Son Dakika
Çarşamba, 12 Ağustos 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Pamuk üretimi nasıl çökertildi? Prof Mustafa Kaymakçı
Kentlerdeki hanımlarımız pamuğa İngilizceden bozma “Koton” diyor.Oysa pamuk,başta çiftçilerimiz olmak üzere,tekstilden yem sektörüne değin her yerde kullanılan yerli bir ürün.Çok sorunu var

Örgütsüz pamuk üreticilerinin sesleri duyulmuyordu. Ancak bu seslere yeterince kulak vermeyen  tekstil sanayicileri de son birkaç yıldır  çığlık atmaya başladılar:“Hemen bütün ülkeler açıktan ya da gizlice pamuk üretimini teşvik ediyor. Pamuk beyaz altındır. Tekstilin ilk halkasıdır. Bu ilk halkayı koparmak tüm sektöre zarar verir, tekstili bitirir.”

Neden böyle oldu? Önce bir tespit yapalım. Bir zamanlar, Türkiye’nin  dünyanın sayılı tarım ülkelerinden biri olduğunu söyler, ilkokulda çocuklarımıza bunu  öğretirdik.Pamuk da Türk tarımının beyaz altınıydı. Ancak o beyaz altın tamamen bitti, pamuk ithalatı Türk Ekonomisi’nin kamburlarında birine dönüştü.

Günümüzde ,  her yıl 30’a yakın ülkeden pamuk ithal ediyoruz. En fazla ithalatı ise ABD’den yapıyoruz. İkinci sırada Brezilya ve üçüncü sırada Yunanistan yer alıyor. Son 10 yılda tam 22 milyar dolarlık pamuk, pamuk ipliği ve pamuklu mensucat ithal edildi. Pamukta verilen dış ticaret açığı 9 milyar doları buldu.

Dünyada gizliden pamuk savaşları yaşanırken, ihtiyacının üçte birini üretebilen Türkiye, her yıl 1.7 milyar doları pamuk ithalatına harcıyor.

TÜİK’in verilerine göre  2002 yılında 7 milyon 211 bin dekar olan pamuk ekim alanları, 5 milyon 420 bin dekara indi. Bir başka deyişle, pamuk ekim alanı ise son 10 yılda neredeyse yüzde 50 azaldı.

 Türkiye’nin 2002 yılında pamuk üretim rakamı 850 bin ton iken 2012’de 550 bin tona geriledi.

Pamuk üretimi neden/nasıl çökertildi?

Türkiye’de  diğer tarımsal ürünlerde  olduğu üzere  pamukta da  yaşanmakta olan sürecin dışşal nedeni ,ABD/AB’de uygulana gelen tarım politikaları sonucu, tarımsal ürünler ve girdilerde olağanüstü stoklara sahip olmasıdır. Batı ülkeleri, hem bu stokları eritmek, hem de üreticisini korumak ve zenginliğini sürdürmeye yönelik olarak başta UPF olmak üzere birçok örgüt aracılığıyla özellikle gelişmekte olan ülkelerin pazarlarını zorlamaktadır. ABD/AB gibi ülkeler, dünya pazarlarını zorlar ve / ya da ele geçirmeye çalışırken "Dünya Piyasa Fiyatları" nı öne çıkarırlar. Bu şekilde gelişmekte olan ülkelerde tarım ürünleri fiyatlarının buna baz alınması gerektiği dile getirilir.Oysa ABD/AB gibi gelişmiş ülkelerde üreticinin eline geçen fiyatlar ile borsa fiyatları arasındaki fark, devletçe karşılanır. Üretici her zaman borsada oluşan bu fiyatın üstünde ürününü değerlendirir.

Batı’nın üçüncü dünya ülkelerinin tarımlarını çökertmek istemesinin bir önemli nedeni de siyasi kaynaklı. Çünkü aç kalan milletleri ve devletleri denetim altına almak kolaylıkla mümkün olabiliyor.

Anılan yaklaşım sonucu,Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları ile tarımda korumacılığın kaldırılması ve desteklemenin azaltılması istendi. İlk aşamada  tarımsal ürün dışalımlarına konan gümrük tarifeleri, iç piyasayı terbiye etmek gerekçesiyle düşürüldü. 1980’li yıllardan sonra gelen bütün hükümetler, tarıma verilen desteklemeleri, göstermelik ve istikrarsız duruma getirdiler. Desteklemeler ise, Türkiye çiftçilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler yerine dev tarımsal işletmelerin yaratılması doğrultusunda kullanıldı.

Pamuğu kurtarmak için için ne yapılmalı?

•  Devletin pamuğa özgü yeni bir destekleme politikasının devreye sokması gerekiyor. Bu desteklemede,doğrudan üreten çiftçi hedef alınmalı.

•  Ulusal Pamuk Konseyi süs olmaktan çıkarılmalı.Piyasaya  çiftçi lehine müdahale edecek konuma getirilmeli.
•İç piyasada lif pamukların iplikçiye emanete gönderilmesinin önüne geçilmeli .Çiftçilerin örgütlenerek çırçır işletmelerini kurmaları ile  lisanslı depoculuk yapmaları sağlanmalı.

•  Tarım Birlikleri yasası ,doğrudan üreten   çiftçilerin birliği olacak şekilde değiştirilmeli.

19.04.2013 Bu yazi 4605 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri