Son Dakika
Cuma, 20 Ekim 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Polisten Adıyaman temsilcimize kötü muamele
Adıyaman temsilcimiz Mehmet Öztürk, yıllardır yakından tanıdığımız, gayretli bir dost. Haksızlık karşısında yerinde duramayan sorumlu ve vicdan sahibi bir kimse olan Öztürk, geçimini çocukluktan bu yana yapmakta olduğu motor tamirciliği ile sağlar.

Müşterisi (oldukça pahalı olan ünlü bir marka) motorunu tamir için getirir. Motor 03.07.2013 tarihinde tamir edilir ve işyeri civarında test edilirken trafik polisleri, motoru test eden oğlunu durdurup, ehliyet ve ruhsat sorar. Ehliyetini gösterir ancak motorun kendisine ait olmadığını, tamir için geldiğini ve test ettiğini belirtir. Bu sırada motorun sahibi aranıp ruhsatı getirmesi istenir. Evraklar gelir ve hiçbir eksikliğin olmadığı görülür. Ancak polis motoru bağlamakta kararlıdır. Cezası ne ise kesmesi ama motorun bağlanmaması için ricalarda bulunulur ancak polis, "ben bu motoru inadına bağlayacağım" diyerek talepleri reddeder. Bu sırada olay mahalline temsilcimiz Mehmet Öztürk gelir ve memura “siz devletin memurusunuz, inadına kelimesini hiç yakıştıramadım, kanunen yapılmasını gerektirecek ne varsa ancak onu yaparsın" der.

Polis memuru büyük bir hadise varmış gibi diğer ekipleri çağırır. Olay mahalline resmi ve sivil kıyafetli çok sayıda memur gelir. Mehmet Öztürk’e “bana görevimi anlatamasın, ben ne yapacağımı bilirim, pislikte olsa inadına, keyfi olarak motoru bağlayacağım" diyerek çıkışılır.

Öztürk ise  "memur bey, kanun ayrı bir şey, keyfi ve inadına iş yapmak ayrı bir şey, bu sözler bir polis memuruna hiç yakışmıyor, sen inadına ve keyfi bağlarsan ben de inadına bu motoru bağlatmam" diye itiraz eder.  

Evet, seyir halinde iken ruhsat yoktur, ancak 5 dakika içinde kontrol mahalline intikal eder. Sorgulaması yapılır.  Ruhsatı vardır, sigortası yapılmıştır, araç muayenesi yapılmıştır, sürücünün ehliyeti vardır, motorun üzerinde rehin veya yakalama da yoktur. Yasal olarak ruhsatsız kullanıldığı için ceza kesilebilir ancak motorun bağlanmasını gerektirecek hiçbir sorun yoktur. Ama o devlet, bunlar ise gariban vatandaş. Devletin inadı benzersiz bir inattır. Aslında biz onun inadını son bir asırda çok ama çok görmüşüzdür, bu onlardan belki de en basit ve sıradanıdır.

Öztürk’ün polis memuruna “bu motoru bağlaman için hiç bir gerekçe yok” demesi üzerine polis "pisliğine, inadına ve keyfi olarak motoru bağlayacağım" diye cevap verip çekici çağırır. Çekici gelir ve motoru yüklemeye başladı. Haksızlık karşısında kriz geçiren Öztürk, bayılarak yere yığılır. Mehmet Öztürk o anı, “hatırladığım tek şey oğlumun "çabuk su getirin su su” diye bağırması oldu” diye aktarıyor.  Bu sırada polisler Mehmet Öztürk’le ilgilenen oğluna biber gazı sıkar. Ardından da boynundan tutarak yere yatırıp kelepçeler.

Baba ve iki oğlunu gözaltına alan polis, bu büyük canavarları(!) hürriyet(!) polis karakoluna götürür. Sıkılan biber gazı nedeniyle gözleri zarar gören Bozan’ın kötü bir olumsuz bir rapor almaması için yüzünü yıkarlar. Mehmet Öztürk ve oğlu İbrahim hastaneye sev edilirken biber gazı sıkılan Bozan kasıtlı olarak salık kontrolüne ötürülmez. Aradan saatler geçer ve çaresiz Bozan’da hastaneye getirilir. Bozan’la birlikte 20 dolayında poliste adli kontrol yapacak olan doktorun yanına girerek psikolojik baskı uygulamak ister. Mehmet Öztürk polislerin doktorun muayene hanesine girmemeleri konusunda uyarsa da dinlemezler ve tartışma çıkar.
Tartışma sonrasında hasta ile baş başa kalan doktor, gözüne biber gazı sıkılan Bozan’ın gözü serum ile yıkanarak gerekli olan rapor tanzim eder. Polisler Bozan’ın boynunun büktürülmesi, kelepçelenip diz ile belini büktürülmesi, yakından yoğun biber gazı sıkılması gibi nedenler gencin sağlığını bozar ve halen tedavisi sürmektedir. Öztürk ailesi gece 02.00 sıralarında karakoldan serbest bırakılır.

Hiçbir haksızlığa tahammül edemeyen duyarlı yurttaş Mehmet Öztürk, daha olaydan bir hafta önce 20.06. 2013 tarihinde polislere ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret eden 3 CHP milletvekili hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Polise karşı yapılan haksızlığa bile tahammül edemeyerek suç duyurusunda bulunan Öztürk’ün birkaç gün sonra polis zulmüne maruz kalması ciddi bir paradokstur. Bundan dolayı psikolojisi bozulan aile şimdi “hangi hatayı yaptık da bunlar bize reva görülüyor” diyor ve ekliyor “insan gibi muamele görmek için vatan haini mi, terörist mi olmalıydık? Hukuk tanımayan bir eşkıya mı olmak gerekiyor adalet için?”

Ertesi gün olayı Kâhta İlçe Emniyet Müdürü’nü makamında ziyaret eden Mehmet Öztürk, emniyet müdürüne olayı aktardığında, müdür “memurların doğru olanı yaptığını” söyler. Bunun üzerine suç duyurusunda bulunacağını belirten Öztürk’e emniyet müdürü; “bende sizin ceza almanız için elimden ne gerekiyorsa yapacağım” tehdidinde bulunur.

Bunun üzerine Kâhta Kaymakamı’na gelişmeleri aktaran Öztürk, Kaymakam’dan gerekenin yapılacağı sözünü alır. Soruşturma sürüyor. Bakalım netice de kendini halka zulme memur sananlar mı, yoksa tek suçu tamir ettiği motoru yanına ruhsatını almadan test eden delikanlı mı haklı çıkacak? Acaba devlet dayakçı baba mı yoksa şefkatli anne gibi mi davranacak? Bekleyip göreceğiz. Ancak her koşulda gelişmenin takipçisi olacağız. Bu nedenle bölge halkına reva görülen zulmün basit bir örneği olan bu yanlışların devam etmemesi için konu hem Cumhurbaşkanlığı makamına, hem Başbakanımıza, hem de İçişleri Bakanımıza intikal ettirilmiştir.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi

14.07.2013 01:01:00 Bu haber 3084 defa okundu
Polisten Adıyaman temsilcimize kötü muamele
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri