Otizm son senelerde inanılmaz bir artış gösteriyor.

USA’ da 1980’ lerde 10 binde bir, 1990’ larda 2.500’ de bir, 2007’ de yüzde 1.16 oranında görülen hastalığın prevalansı 2012’ de yüzde 2’ ye kadar çıktı.

Bu, artık her 50 çocuktan birinde otizm teşhis edildiği manasına geliyor.

Durum dünyanın diğer ülkelerinde de farklı değil:

Prevalans, Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’ da yüzde 1 olarak bildirilirken, Güney Kore’ de 2011’ de yapılan çalışmaya göre oran yüzde 2.6! (1, 2).

DSM (Diagnostic and Statistical Manual) 1983’ de PDD-NOS veya Asperger Sendromu’ nu tanımıyordu ve otistik hastalık kriterleri daha sıkı idi ama otizmdeki artışı sadece bununla açıklamak imkânsız.

Nitekim Public Health and Epidemiology isimli dergide yayınlanan araştırma otizm prevalansındaki artmanın DSM revizyonları ve ileri baba yaşı ile ilgisi bulunmadığını gösteriyor (3).

USA, İngiltere, Danimarka ve Batı Avustralya’ ya ait verilerle gerçekleştirilen araştırmaya göre, otizm ve “insan fetal hücrelerinde” hazırlanan ve “insan DNA” ve “retroviral kalıntılar” bulunan MMR (kızamık-kızamıkçık-kabakulak), suçiçeği ve hepatit A aşıları arasında anlamlı korelasyon var.

Tıbbi fetva kurumu FDA, aşılarda 10 ng’ dan fazla miktarda insan DNA’ sı bulunmaması gerektiğini bildirirken (4), aşılardaki fetal DNA seviyeleri emniyet sınırının çok üzerinde 142-2000 ng arasında bulunuyor.

Aşılar lösemi ve lenfoma ile de ilişkili

Kısa adı SCPI olan Sound Choice Pharmaceutical Institute bilim adamları tarafından gerçekleştirilen araştırmanın başı olan Dr. Theresa Deisher İnsan fetal hücrelerinde üretilen aşıların sadece otizmle değil çocukluk çağı lösemi ve lenfomaları salgını ile de ilişkili” olduğunu söylüyor (5):

Tek reaktivite endojen retrovirüs olan HERV (human endogenous retrovirus) varlığı ile çocukluk çağı lenfoması ilişkisini gösteren çok sayıda çalışma var.

MMR II ve suçiçeği aşısı ve diğer bütün WI-38 fetal hücre serilerinde hazırlanan aşılara bu retrovirüs bulaşıyor.

Bunu tüm anne babalar ve doktorların bilme hakkı var.”

SCPI’ nin bu keşfi, aşı üretiminde “substrat” olarak fetal hücre serileri kullanılmasının ne kadar riskli olduğunu açık ve net olarak ortaya koyuyor.

Daha önce, Meruvax II ve Havrix aşılarında kabul edilemeyecek kadar fazla miktarda fetal DNA parçalarının bulaşması olabileceğini yazmıştım (6).

Prospektüslerde, aşıların karsinojenik (kanser yapıcı) ve mutajenik (genlerde mutasyon yapıcı) etkilerinin değerlendirilmemiş olduğu şeklindeki ifadelere ve aşı üretiminde kullanılabilecek sayısız FDA onaylı “insan dışı hücre serileri” olduğuna da dikkat çekmek gerekir.

Gelelim neticeye

BİR: Otizmle aşılar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan araştırması yayından kaldırılan, tıp diploması elinden alınan İngiliz Dr. Wakefield’ in haklı olduğunu gösteren araştırmalara her gün bir yenisi ekleniyor.

İKİ: Aşıların, endüstri ve onun uzantıları tarafından ifade edildiği gibi hiç de “masum” olmadığı anlaşılıyor.

ÜÇ: Tıbbın birinci prensibinin “Önce zarar verme” olduğunu bir kere daha ve önemle hatırlatırım.

Kaynaklar

1. http://www.autismsciencefoundation.org/what-is-autism/how-common-is-autism

2. http://www.rescuepost.com/files/blumberg-et-al-2013-i-in-50-nchs-1.pdf

3. http://www.ms.academicjournals.org/article/article1409245960_Deisher%20et%20al.pdf

4. fda.gov/ohrms/dockets/ac/05/slides/5-4188S1_4draft.ppt

5. http://www.globalresearch.ca/new-study-in-journal-of-public-health-finds-autism-and-cancer-related-to-human-fetal-dna-in-vaccines/5402912

6. http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/07/15/hakkimda/asiyla-otizm-arasinda-bilimsel-bir-iliski-yok/