Yıllardır önümüze hep haritalar koyulur. Bu haritalarda her zaman Türkiye bölünmüştür.

Bu haritaların altındaki imzalara bakıldığında NATO’dan emekli ABD askerlerinin imzasını görürüz. 

Genelde Neo-Con’culardır. 

Uluslar arası konferanslarda genelde bu haritalar masaya konulur ve konuşmacı emekli emperyalist subaylar, Türkiye’yi de kaybedenler listesinin başına yerleştirirler.

Ardından aynı ekibe bağlı kalemler tetikçiliğe başlar.

Türkiye'nin gelecek planlarını bozacak ülke olarak İsrai’i ilan ederler.

İsrail olduğundan çok daha fazla şişirilerek halkı korkutmaya çalışırlar.

Eş zamanlı içeriden de propagandaya başlarlar.

Bilerek ya da bilmeyerek birçok siyasetçi, akademisyen, gazeteci ve işadamı bu oyuna alet olur.

Türkiye’nin ABD ile İsrailsiz bir hiç olduğunu söylemekten bile çekinmezler.

Daha ileri giderek sadece Siyonist propaganda yapmayıp, Neo-Con’cuların bölünme tezgâhlarına hizmet etmeye başlarlar.

ABD ve İsrail'in çıkarları doğrultusunda Türkiye için toplum mühendisliği bu lobiler aracılığı ile uygulamayla koyulurken, ‘bölünüyoruz’ sesleri de eş zamanlı yükselmeye başlar.

Yok ben bu güçlerin ülke üzerinde projesi yok demiyorum.

Yaşadığımız coğrafya emperyalizmin topyekun saldırısı altındadır.

Böyle bir durumda bizi rahat bırakmayacakları kesindir.

Ama önemli olan projelerinde ne denli başarılı olduklarıdır.

Bu projelere alet olmak yerine bizim ne gibi tedbirler almamız gerektiğini bilmek hepsinden önemlidir.

Örneğin genetik projeler…

GDO’lu ithal tohumlar hakkında değerlendirmelerde bulunan YÖK Başkanı Özcan’ı dinledik.

Dışarıdan alınan tohumların masumane olmadığını vurgulayan Özcan, endişesini dile getirdi.

ABD ve İsrail'in ürettiği GDO'lu domateslerle 20 yıl içinde bir milleti yok edebileceğini belirten Özcan’a tek destek ise Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nden geldi.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer yaptığı açıklamada, YÖK Başkanı Özcan’ın açıklamalarını isabetli bulduğunu belirterek, Türkiye’nin GDO’lu ürünleri ithal ettiğini duyurdu. Özer’in bu yıl çıkarttığı “Deccal tabakta” kitabını da inceleme fırsatı buldum. Gıdalarımız üzerinde oynanan kirli oyunu ve bu oyunun soğukkanlı deccalî oyuncularını deşifre ediyor. İnsanlığın en ivedi ve hayati meselesi olan gıda emperyalizmini, Allah’ın yarattığı tertemiz gıdalarımızın nasıl kirletildiğini mercek altına alıyor. Umudu da hiçbir zaman elden bırakmayarak okuyucuya ‘ gerçek kurtuluş’ reçeteleri veriyor. İşte Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Korku yayıp kaos çıkaranlara değil, gerçeği gösterip çözümü sunanlara… (klasgazete.com)