İleri teknoloji medeniyetinin insanı getirdiği son nokta büyük bir umutsuzluktur. İnsanlık maalesef son 200 yılda hem kendini hem dünyayı bitirdi.

Tutulan yolun, işleyen sistemin, hakim zihniyetin zaptolunmaz zalimliği insanları duyarsız kıldı. Oysa namuslu, aklı ve bilgisi yeten bilim adamları, sanatçılar, siyasetçiler yaşanan olumsuz gidişe işaret ediyor insanlığı uyarmaya çalışıyor.

Kim dinler.

Gün bu gün, saat bu saat.

Sistemin kendi hegemonyasını devam ettirmek için bulduğu pansuman tedbirler var: 'Sürdürülebilir gelişme', 'geri dönüşüm', 'yeşil hareketi' vb.

Bunların hiçbiri yaraya merhem olmaz, kaldı ki zaten hakim zihniyetin ürünü olarak, açıkçası kamu oyunun zihnini çelmek üzere organize edilen muhalif duruşlardır.

Biyolog Prof. Dr. Barbaros Çetin (Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı) Milliyet'te bir yazı yayımladı (1 Aralık 2012).

Çetin yazısında 'Cesetlerin Çürümediği'nden bahsediyor. İnsan dehşete kapılıyor ama durum bu.

Hem insanı hem diğer hayvansal ve bitkisel canlıları öldüklerinde moleküllerine kadar parçalayıp biyosisteme geri dönmelerini sağlayacak toprakları onlarca çeşit toksit kimyasal atıklarımızla kirletmişiz ki; bu biyolojik geri dönüşümü yapacak böcek, mantar, bakteri vs. ortadan kalkmış. Toprağın mikrofauna ve florası işlevselliğini kaybetmiş. Bu bana şunu hatırlattı.

Avrupa'da irili ufaklı göller var. Görenler hayran kalıyor. Diyorlar ki 'Yahu ne kadar temiz, berrak bir su. Adamlar işi biliyor, suyu kirletmiyor'. Kazın ayağı öyle değil ama.

Yağan 'asit yağmurları' sonucu bu gölde hiçbir canlı kalmamış, bakteri dahi yaşamıyor.

İşte ileri teknolojik medeniyet bize böyle parlak tablolar hediye ediyor.

Prof. Dr. Barbaros Çetin'in ifadesi ile Dünya '6. Kitlesel Yok Oluş Süreci'ne girmiş bulunuyor. Bu konudaki önemli uyarı 2005 yılında yayımlanan 95 ülkeden 1360 bilim adamı tarafından hazırlanan Dünya Bankası'nın 'Milenyum Ekosistem Değerlendirmesi Raporu' ile meydana çıktı.

Rapor mevcut kaynakların (yani Dünya'nın) üçte ikisinin insanlar tarafından hızla tüketilmekte olduğunu belgeliyor.

Ardından Dünya Koruma Vakfı'nın (WWF) 'Yaşayan Gezegen 2012' adlı kapsamlı raporu geldi. Burada da aşırı tüketim sebebiyle dünyanın 'sağlık durumu'nun kötüye gittiği söyleniyor.

Dünyanın ömrü ne kadardır. Bugüne gelinceye kadar kaç asır geçti. Beş-on milyar yıldan söz ediliyor.

Ancak modern teknolojik medeniyet son 200 yıllık dönem içinde dünyayı yedi bitirdi. Kim işlerin iyi gittiğini, bilime güvenmemiz lazım geldiğini söylüyorsa biliniz ki 'sistemin adamı'dır.

Bize yaşam kalitesi ile mutluluğun büyümeden, zenginlikten, refahtan geçtiğini söylediler. Ama bu kime kısmet oluyor, neye maloluyor?

Klasik ekonominin kuralları artık önemini kaybetti. 'Ne kadar tüketirsen o kadar mutlusun' formülü bencil-zalim-zorba bir zihniyetin ürünü. Bunun karşısına tüm insanlık için 'Kanaat ekonomisi'ni koymalıyız.

Ekolojik ekonomi de büyümenin tehlikeli bir sınıra yaklaştığını söylüyor. Bundan böyle 'büyüme' artık 'sosyo-ekonomik' olmadığı gibi asla ekolojik de değildir.

Bu durum sadece fakirleri değil zenginleri de ilgilendiriyor. Umut yerini korkuya bırakıyor. Bugün çevre kirliliğinin tüm dünyayı bir 'çöplüğe' döndürdüğünü herkes kabul ediyor.

Ancak girilen yoldan dönmek zor.

Çarkları durdurmak, şirketlerle savaşmak zor. Her tür muhalefet henüz daha oluşum halinde iken hem iletişim, hem bilişim alanında yok ediliyor, zararsız hale getiriliyor.

Demek ki savaş nerede?

Savaş şirketlerin dizginlenemeyen azgın arzularında. Bunlar insanlıktan çıkmıştır.

Kâr dışında bir değere inanmazlar.

Onların sunduğu renkli dünyayı reddettiğimiz an, fakir ama onurlu yaşamaya karar verdiğimiz an, ekmeği çöpe atmak değil bölüşmek gerektiğini kavradığımız an zihnimiz açılacak. Zafer öncelikle zihniyet alanında kazanılacak.