Son Dakika
Cumartesi, 23 Eylül 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Temiz, Helal ve ipin uçunu kaçırmak II Kemal Özer
Önceki yazımızı “Aklendenler olabilmek dileğiyle…” bitirmiştik. Ancak akledemediğimizin en önemli delillerinden biri Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinde gizli. 2007 yılında kişi başına 1540 adet ve yine kişi başına 77 paket sigara tüketilmiş. Bunun yıllık faturası 13,5 milyar doları buluyor ve kişi başına yıllık sigara harcamamız 193 Dolar.

Türkiye’de 2007 yılında 847 milyon litre yerli üretim 5,5 milyon litresi ithal olmak üzere toplam 852,5 milyon litre alkollü içki tüketilmiş. Kabaca kişi başına 12,18 litre içki demek oluyor. Ben içmedim sizler de içmediyseniz bu kadarı kim içti.

 

Sigara ve içki harcamamız kişi başına yıllık 350 toplamda ise 25 milyar dolar. İçki ve sigaranın helal haramlığını tartışacak değilim. Bu konuyu tartışmaya kimse de yetkili değildir. Ne diyordu Ayet-i Kerime “Temiz/helal olanlarından yiyin, bu hususta azgınlık etmeyin sonra gazabım üzerinize iner” Peki, içilen bu iki zıkkım temiz ve helal mi? Bu rakamlar ‘azgınlığın’ açık delili değil mi? Üzerimize gelen gazapları hak edip etmediğimize siz karar verin.

 

İsterseniz şimdi bir rakam daha verelim. Kapitalizm insanları ‘ilaç maymunu’ yaparken bakın insanların yüzüne baka baka ne yalanlar söylemiş. [Radikal’in haberine göre İlaç sanayi terör örgütü Ergenekon’un çok yüksek kar sağlaması para aklanması için de çok uygun alanlardan olduğu için en çok ilgi duyduğu alanlardan biriymiş.]

 

Nüfusun yüzde 90'ı neden hasta? Türkiye'de sağlığa bütçenin yüzde 5’i ayrılıyor. Yani 30 milyar dolar. Bu rakamın yüzde 80'i (24 milyar dolar) ilaca gidiyor. Geriye kalan yüzde yirmi ile sağlık hizmetlerinin diğer kısmı yürütülmeye çalışılıyor. Türkiye'nin yıllık sağlığa ayırdığı bütçe ilaç firmalarına aktarılıyor. Türkiye’nin kişi başı yıllık sağlık harcaması 381 dolar seviyesinde. Diğer taraftan Türkiye'nin son 16 yılda 2007 rakamlarına göre toplam sosyal güvenlik açığı 500 milyar dolar.

 

Dünyada sağlık hizmetleri için harcanan toplam para miktarı 3,7 trilyon dolar. Türkiye özellikle Türk Gıda Kodeksi’nin ve ekmek başta olmak üzere gıda üretiminde aşırı ciddiyetsiz ve kontrolsüzlüğü ekonomik anlamda ağır bir fatura çıkarmanın yanında insanın yaşam kalitesini düşürüyor. 2007 yılında yalnızca devlet hastanelerine 500 milyon hasta müracaat etmiş. Yani herkes en az sadece devlete hastanelerine 7 kez müracaat etmiş. Diğerleri ile yılda kişi başı kaybedilen gün sayısı en alt seviyeden 15 gün kabul etsek yıllık kaybımız 1 milyar 50 milyon gün. Yani yılda 70 milyonun kaybettiği süre 2 milyon 876 bin 712 yıl. Yazması kolay ama telaffuzu ve hesabı çok zor.

 

Günümüzün sağlık anlayışı tamamen tüketime yönelik. Amaç tedavi değil, ilaç pazarlamak. Yani sağlık bir endüstri haline geldi. Peki, bu endüstrinin faturasını kim ödüyor? Biz, hepimiz, tüm ülke. Şimdi bir kez daha Ayet-i Kerime’yi hatırlayalım “Azgınlık etmeyin sonra gazabım üzerinize iner” Şimdi bu azap değil de nedir? Azap illa Nuh Tufanı gibi mi olmalı? Yoksa Medyen halkının helaki gibi bir azap mı bekliyoruz? Şimdi ‘Azgınlık etmeyin’ uyarısını yine düşünmeme konusunda ısrar mı edeceğiz?

 

Gıda ve gıda katkılarını inceleyeceğiz ancak madem sağlığı irdelerken Amerikalı ilaç kimyageri Shane Ellison tabiriyle ‘modern tıbbın 10 büyük yalanı’na kısaca göz atmak yararlı olabilir “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar” adlı çalışmasında ilaç şirketlerinde dönen olayları, insan sağlığının nasıl paraya kurban edildiğini yılların deneyimlerine dayanarak anlatıyor. Aslında ülkemizde de zaman zaman ilaç şirketlerinin doktorlarla kurduğu ilişkiler etik dışı bulunduğu malum olmakla birlikte bu konuda önemli bir adım atılmamış olması size de manidar gelmiyor mu?

 

Kapitalizmin kölesi zihniyetler insan üzerinde kumar oynamaktadır. Bizde bu kumarın kurbanlarıyız. Ancak masum bir kurbanlık değil bu. Biz kendi elimizle besliyoruz bu kirli düzeni. Hem dünyamızı hem de ahiretimizi heba ederek. İlaçlar yüzünden her yıl yaklaşık 160 bin kişiyi öldürüyor. Yaklaşık iki milyon insan, ilaçların yol açtığı hastalıklara yakalanıyor. Hep duyarız bir grup doktor bazı ilaçları herkesin her gün tüketmesini önerirken bir grup doktorda bu ilaçların öldürücü olduğunu iddia ederler.

 

Doktorlar bir kısmı şu şu gıdaları tüketin derken bir başka grup aynı gerekçelerle tam aksini ileri sürerler? Acaba hangisi doğru söylüyor? Bazı doktorların ilaç şirketlerince kiralandığı iddialarının ayyuka çıkmış olması bile ve ülkemizde olmasa bile birçok ülkede bunların ispatlanmış olması insanın ilaç maymunu yapıldığı gerçeğinin en büyük ispatı değil midir?

 

Türkiye’de 1996 yılında 9855 olan diyaliz hastası yüzde 300’lük bir artışla 10 yılda 39 bine yükselmiş. 40 bin hastanın ise toplam maliyeti 8 milyar dolarmış. 5 milyon diabet (şeker) hastamız olmuş. Diabet hastalarının yarısı potansiyel dializ hastası adayı olarak gösteriliyor. Bunların dialize muhtaç hastalar haline gelmesi durumunda ülkeye maliyetin yüz milyarlarca dolara ulaşması gibi risk taşıyor. [Zero yahut şekersiz ürünlerdeki hileleri ileri yazılarda işleyeceğiz.] Parası bir tarafa ortaya çıkacak insan manzarası. Kapitalizmde tam bunu istemiyor muydu? Devamlı müşteri olabilecek hastalar müşteri, ilaç her insanın çantasında her evin dolaplarında her insanın midesinde ama bu durum kimseyi endişelendirmiş gözükmüyor.

 

Hz Adem de hata işledi İblis’te ancak Hz Adem hatasında ısrar etmedi tevbe etti adam oldu örnek oldu. Şeytan ise ısrar etti İblis oldu kötü örnek oldu. Bizde İblis’i değil Hz Adem’in örnek almalı değil miyiz? Şimdi akletmezsek o halde ne zaman akledeceğiz?

27.11.2008 Bu yazi 2503 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri