Bu yıl ilaç harcamaları için ayrılan 15.6 milyar liranın daha yıl bitmeden aşılması üzerine hükümet her gün yeni arayışlara yöneliyor. Son karar dün gece yürürlüğe girdi ve ilaç fiyatları düşürüldü. Bu sayede bir buçuk milyar liranın üzerinde tasarrufun mümkün olacağı tahmin ediliyor.

Hatırlarsanız daha birkaç gün önce de gereksiz ilaç yazan hekimlere “negatif performans” verilmesi, aile hekimliğinde hastalardan reçete bedeli ve 3 kutu ilaç sonrası katkı payı alınması gibi tedbirler gündeme gelmişti.

Ülkemizde ilaçta gerçekten de inanılmaz boyutlarda israf var. Bunu elbette bir takım mali tedbirlerle azaltmak mümkün ama doktorlar ve ilaç endüstrisi arasındaki ilişkileri sıfırlamadan bu israfa kesin ve kalıcı bir çözüm getirmek de mümkün olmayacak.

Nöroloji uzmanı değerli bir meslektaşımdan aldığım mektubu okursanız bana hak vereceğinize inanıyorum:

“Geçen gün bir televizyon kanalında katıldığınız ilaç terörü konulu tartışma programını beğenerek izledim. Nöroloji uzmanıyım. Alzheimer ilaçlarının satışındaki artışı, sizin belirttiğiniz gibi sadece nüfusta yaşlanma ile açıklamak mümkün değildir. Bir kere, yaşlanma ile görülen mental yetersizliklerin ve unutkanlıkların çoğu “demans” değildir. Bu, çoğu fizyolojik semptomların sadece dar bir kısmı demanstır; daha da ötesi demansın sadece daha da dar bir kısmı Alzheimer hastalığı olarak tanılanır.

Hâlbuki ilaç yazma ve satma pratiğinde tüm hafif unutkanlığı olan yaşlılar Alzheimer olarak tanılanmakta “overdiagnosis” ve de gereksiz yere ilaç tedavisi başlanmaktadır.

Demek ki her yaşlılık belirtisi demans olmadığı gibi her demans da Alzheimer tipi demans değildir. Alzheimer, tüm fizyolojik yaşlılıklar içerisinde ancak yüzde 3-5 gibi bir oranda görülür, gerisi sadece ilaç firmalarının yalanıdır. Çünkü bu ilaçlar demans değil sadece Alzheimer tip demans ruhsatlıdır.

İkincisi, Alzheimer tipi demans tedavisinde kullanılan ilaçlar tedavide etkisizdir, her ne kadar ilaç firmaları iddia etse de, sizin de bildiğiniz gibi sadece pozitif çıkan bazı veriler ruhsatlandırma dosyasına konur ve negatifler çöpe gider.

(“data on the file”).

Hâlbuki gerçek böyle değildir, tecrübelerimden ve tek tük bağımsız literatürden anladığım şu ana kadar piyasaya çıkmış hiçbir Alzheimer ilacının hastalığı

a. iyileştirmediği,

b. geciktirmediği,

c. yaşam süresi ve kalitesine fayda etmediğidir. Yan etki konusu üzerinde hiç durmuyorum çünkü bu ilaçların kanıtlanmış birçok hayati yan etkisi zaten bulunmakta fakat hastalar yaşlı olduğu için göz ardı edilmektedir. Bu konu üzerimde ısrarla durmamın nedeni, kolesterol, depresyon, aşı ve arada güme giden HPV kampanyalarından sonra, bu ilaçların giderek ucuzladığı ve haklarında şüpheler oluştuğu için ilaç firmalarının çoğunun Alzheimer'i pompaladığı ve gelecek 10- 20 yıllık planlarında bu ilaçlardan (kendi deyimleri ile “block busters”) çok paralar kazanmayı hesapladığıdır.

Neden mi? Vademekum'unuzu (ilaç rehberi) açıp bu ilaçların fiyatlarına bakarsanız nedenini anlarsınız.

Tamamı devletçe geri ödemeye alınmış bu ilaçların aylık tedavi maliyetleri 100 - 600 TL arasında değişmektedir. (Exelon, Aricept, Ebixa, Memorix vb). Hatta bu fiyatlar da yetmemekte, doktorlar ve hastalar flaster vb formları gibi daha “hi-tech” ama daha pahalı, sonuçta bir etkinliği kanıtlanmamış formlarına yöneltilmektedir. Flaster olanların fiyatı sanırım 350 TL civarıdır. Bir diğer konu da, Alzheimer tanısı konsa bile, bunların sadece bir kısmı için ilaç ruhsatlıdır, hepsi için değil. Buna da firmaların Ankara ve FDA ayak oyunları ile "erken dönem Alzheimer belirtileri" denmiştir.

Mesela İngiltere'de, Demans testi ve nöro-psikolojik değerlendirme yapmadan hastalara Alzheimer ilacı verilemez. Bu tıbbi hatadır ve de devlet geri ödeme yapmaz. Ama Türkiye de herhangi bir hastanenin branşı uygun herhangi bir uzmanı tek imza ile Alzheimer ilaç raporu çıkarabilir. Ne bir test, ne bir takip, ne bir sorumluluk gerekir. Gene, bu ilaçların ileri demanslar ve Alzheimer’ in ileri tiplerinde de hiçbir işe yaramadığı bilinmesine rağmen, bedensel fonksiyonları tamamen gerilemiş, yatalak ve bakım hastalarına da bu ilaç verilmektedir, faydası sadece ilaç firmasına olduğunun bilinmesine rağmen. Pek çok bakım ve huzur evi ile evlerdeki yatalak hastalarda durum böyledir. Sonuç olarak, yaşlılık, elbette ki artan yaşlı nüfusu ve uzayan ömür gerçekleri ile ele alındığında önemli bir evredir, ama tıpkı çocuklarda olduğu gibi fizyolojik durumları ilaç firmalarınca sömürülmeye de adaydır.

Hâlbuki işin doğrusu, yaşlanmanın fizyolojik doğal bir süreç olarak kabul edilip ele alınması ve destekleyici, sosyal ve ekonomik yaşamın içinde kalıcı politikalar geliştirilmesi ve yaşlıların sağlıklı mutlu bireyler olarak yaşamlarının bu evresini geçirmeleri hedeflenmelidir.”
Gelelim neticeye

Bu mektubu her hekimin özellikle de nöroloji ve psikiyatri uzmanlarının okumalarını, görüşlerini bildirmelerini diliyor ve bekliyorum.