Daha önceki bir yazımda Lüleburgaz’daki bir hayvan çiftliğinden bahsetmiş, hep fazla verime yönelik hayvanlara eziyet olan uygulamaları anlatmıştım

O çiftlikte büyük baş hayvanlar ancak ayakta durabilecekleri kadar bir yerde yaşıyor, suni  yemleri önüne geliyor, sütleri artsın diye müzik yayını yapılıyordu.   Yavru danalar ise biberonla besleniyor, yine zor sığdıkları bir alanda kapalı tutuluyorlardı.  Böyle eziyet altındaki hayvanların sütünden de, etinden de yeterince lezzet ve sağlık elde edilemeyeceğini belirtmiştim.  

Geçen hafta hekim dostumuz Prof. Dr. Tufan Tükek beyefendinin yine Lüleburgaz’da olan çiftliğini ziyarete gittik.  Bu sefer gördüklerimiz bizi çok mutlu etti.  Sığırlar, koyunlar ve keçiler ayrı ayrı 400 dönüm civarındaki köy merasına çobanlarca çıkartılıyor, dolaşarak ve büyük zevkle karınlarını doyuruyorlardı.  Akşam olunca ahırlarına dönüşlerini izlemek ayrı bir zevkti.  Kuzular yüzlerce koyun arasında analarını buluyor, memelerine yapışıyorlardı.  Yani biberonla beslenmiyorlardı.  

Hayvanlar iri köpeklerce korunuyordu.  Hele bir köpek 12 yavru yapmıştı ve kimseyi onlara yaklaştırmıyordu.  Yavruların her birinin annelerinin ayrı bir memesinden süt emmesini izlemek çok hoştu.

Dostumuz bize çiftliğinde yetişen bir hayvanın etinden hazırladığı köfte ve kebapları ikram etti.  O kadar lezzetliydi ki tarif edilmez.  

Çiftlikte geçirdiğimiz iki saatin ardından mutlu ayrıldık.  Arkadaşımız bize 5’er kiloluk bidonlara süt doldurarak verdi.  Sütün koyuluğu dikkatimizi çekti. Gerek içmesi, gerekse bu sütten yapılmış sütlacın lezzeti muhteşemdi.  

Demek ki merada serbestçe dolaşarak beslenen hayvanların etini ve sütünü tüketmemiz gerektiğini söyleyen beslenme uzmanları boş konuşmuyorlarmış.  Prof. Dr. Tufan Tükek’e teşekkür ederek ve tebriklerimizi sunarak bu tatlı maceradan ayrıldık.