Son Dakika
Pazartesi, 24 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Nüfus meselesi, nüfuz meselesidir Kemal Özer
'Türkiye'nin nüfusu artıyor' diye telaşa kapılanlar ya cahil olmalı yahut da Türkiye'nin düşmanı. Kapitalist bir işadamı için en önemli şey üretmek, satmak ve kazanmaktır. Oysa bu ülkenin liberal/kapitalistleri ülkenin nüfusu artıyor diye neredeyse kafayı yiyecekler.

 Bir kısmı da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üç çocuk talebini küçümsüyor, hayatlarına karışmak olarak görüyor.

Gerekçeleri farklı olsa da Erdoğan'ın üç çocuk talebine karşı çıkanların bir bölümü de "dindarlar!" Erdoğan'ın üç çocuk talebini hayatlarına müdahale sayanların çocuk yapmamalarında hiçbir sakınca yok.

"Dünya bu kadar nüfusu nasıl besleyecek" diye tereddüt edip de kendini dindar addedenler yarattığı tüm canlıların rızkına yaratan ve ona kefil 'O'lana güvenseler böyle yapmazlardı elbette.

İnsanlar sanıyor ki, kendileri üretiyor, kendileri kazanıyor. Oysa Razzak olan yalnızca Allah'tır. Eğer rızkımız bir kula ait olsaydı, hepimiz açlıktan ölürdük. Şükür ki öyle değil.

Kâinatta milyonlarca türü sayısız adedinin günlük rızkını veren, dünyada iki insan varken de, insan sayısı 7 milyara geldiğinde de besleyen Allah, değil 10-20, 70 milyara da gelse -hâşâ- beslemekten aciz mi sanıyorsunuz?

Yaklaşan facia

Rockefeller'in teşviki ile Türkiye'nin nüfusunu azaltmaya kalkan Vehbi Koç ve darbecilere rağmen Türkiye'nin nüfusu 78 milyona ulaştı ama son verilere dünya nüfusu 2100'de 11,2 milyar, Türkiye ise 2050'de 95 milyona ulaştıktan sonra inişe geçerek 2100'de 87 milyona inecekmiş.

Aslında bunlar çok iyimser rakamlar. Bugün yani 2015'de 78 milyonuz, 2050'de 95 milyona erişeceğiz. Bu veriler BM Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü'ne ait. TÜİK'e göre 95 değil en fazla 93 milyona erişebileceğiz.

2000'deki nüfusumuz 68 milyon iken, 15 yılda yüzde 14,7'lik artışla 78 milyona eriştik. 2015'den 2050 ulaşmak için 35 yıl var. 15 yılda yüzde 14,7 artarken 35 yılda sadece yüzde 22 artabilecek. BM haklı çıkarsa böyle, TÜİK haklı çıkarsa bu artış yüzde 20'de kalacak. Sonraki düşmeler bir yana bu kadarcık veri bile faciayı görmek için yeterli.

Nüfus neden önemli?

'Nüfus' demek, 'nüfuz' demektir. Nüfusu olmayanın nüfuzu da olamaz. Dünyaya bir bakın toprağı çok olanlar mı yoksa nüfusu çok alanlar mı daha etkinler? Keyfiyet önemli ama keyfiyet kemiyetin içinden çıkar.

Mesela menisi az olan bir erkeğin çok olana oranla çocuk yapma oranı çok daha düşüktür. Sperm sayısı düştükçe kaliteli hücre sayısı da azaldığından hem dölleme kapasitesi, hem de bebeğin sıhhati de etkilenir.

Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Çin, Rusya bu kadarı nüfusu olmasaydı aynı güç ve etkinliğe sahip olabilirler miydi? İsrail, işgal ettiği bir avuç toprağa neden dünyadaki Yahudileri üst üste toplamaya çalışıyor. Bugünün için hiçbir MOSSAD teröründen dahi geri durmuyor. Az nüfus sorun olmasa neden yapsınlar bunu?

Yaşlı Türkiye, ölü Türkiye'dir!

Yaşlı nüfus açısından Almanya ve Japonya dünyanın yaşlı ülkeleri. Afrika ülkeleri ise en gençleri. Türkiye'de 65 yaşını geçenlerin oranı yüzde 8'i geçti. 2050'ye geldiğimizde ülkenin yarısı yaşlanmış olacak ve gelirlerimiz emekli maaşına zor yetecek.

Emekli maaşını alan, her açıdan üretimden çıkıp sadece tüken haline dönüşüyor. Artık köylüler bile emekli maaşı aldığından kimse çalışmak istemiyor. Bahçesine marul, maydanoz dahi ekmiyorlar. Ayran bile yapmıyorlar. Ekmek dahi artık şehirlerden gidiyor köylere. Bu kapitalizmin işine gelse de Türkiye için yıkımdır.

CIA'nın raporlarına bakılırsa önümüzdeki 50-60 yıl içerisinde ülkelerin nüfus sorunu yüzünden ekonomik ve siyasi yapılarında büyük değişiklikler yaşanacak. Türkiye'de bundan nasibini alacak.

Türkiye'nin nüfusu sermaye ve darbecileri rahatsız etti

Türkiye'nin doğurganlığı sadece Siyonist Rockefeller'i değil, aynı zamanda Koç'un başını çektiği sermaye, Sabetayistler ile 12 Eylül darbesini yapan askerleri de rahatsız etmişti.

Kenan Evren'in emri ile 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarılırken Adalet Komisyonu Başkanı Deniz Hâkim Yüzbaşı Tevfik Odman komisyondaki görüşmelerde gerçeği şu cümlelerle ifade eder: "Nüfus planlamasının devlet politikası olduğu ve nüfus planlamasının devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağını daha açık bir şekilde maddeye monte ettik"

Erdoğan'ı huzursuz eden şey neydi?

Nüfusumuzdan dolayısıyla da nüfuzumuzdan rahatsız olanların aksine Türkiye değişmiş, yeni lideri aksine bu konuda önlemler almaya başladı ve Recep Tayyip Erdoğan 2010'da yaptığı bir açıklamada içine düşülen dramatik durumu şu cümlelerle izah ediyordu: "Türkiye'nin şu anda nüfus artış hızına baktığımız zaman bir rivayete göre 1.5, bir rivayete göre 1.8. Bu demektir ki bu milletin nüfusu yaşlanıyor. En azından 2,5 olmalı ki mevcut durum korunsun. Dünyada geçmişte 'doğum kontrolü' diyenler, 'nüfus planlaması' diyenler, şu anda 'yandık' diyorlar ve üste para veriyorlar. Ama nüfus artmıyor. Artık kötü alışkanlıklar başladı. Biz de şimdiden diyoruz ki eğer böyle giderse 2030'dae durumumuz kötü. Bu durumu düzeltmemiz lazım." 

Son elli yılda değişen hayat tarzı ve uygulanan politikalar hem çocuk sayısını azalttı, hem de çocuk yapabilme kabiliyetini yok etti.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre erkeklerin sperm verimliliği 10 kat azaldı.

Sperm oranları mm³'de
1950 öncesi 150 milyon
1970'li yıllar 120 milyon
1990'lı yıllar 50 milyon
2000'li yıllar 40 milyon
2005 yılı 20 milyon
2010 sonrası 15 milyon

 Sorun sadece erkeklerde değil, aynı zamanda kadınlar içinde geçerli. Bugün yeni evli üç çiftten biri çok istediği halde çocuk sahibi olamıyor. Daha vahim olansa, bu oran kartopu gibi artması...

Neden bu haldeyiz?

Bu hale gelmemizin pek çok nedeni var. Bunları sıralamanda önce, bu sıkıntıları gören Mevdudi, Sabri Akdeniz ve Prof. Dr. Sabahaddin Zaim, 1970'lerde eserler kaleme almış ve ciddi uyarılarda bulunmuşlardı. Daha sonra ise konu Müslümanların gündeminden de çıktı.

Kabul edelim ki, bu ülkenin zenginleşen dindarları da batılı bir hayat yaşamaya başladılar. Bilinçaltlarımıza kazınan "bakabileceğin kadar çocuk," "böyle bir dünyaya çocuk mu getirilir" ve "ben çocuk için mi geldim dünyaya" bizleri de etkisi altına aldı.

Kariyer hesapları, evliliği zorlaştırıcı ekonomik talepler gençlerin evlenmelerini engelledi ve evlilik yaşları 30'lu yaşların ortalarına kadar yükseldi. Diğer yandan da hanımların menopoz yaşları çok aşağılara düştü. Gençler çocuk yapma konusundaki en verimli günlerini bekâr geçirdikleri için çocuk sayısı azalttı.

Hibrit tohum, hibrit nesil...

Tohumların hibritleştirilmesi, gençlerinde hibritleşmesine yol açtı. Besinleri yok edilen, vitaminleri çalınan gıdalar yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere çocuk yapma imkânını ortadan kaldırdı.

Gıdalara eklenen katkı maddeleri, tarım kimyasalları, ambalajlardaki östrojen hormono gibi davranan BPA ve fitalat, kozmetikler, temizlik kimyasalları, radyasyon yayıcı aletler, dar kıyafetleri de eklediğimizde günümüz gençlerinin hamile kalması aslında mucize. Ama bu mucize devam etmeyecek...

Artan tüp bebek merkezleri artmadığının en büyük delili! Bugün genç aileler her köşe başına açılan tüp bebek merkezlerlinde bir çocuk için her şeyini feda etmeye hazır bekleşiyorlar. Şayet bu yanlış hayat tarzı, kötü sağlık ve ziraat politikaları devam ederse yarın bu da mümkün olmayacak...

Bugünün gençleri çocuk sahibi olsalar dahi, torun sahibi olamayacaklar. Hükümet bu konuda destekleyici paketler açıkladı. Ama yetersiz ve zayıf önemlerle bu sorun çözülemez. Bu 600 lira verilecek çözülecek bir mesele değil.

 Bu ölüm kalım meselesi bir makale ile vuzuha kavuşturulacak bir dert de değil. Başlıkları açmaya ve derinlemesine analizler yapmaya devam edeceğiz. Ancak herkes bilmeli ki rızkı veren Allah! Kula düşen fıtratının gereğini yapmak. Kıyamet gününde Rasüllah (s.a.v.)'e karşı mahcup olmamak ve O (a.s.)'u mahcup etmemek...

Ve tabiî ki Türkiye'nin geleceği...

01.08.2015 Bu yazi 843 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri