Son Dakika
Perşembe, 2 Ekim 2014 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Şifa deposu pekmez yemeden büyüyen nesil olmak Kemal Özer
Siz hiç pekmez yediniz/içtiniz mi? Yoksa pekmez yemeyi köylülük olarak görenlerden misiniz? Gelin iç seçim, yolsuzluklar, ilaç vurgunları gibi can sıkıcı konulardan uzaklaşıp pekmez nasıl yapılır, hangi hastalıklara şifa? Onlara bakıp unuttuğumuz bir nimetle yeniden tanışalım…

Çocukluğum Bozkır’ın Armutlu Köyü’nde geçti. Ortaöğretim yıllarımın yazlarını da köyde geçirirdim.

 

İpek Yolu”nun Orta Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan kolu da buradan geçer. Bir kısmı hala hayatta olan yolun Göksü Nehri kenarındaki “Kale Dağı” eteklerinde halen kurtarılmayı bekleyen bir “Derehanı” adlı Kervansaray’ın yanı sıra güzelim bahçe ve bağları mevcuttur.

 

Armutlu’nun en önemli özelliği hiç tartışmasız “Türkiye’nin en kaliteli pekmezini” üretmesidir. Armutlu’nun dağı taşı, Kur’an-ı Kerim’in zikrettiği nimetlerden olan üzüm bağıdır. Bu vesileyle bendeniz de bu işlerde iyi sayılabilecek düzeyde.

 

80-100 yıl arasında yaşayabilen üzüm çubuğu, Şubat-Mart aylarında dikilir. 5-7 yıllık gelişim sürecinden sonra verim en üst seviyeye çıkar.

 

Baharda budanan dalları, üzüm pekmezi için enerji kaynağıdır. Yörede bir lamba gibi etrafını aydınlatarak muhteşem görüntüler oluşturan “Ateş Böcekleri” görülmeye başladığı zaman, üzümlerin olgunlaşmaya başladığı şeklinde yorumlanır. Buna da “ala düşme” denir.

 

Yöresel adıyla kara üzüm, kırmızı üzüm, tüter üzüm, dökülgen, günsü, erkek üzüm, karaoğlan (kecimen), şam üzümü, hesapali üzümü, gök üzüm, ak üzüm, tüter üzüm, ak parmak, kiniş üzümü, çekirdeksiz gibi birbirinden lezzetli türleri vardır. Bir üzüm bağından bu türlerin neredeyse tümü görülebilir.

 

Bir üzüm çubuğu, bir defada 10-40 kilo arasında üzüm verebilir. Üzümler yaş ve kuru olarak tüketildiği gibi pekmez yapımında da kullanılır. Kur’an-ı Kerim üzümü, hem dünya hem de cennet nimetleri arasında sayar ve zeytin, hurma, nar ve buğday nimetleri ile birlikte zikreder.

 

Olgunlaşan üzümlerin az bir kısmı kışın tüketilmek üzer kurumaması için Göksu Nehri kenarında yetişen “kalıp urganı” diye adlandırılan sarmaşığa benzer ancak, uzun ve güçlü bitkiye sarılarak tavanlara asılır ve kış boyu yenir.

 

Bazen üzümden Peygamber s.a.v.’in “Ne güzel katıktır” diye taltif ettiği “üzüm sirkesi” yapılır. Kecimen, kişniş ve siyah üzüm ile beyaz türlerin bir kısmı ise kurutulur.

 

Pekmez baldan sonra en şifalı nimet olup en önemli enerji ve şifa kaynaklarındandır. B1, B2, B6 gibi vitaminler ve çeşitli mineral maddeler içerdiğinden faydalı bir ilaçtır aynı zamanda. Araştırmalar pekmezin B1 B2 vitamini ve demir açısından baldan daha zengin olduğunu ortaya koymuş. İçeriğinin yüzde 80’ini karbonhidrattan oluşur ve tümünün glikoz ve fruktoz halinde olması nedeniyle sindirim sisteminde herhangi bir parçalanmaya gerek kalmadan kolayca kana geçer.

 

Pekmez, yoğun mineral ve yüksek şeker içeriği nedeniyle iyi bir karbonhidrat ve besin kaynağıdır. Günlük kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gereksiniminin çok büyük bir kısmını karşılar. Mineral miktarının fazla ve emilim oranlarının yüksek olması nedeniyle hamile ve emziklilerin, veremli hastaların, mide rahatsızlığı çekenlerin, zayıf kimselerin beslenme ve iyileşme dönemindeki tüketmeleri gereken en iyi gıdadır.

 

Krom; hamilelikte, malnütrisyonda (sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlanması) ve yaşlılıkta büyük ölçüde azalır. Üzüm içerdiği krom nedeniyle bu sorunları da çözer.

 

Uzmanlar, her gramı 3,5 kalori olan pekmezi her gün 50 gr tüketmesini herkese öneriyorlar. Kan hücrelerinin yapımında, sinir sistemi, kemik gelişimi ve cilt sağlığında, vücuttaki yağ ve kolesterol miktarının kontrolü, kansızlık, halsizliği, zayıflığı, acil enerji ihtiyacını giderici, çocuk gelişimi sağlayıcı, kemik erimesi ve ishali tedavi edici özelliği olduğu belirtilen pekmez; kan miktarını artırıp kan dolaşımını rahatlatan bir enerji kaynağıdır. Damar serliğine iyi gelen ve iştah açıcı olan pekmez, mideyi ve bağırsakları rahatlatır, böbrekleri kuvvetlendirir ve bebek gelişiminin vazgeçilmezlerindendir.

 

Endüstriyel olmayan köy pekmezi nasıl yapılır?

 
Üzümler toplanır. Söğüt ağacının dallarından örülmüş ve her biri 30-35 kğ üzüm alan köfünlere doldurulup merkeplerle taşınarak “şırana” (şırahane) adı verilen bölüme doldurulur. Temiz çizmelerle birkaç kişi tarafından saatlerce tepelenir. Üzümün “şıra” adı verilen suyu alttaki süzgeçli oluktan “bolum” adı verilen bölüme akar.

 

Şıralar, topraktan yapılmış şıra dağarcığına aktarılır. Burada pekmez toprağı denilen özel bir toprakla mayalanıp dinlendirilir. Sonra kepçe yerine kullanılan “kevgir”lerle süzülerek kaynatılmak üzere pekmez kazanı ve pekmez leğenlerine aktarılır.

 

Ateşin hem pekmezi kirletmemesi hem de boşa gitmemesi için özel etrafı çamurla sıvanmış bölümlerde kazan ve leğenlerde saatlerce kaynatılır. Oluşan köpüklerle alınır. Kaynayarak kızaran şıranın pekmez kıvamına gelip gelmediği, ahşap kağıt yahut kepçelerle alınan örneklerle tat ve lezzet kontrolünden geçirilir. Pekmez kıvamına gelince soğumaya bırakılır. Artık afiyetle yenme hazırdır.

 

Pekmez kıvamına gelince biraz daha kaynatılarak karıştırılarak “akıda” adı verilen daha lezzetli bir tür oluşur. Akıda, pekmeze göre iki kat daha pahalı bir türdür. Genellikle satılmaz ve özel olarak tüketilir. Pekmez kaynatılırken sadece odun yahut üzüm bağının daha öncede yakılmak üzere sarılmış halleri kullanılır yani ateşi bile bağdan.

 

Üzüm sıkıldıktan sonra geri kalan katı kısmı yani üzüm kabuğu, sapı ve çekirdeğinden oluşan posa kısmına “curba” denilirdi. Curba, kurulan mengenede sıkılarak suyundan tümüyle arındırılır.

 

Bugünlerde bitkisel ürünler satan firmalarda gramı altın fiyatına farklı adlarla satılan curbanın bir kısmı hayvanlara yem yapılır, bir kısmı ise kurtulup değirmenlerde öğütülerek “curba gavudu” denilen toz elde edilirdi. Bu toz çeşitli şekillerde tüketilirdi.

 

Bir sonraki pekmeze kadar toprak küplerde saklanan pekmez, üç öğün sofralarda yerini alır. Pekmezden,  pekmez helvası, pişmaniye, bazana gibi tatlılar yapılır. Yoğurda ve kara ilave edilerek yoğurtlu ve karlı pekmez tatlısı elde edilir.

 

Pekmez en iyi tatlandırıcıdır. Ekşi erik hoşafını tatlandırması için eklenir. Pekmez şerbeti yapılmasının yanı sıra şeker yerine birçok yiyecekte kullanılır.

 

Çocukluğum yıllarında çayı Tekel üretirdi. Genellikle 100 gr’lık minik paketler olurdu. Her bakkaldan çay alamazdık. Kendi bakkalınızdan bile 100 gr’lık bir veya birkaç çay paketi almak için mutlaka yanında başka ürünler satın almanız gerekirdi. Çayı buldunuz ya şeker? Birçok ürün gibi şekerde yağda karaborsa... Hem Tekel’in siyah çayı için hem de evlerimizde sürekli içilen “kır çayı-dağ çayı” da çok az bir pekmez ilavesi ile tatlandırılır.

 

Köylü tüm pekmezi yiyecek değil elbette. Bu kadar bağın üzümden elde ettiğiniz pekmez iaşeniz için paraya dönüştürül.

 

Üzüm Pekmezi Tebliği’nde pekmez nitelikleri ile ilgili resmi bilgileri görmek mümkün. Ancak bugün market raflarındaki en ücra köşelerinde yer bulabilen pekmezlerin bizim pekmezlerle mukayese ekmek haksızlık olur.

 

Kola illetinin müptelası haline getirilmiş buna rağmen ömründe hiç pekmez yememiş o kadar çok genç var ki bu ülkede! Bu yüzde küçük bebekler bin bir tür hastalık nedeniyle ömrünü hasta odalarında geçirip, gencecik hayatlarını kaybediyorlar. Hâlbuki benim dedelerim, ninelerim ve onların çağdaşları bu tür doğal gıdalarla beklenerek hiç doktor yüzü görmeden, hiç yapay ilaç kullanmadan bir hayat sürdüler. Üstelik bugünkü yaş ortalamasından daha fazla.

 

Şimdi vahyin çağrısına kulak verip akledenlerden olma vaktidir.

 

Peki bu bağlar hâlâ hayatta mı? Yahut bu bağlar hangi hatalara kurban edildi? İnşaallah “üzüm” ve üzüm bağlarının utan serüveni ile devam edeceğiz…



PEKMEZ RESİM GALERİSİ için tıklayınız

21.02.2009 Bu yazi 8576 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
"Kudüs hurması" diye pazarlanan GDO'lu sözde hurmanın İsrail'e a it olduğunu biliyor musunuz?

 
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
  • 'Gıda sessiz ve tehlikeli bir silahtır'
    Hayat Sağlık Dergisi'nden Altay Ünaltay, Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer'le sağlık ve gıda konusunda kapsamlı bir söyleşi yaptı. İşte o mülakat:
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri