Son Dakika
Salı, 20 Ekim 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Sirkencebin Kamil Doruk
bu sabah cankuş efendi, kıraathanede, bendesini biraz iğneledi.

kimi zaman müstekbirlere, şuuru aşayazan şekilde buğzediyormuşum.

elbet anlıyormuş, yoksulların, mazlum ve mustaz’afların perişanlığı dayanılır gibi değilmiş. ve hassas insanları, insanlık hasleti törpülenip kaybolmamışları gayrete ve galeyana getirmesi, ayaklandırması, isyan ile naralandırması insanî bir hal imiş. bunun, bendesinden yana, tama’dan ileri gelmediğini biliyormuş.

bir zaviyeden de şöyle düşünülüp şükredilmeliymiş:

iyi ki onlar gibi ve onların yerinde değilim.

iyi ki zulme ve gadre uğramış allah’ın insancıkları bana bu kadar sesli-sessiz buğz ve lanet etmiyormuş, sövmüyormuş.

evet, allah bu zalimlere/müstekbirlere bunca mülkü vermiş de, ellerinde mi bırakmış?

son kuruşuna kadar, sağlıkları ve canlarıyla geri almamış mı?

hem son kuruşuna kadar geri aldığı zenginliğin her bir kuruşunun, makam mevkiin her bir saniyesinin hesabını sormayacak mıymış?

öte yandan, verdiği zenginlik ve makam mevki ile, doymak bilmez bir açlık ve kanma-durulma bilmez bir hırs kasırgasını musallat etmemiş mi?

hakiki huzur ve mutluluk ve sükûnet bunun neresindeymiş?

ve saire...

ancak bize düşen, yakışan;

öfke keskin sirkesini, şükür balı ile teskin edip, sirkencebin terkibiyle deva eczahanemizin şifa câmekânına koymakmış.

(imdi)

yorum dediğin, eleştiri dediğin, tenkit dediğin, siga dediğin, kritik dediğin.. böyle olur.

yoksa;

biri,

yıllarca okumuş (okul değil); okurken tefekkür ile, beyniyle okumuş; hassasiyet ve meleke kesbetmiş; kapasitesince kendini geliştirmiş; bundan sonra, ama bundan (bir ömür yıllardan) sonra, günlerce oturup düşüne-taşına yazmış; belki sadece birkaç saatde, belki yarım saatde, ama yılların okuma ve düşünüp beynini kanatmasından sonra yazmış.. iken;

biri,

hayatında birkaç kitab okumamış, birkaç saat düşünmemiş ve bir ciddi mektub yazmamış, biri.. onun (öncekinin) yazdığını birkaç dakikada yarım yamalak (elbet anlamadan, dinlemeden, düşünmeden/düşünemeden) okuyup burnundan solumuş, kulaklarından duman çıkarmış, enseyi ve gözü karartıp, dilinden cehennem fışkırtarak elini klavyeye uzatmış, avuçladığı kordan kelimeleri şarapnel parçaları edip, nükleer başlıklı yorum füzesine doldurup göndermiş...

sonra kendince, yazarın işini bitirmiş. sadece yazının olsa neyse, kendince yazarın işini bitirip, benzerlerine korku salmış! yazıyı zaten kaale almağa değmez: “bomboshk bir yazı”dır.

(yoksa) böyle yorum olmaz.

herkesi yorar böyle yorum...

olmaz da, bir ömre karşılık birkaç dakikada mıçılmış bomboshk yorum, yazının (yazarın) altına, mayın gibi döşenir mi?

anlamak zor değil: reyting gulyabanisi...

/

böyle çöplük, hatta lâgım faresi gibi gezinen yorumları gördükçe, insanlık, insan aklı ve iz’anı adına utanç içinde burnumu tıkıyorum...

gayet makul yorumlara asla halel gelsin istemem. hatta yazıya çeşni katan, katkı sağlayan, tadını arttıran... gül kokulu yorumlar, akıl kokulu, iz’an kokulu, insan kokan yorumlar...

dahası, yazının/yazarın eksiği ve gediğini belirtip, yazının/yazarın kemalatına muavenet eden...

elbet bu tür ve tarz yorumlara can kurban. bunlar baş göz üstüne...

her insanın, ağırlığının (kilosunun) farklılığı kadar açık, tahammül sınırı farklı. şahsen hamakat gösterilerine tahammülsüzlüğümü (bilmem ayıplar mısnız, ama, hz isa aleyhisselamın ardına bakmadan kaçıp, ölüyü diriltir ama hamakati kaldıramam, demesinden ilham ve ibret ve cesaret alıp) itiraf etmeliyim.

bunu somut olarak, her gün mecburen (m...... m..... icabı) yaşadığımdan, kurunun yanında yaş da yanar, iktizasınca, nâşirâna, yorum ile yormamalarını beyan etdim. sağ olsunlar, bu âcizi her türlü yorum ile yorulmakdan âzâde kıldılar. (övgü tarzı da kolay kaldırılamaz, eğer düşünür isek: acı ağzımızı dilimizi yakar, uykumuzu alıp götürür, tamam, amma, tatlı da çıban çıkartır!)

/

mesela geçenlerde kemal özer kardeşimize, yazısının bomboşluğundan, kofluğundan dem vuran yoruma rastladığımda, utandım. yazının bomboşluğundan bahsedebilmek için, kemal özer’i bilmemek yetmez (gerisini söylemeyeyim). o yazı ki, kemal özer’in hayatının ta kendisi. kemal özer o konuya ömrünü vakfetmiş, sen çık, bir kibrit çak ve tepeleme harman yığını, ömür yığını, yılların yığının ateşe ver gitsin...

kemal özer’in, yazdığı o konuda nerede bulunduğunu, bu meseleye hayatını vakfettiğini bilmiyorsan, bilmediğini bil de sus. (biliyorsan da yazıyorsan, kimin hoparlörlüğünü yaptığın cümle alemin malumu.) hiçbir şey bilmiyorsan, arama motorlarından birine (arama motoru nedir bilmiyorsan: mesela google’ye) “kemal özer” yazıp, öğren. ondan sonra ne yazarsan yaz.

(hoş, kalkmış kendimi paralıyorum: roma ne, roma’yı yakan neron’u bile yakarsın sen be koçum şinasi!)
22.01.2011 Bu yazi 3314 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri