Tavukları bir et makinesi gibi yetiştirip önümüze getiriyorlar. Paul Roberts End of Food kitabının içeriğinden bahsettiği videosunda GDO’ya girmeden bütün sistemi anlatıyor.

Tavukların doğumdan kesime kadar ne eziyetler çektiği, hatta sektördekilerin sadistlik olsun diye bu hayvancıklara neler yaptıkları çarpıcı bir şekilde film edilmiş.

 

Köy tavukları hariç bütün tavuklar aynı süreçten geçiyorlar ve daha 1,5 aylık piliçler iken hormon ve antibiyotikler ile şişmiş kendi gövdelerini bile taşıyamaz hale geldiklerinde kesimhaneye gidiyorlar.

 

Doğadaki bütün canlıların (sinmorfozis) belirli bir oranı vardır. GDO’lu tavuklarda durumun böyle olmadığını 2003 yılında Türkiye Çevre Vakfı’nca düzenlenen GDO Paneli’nde konuşan Prof Dr Tahir Aksoy şu şekilde anlatır:

 

Bizzat üzerinde çalıştığım tavuk araştırmasında bir civciv 42 günde 2,3 kğ’a ulaşıyor. Göğüs etleri ve butları gelişirken, kalp gibi iç organlar ilkel bir tavuğunki gibi. Bu kalp günde 400 defa atarak kanı pompalıyor. Kalp ve akciğer basıncı düşük olduğu için hayvan 80 yaşında aşırı kilolu bir insan durumunda çalışmak zorunda kalıyor. Karında sular toplanıyor. Yaşatabilmek için oksijen vermek gerekiyor. Doğal olarak hayvanların bağışıklık sistemleri kağıt gibi oluyor. Ayağını ıslatsanız enfeksiyona yakalanıyor. Hiç hastalık yapmayan şeyler bile bunlarda hastalık oluyor.

 

Bir hayvan 17 haftalık hale gelene kadar 17 kere aşı oluyor. Yani 20 haftada 17 kez aşı. Kümese civcivle birlikte sandık sandık ilaçlar geliyor…”

 

Neden tavuk yemiyoruz? makalesini okudunuz mu?