendiği sağlıklı ürünler varken, illa gidip domuza bulaş(tır)mak bir domuzluk olmanın yanında Allah c.c.’ye kafa tutmak, meydan okumak değil midir?

 

Müslüman için domuzun yasaklanma nedeninin hiçbir önemi olamaz. Bir Müslüman’ın yapacağı, bu hayvana ait her şeyden koşulsuz olarak uzak durmaktır. Herkes bilir ki Kapitalizm’in amacı maksimum kârdır. Bu amaç uğruna Kapitalistler –hangi dinden oldukları önemli değil– her şeyi ve yolu mubah görür ve gösterirler.

 

Ölü hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, henüz canı çıkmadan yetişilip şartlarına uygun tarzda kesilenler dışındaki; boğulmuş, taş veya sopa vb. ile vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, başka bir hayvan tarafından boynuzlanma neticesinde ölmüş ve yırtıcı hayvanlarca parçalanmış, bir de dikili putlaştırılmış taşlar için boğazlanmış hayvanların etlerini yemeniz ve fal oklarıyla kısmet, şans aramanız size haram kılındı. İşte bunları yapmak, Allah'a itaatsizliktir…” (Maide 3)  Temiz/helâl şeylerden yiyin, salih amel işleyin. Çünkü ben yaptıklarınızı hakkıyla bilenim. Ben de sizin Rabbinizim. O halde emirlerime uygun yaşayıp azabımdan sakının.” (Mü’minun 55-56)

 

Neden domuz?

 

Domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş. Üretken bir hayvan çünkü. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her defasında 6 ile 20 arasında yavru dünyaya getirebiliyor. Yılda ortalama iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. [Bu koyun yahut sığır için aynı sürede 10-15 yavru demektir] Dahası yeni doğmuş bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkıp kesilebilir duruma gelebiliyor. Normal şartlarda evcil bir domuzun en az yüzde 30’u yağdan oluşuyor. Bazen yüzde 50’leri bile bulabiliyor. Bu da, sığır ya da koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken. Beslenmesi de kolay olan bu hayvanın üretim maliyeti çok düşük. Çünkü cam dışında leş dâhil her şeyi yiyebiliyor.

 

Batılı ve batılı düşünceye sahip yerli üreticiler, domuzdan mamul yüzlerce katkı maddesi üretmektedir. Bu yüzden domuzdan elde edilen katkıların sayısı çok fazladır. Ekmekten peynire, şekerlemeden keke, dondurmadan diş fırçasına, ilaçtan giyime her yerde bunlar var. Ülkemizde bu güne kadar bunların olmaması için hiçbir girişim olmamış, Müslüman bir ülke olmanız yeterli sayılmış.

 

Endüstrileşme ve katkılar

 

Endüstrileşme insanların tüketim alışkanlıklarını değiştirdi. Artık ‘doğal’ yazan ürünler bile doğal değil. Yüzde yüz meyve suyu diye satılan ürünler bile, yüzde yüz meyve suyu değil. İçinde çözücü olarak alkol yahut başka amaçlı katkıları barındırabiliyor. Çünkü Etiket Tebliği’ne göre ürüne her katkıyı yazmak zorunda değil üreticiler. Batılı ve Kapitalizm mahreçli endüstriyel üretim prosesleri, özellikle Hıristiyan kültürünün ürünü olması nedeniyle Müslüman ve Museviler açısından büyük dini sorunları da beraberinde getirmektedir. Müslüman ve Museviler için ‘haram’ olan domuz ve alkol gibi ürünler ve bunlardan mamul ürünler, rahatlıkla Müslüman ülke tüketicilerin bile damak zevklerine hitap ediyor.

 

Bazı üreticiler ürünlerinde kullanılan Jelatin (E441) katkısı için uyanıklık yapıp ‘Sığır Jelâtini’ yazmaya başladılar. Bir kısmı ise “yenilebilir jelatin” yazmaktadır. Bu durumda, hayvansal olan bu Jelâtinle ilgili en basitinden iki soru hemen akla gelmektedir. Bu gerçekten sığır Jelâtini midir? Evet, sığır Jelâtini desek bile bu durumda; bu sığır İslami usullere göre beslenmiş ve İslami usullere göre kesilmiş bir hayvandan mıdır?  Ve bu koşullara göre üretilmiş bir Jelâtin midir? soruları ortaya çıkmaktadır.

 

Kimileri ise elinde bitkisel olduğuna yahut helal yollarla elde edildiğine dair hiçbir kesin bilgi olmadığı halde ekmekten pastaya, kekten dondurmalara, bisküvilerden 3’ü bir arada içeceklerin beyazlatıcılarına kadar, birçok nihai üründe kullanılan Mono ve digliseritler (E471 ) ile Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri (E472a-f) emülgatör ve stabilizörleri fütursuzca kullanılmaktadır. Ve bunu kullanan kimselerin bir kısmı, Müslüman olarak tanınan Kobi yahut anlı şanlı firmalardır. (Bunları açıkladığım için Kamu Kurumu niteliğindeki bir kurumun başında oturan bir kişi hakkımda tazminat davası açmış. Bu davadan dolayı şeref duydum. Yoksa Allah c.c. huzuruna çıkacak yüzümüz var mı ki?)

 

Artık kim bundan sonra da haram ve helal hakkında Allah adına yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Ali İmran 94)

 

O halde ne yiyelim

 

Kan, ihtiyaç duyan bir hastaya ücret karşılığı olmamak kaydıyla bağışlanması helal iken, gıda olarak tüketilmesi haram olan bir maddedir. Ancak mezbahalarda biriken kanlar başta tavuk yemi olmak üzere yemlere karıştırılmaktadır. Bizler ise bu ayrıntılara vakıf olmadan tavukla ilgili kesim ve yolumuna takılıp kalıyoruz.

 

Bu bilgilere sahip olan hemen herkes ‘O halde ne yiyelim? Yiyecek bir şey kalmadı’ diye mazeretler ileri sürüyorlar. Benim onlara verecek cevabım çok ama isterseniz cevabı Kur’an-ı Kerim’den alalım. “Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Sakın onları ihlal etmeyin! Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 229) “Kim bu helâl olandan ötesini isterse, işte onlar haddi aşanlardır. (Mü’minun 7)

 

Et şaraplı ise nasıl öğrenilir?

 

Bazı lüks lokanta ve otellerde etler şarap, şampanya, viski veya likörle terbiye edilir. Bu durum için ‘şarap etin gelinidir’ tabirini kullanırlarmış. Gittiğiniz bir otel yahut lokantada garsona ‘etlerinizde şarap var mı?’ diye sorarsanız yüzünüze bakar, endişeli iseniz ‘hayır’ memnun olacağınızı anlamışsa da ‘evet’ cevabını verecektir.

 

Ancak soruyu şöyle sorarsanız en doğru cevabı alırsınız. ‘Hangi etlerinizde şarap var? Onu tercih edelim!’ Yahut ‘bu ette niye şarap yok?’ Size ‘efendim bizim etlerimiz mutlaka bir gün önceden şarapla terbiye edilir’ cevabını vereceklerdir. [Tecrübe ile sabittir]

 

Bu alkollü içkiler sadece etlerde kullanılmayıp çikolata ve bazı tatlılarda da kullanılır. Bakın bir otel aşçısı neler diyor ‘İçki kullanılmasının nedeni tamamen tat ile ilgili. Örnek olarak muzlu bir likör, kremalı bir tatlıya muz tadı verecektir.” Otellerde açık büfe diye her şeye abananlara Milliyet’in haberine bakmalarını öneririm.

 

Bu konuya devam edeceğiz. Müteakip yazımızda bir şirkete ait domuz ürününün etiketinde: “İslam Şeriatı Usulüne göre kesilerek dondurulmuş domuz ve dana sosisi” yazması ve bir diğer ürün etiketinde “Müslüman tüketiciler için domuz eti sosisi” ibareleri ile helal sertifika konusuna değineceğiz.

 

Helal ürünleri tüketmeniz dileğiyle baki selam.
 

28.11.2008 Bu yazi 3701 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri