Suda ne oluyor ki bugüne kadar orada sorunsuz yaşan balıkların cinseti değişiyor. Balıkların dişileşmesine ne neden oluyor...

Nehirlerde kimyasal kirlilik ne dişi, ne erkek, aracins balıkların ortaya çıkmasına sebep oldu. Kimyasallar sadece balıkların değil, yaban hayatın ve insanların da cinsel gelişimlerini etkiliyor.

Washington'da Kolombiya nehrinde araştırma yapan Idaho Üniversitesi zooloji öğretim görevlisi James Nagler gözlemlediği somon balıklarında tuhaf bir gelişme gördü. Balıkların neredeyse hepsi dişiydi – veya öyle görünüyorlardı. Bu balıklardan birkaçını yakalayıp DNA'larını analiz ettiğinde çoğu "dişi" balığın aslında erkek olduğunu gördü: kromozomları XX değil, XY idi.

İngiltere'de yapılan bir araştırma Nagler'in bulguları ile benzer sonuçlara sahip. Bilimadamları kirlilik oranı yüksek iki nehirde balıkların yarısının dişi, diğer yarısının ise... "başka birşey" olduğunu gördüler. Bu balıklar dişi değildi ama erkek de değildi. İngiliz bilimadamları bu garip balıkları "aracins" olarak tanımladılar: cinsel organları dişi veya erkek cinsel organları gibi değildi, ne sperm, ne de yumurta üretebiliyorlardı. Her iki nehirde de aracins balıklar, kanalizasyon sularının nehre bırakıldığı yerde akıntının yönünde bulunuyorlardı. Akıntının ters tarafında, kanalizasyonun ulaşmadığı kısımda aracins balıklar çok daha azdı. Atıklarla aracins balık nüfusu arasındaki ilişki o kadar bariz ki, bir nehirde bulunan atık konsantrasyonuyla aracins balık sayısı hesaplanabiliyor.

Suda birşeyler oluyor... Suda birşey balıkların dişileşmesine neden oluyor.

Olan sadece balıklara da olmuyor. Florida'da Apopka gölünde bilimadamları penisi olağandışı bir şekilde küçük erkek timsahlar buldular. Bu timsahların kanında dişilik hormonunun aşırı yüksek, erkeklik hormonunun aşırı düşük seviyelerde olduğu görüldü. Erkek Florida panterleri fertilitelerini kaybetti; kanlarındaki erkeklik hormonu daha az kirlenmiş yerlerde yaşayan panterlere oranla çok daha düşük (dişilik hormonları ise daha yüksek).

Dişileştiren kimyasallar

Günümüzde modern topluluklar bundan elli yıl öncesine oranla çok daha fazla oranda kimyasal kullanıyorlar. Bu kimyasallardan çoğu, vücutta dişi cinsel hormonu östrojenin etkilerini taklit ediyor. Plastiklerin – Coca Cola, Pepsi, içme suyu için üretilen esnek şişelerde kullanılan phthalate dahil - , östrojenimsi etkilerinin olduğu biliniyor. Yaygın olarak kullanılan birçok böcek ilacı da insan hücreleri üstünde östrojen etkisine sahip. Konserve kutularının iç kısmındaki parlak ciladan da östrojenik kimyasallar sızıyor. Bu kimyasallar ve diğerleri kanalizasyona karışıp oradan nehirlere ve göllere giriyor; balıkları, timsahları ve yaban hayatı tehdit ediyorlar.

Doğum kontrol haplarıyla alınan sentetik östrojen dışkılama yoluyla kanalizasyona karışıyor. Bu hormonun yüzde yetmişbeşi atık işlemlerinde ayrıştırılsa da kalan kısmı balıklarda cinsiyet değişimleri için etkili oluyor.
Prozac haplarının etkin maddesi fluoxetine'in de balıkların üreme ve davranışları üzerinde etkili olduğu laboratuar çalışmalarında görüldü.

Kanalizasyon yoluyla deterjanlar, böcek ilaçları, metaller ve kozmetikler gibi çok çeşitli kimyasallar nehir suyuna karışıyor. Deterjanlarda da balıkların üremelerini etkileyen maddeler var ama bunlar östrojenden daha az etkililer.

İnsanlarda da fertilite düşüyor

Modern kimyasallar yaban hayatı dişileştiriyor. Peki insanlar üzerinde de dişileştirme gibi bir etkisi var mı? Muhtemelen evet... Florida panteri gibi, erkeklerde de fertilite ve sperm sayıları düşüyor. Amerikalı veya Avrupalı ortalama bir erkekte sperm sayısı son kırk yıldır düşüyor; şu andaki sperm sayısı kırk yıl öncekinin yarısı kadar. Bu gelişme şehirleşmiş yerlerde olurken, kırsal bölgelerde, örneğin Finlandiya'nın kırsal kesimlerinde yaşayanlarda sperm sayısında düşüş görülmüyor. Tabii, modern plastik su şişelerinin etkisiyle fertilitenin azaldığı düşünülürse kırsal bölgede bundan etkilenilmemesi şaşırtıcı değil.

Günümüzde sperm sayısısındaki düşüklük nedeniyle erkek infertilitesi en büyük infertilite sorunu. İnfertilite oranı son kırk yıl içinde dört kat arttı. 1965'te yüzde 4 olan infertilite, 1982'de yüzde 10'a ve günümüzde en azından yüzde 16'ya kadar çıktı.

Kız çocukları erken ergenleşiyor

Teorik olarak kız çocuklarına östrojen vermenin daha küçük yaşta ergenliğe adım atmalarına neden olacağı düşünülür. Gerçekte de, uzmanlar son senelerde kız çocuklarının daha önce hiç görülmemiş bir biçimde çok küçük yaşlarda adet görmeye başladıklarını söylüyorlar. ABD'de onyedi bin kız çocuğu üzerinde araştırma yapan Dr. Marcia Herman-Giddens ABD'de kız çocukları arasında erken ergenliğin çok yaygın görüldüğünü belirtiyor. Sekiz yaşındayken kız çocukları ergenliğe adım atıyor.

Porto Riko'da doktorlar prematüre göğüs gelişimi gösteren kız çocuklarının kanında; yiyip içtiklerinin plastik ambalajlarından sızmış olabilecek, toksik miktarlarda phthalate buldular. Porto Riko sıcak bir yer olduğu için plastik kaplar ısınıyor ve içlerindeki yiyecek ve içeceklere phthalate molekülleri sızdırma ihtimali artıyor.

Kadınlarda göğüs kanseri riski artıyor

Birçok bilimadamı aşırı miktarda çevresel östrojene maruz kalmanın kadınlarda göğüs kanseri riskini arttırdığını belirtiyor. Göğüs kanseri oranı son elli yılda korkunç bir şekilde yükseldi. Günümüzde her dokuz Amerikalı kadından biri hayatının herhangi bir döneminde göğüs kanseri olma riski ile karşı karşıya. Bu artış, plastiklerin ve diğer modern kimya ürünlerinin daha çok olduğu endüstrileşmiş ülkelerde görülüyor. Üçüncü Dünya ülkelerinde doğan kadınlar daha az risk taşıyor. Üçüncü dünya ülkesinden ABD gibi bir ülkeye taşındıklarında ise riskleri artıyor; bu da bize risklerin genetik değil, çevresel kaynaklı olduğunu göstermeye yeter.

Kaynak: Leonard Sax,


http://www.worldandi.com

http://www.gulfofmaine.org/