Son Dakika
Cuma, 3 Nisan 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Neden bu kadar hastayız? Doç Dr Kemal Yeşilçimen
Her yer hasta dolu. Hastaneler, trafik, medya, sokaklar… Bedensel, ruhsal, sosyal, zihinsel hastalıklar ve hasta sayısı giderek artıyor. Her yerden hasta ve hastalık fışkırıyor.

 Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre hasta sayısı rekor kırıyor. Bir yılda 700 milyon muayene sayısı ne demek?

Hastane, doktor ve yatak sayısı artmasına rağmen, azalması gereken hasta sayısı giderek artıyor. Bu kadar hastaya ne hastane ne doktor ve ne de ilaç yetişir.

Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma daha kolay ve ucuzken hastalanıp tedavi olmanın mantığını anlamak zor.

Batı ülkelerinde bu saçmalıkları önleyecek, ' Önleyici kardiyoloji, Önleyici tıp' bilim dalı ve uzmanları var. Halk sağlığı enstitüleri ve fakülteleri var.

Görevleri toplumu hastalıklardan korumak. Koruyucu önleyici bilim dalı bizde yok. Toplum hastalıklar karşısında savunmasız. İlginç değil mi?

Son 9 yılda hastalık harcamaları 8 kat artan bir toplum sağlıklı değildir.

Ölümlerin % 86’sı önlenebilir nedenlere bağlı yani pisipisine ölüyor. Günümüzün küresel sağlık anlayışı ; elinde çekiç olanın herkesi çivi olarak gördüğü gibi, herkesi hasta olarak görüyor.

Sağlıktaki sakatlık, hastalıkları azdıran yaşam tarzında ve hastalıkları tedavi etme numarasıyla sağlığı dev bir sektöre dönüştüren küresel sağlık anlayışında.

Böyle bir ortamda hangi yöntemi kullanırsanız kullanın bu hastalık üreten sistemden sağlık çıkmaz. Neden mi? Bir kere daha anlatalım.

Bugünün küresel sağlık sisteminin amacı :

Hastalanan, kirlenen balıkları temizleyip yine aynı hasta eden kirli akvaryuma atmak.

Peki tartışılan ne? Tartışılan şu: hasta balıkları 1000 euro’luk stentle mi yıkayalım, yoksa SGK, suni kalp cihazı için hasta başına 400.000 euro’mu ödesin?

Her iki yöntem de, ne ölümü önlüyor ne de hastalığı.

Peki hastalığı önleyen, ölüm oranını azaltan daha kolay ve ucuz yöntemler yok mu?

Tabii ki var: Ayda 5-10 euro ile hipertansiyonu ve damar sertliğini kontrol edebilir, buna bağlı hastalıkları önleyebilir, ölümleri azaltabilirsiniz.

Çok zengin ülke olduğumuz için bu ucuz ve kolay yöntemler sosyetemizi bozuyor.

Nerede yanlış yapıyoruz? Eksik olan nedir? Ne yapmalıyız?

Hastalıklara değil, sağlığı korumaya ve hastalıkları önlemeye kafa yormalıyız.

Zengin ülkeler bile hastalıkları önlemek için uğraşırken biz ne yapıyoruz?

Sağlıklı nesil yetiştirmek, okul kantinlerinde sağlığa zararlı şeyleri yasaklamak ve beden eğitimi derslerine önem vermekle başlar. Sağlıklı yaşam kılavuzu ders olarak okutulmalıdır. Medyada bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlığa zararlı reklam ve mesajların yasaklanması ve sağlık bilinci verilmesi gerekiyor. Sağlık bilinci yerine, hastalık bilinci aşılanıyor. Teknolojik rüyalarla ve sihirli (!) gıdalarla otlarla toplum büyüleniyor. Gündem fındık fıstıkla işgal ediliyor. Fındığı tek tek mi yoksa avuçla mı yiyelim? Geçen yıl keten tohumu moda idi. Sağlık mehdilerimiz şimdi de inciri keşfetti. Kanseri tedavisinde son teknoloji en pahalı aletler hizmetinizde. Yeter ki kanser olun gerisini dert etmeyin. Sihirli gıdalarla ve teknolojik rüyalarla uyutulan zavallı bir toplumun içler acısı hali. Medyada uzmandan geçilmiyor ama ne dedikleri belli değil. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Kolesterol, ekmek, meyva, bal, et… ne yiyeceğiz, ne yapacağız bilen var mı? Vah zavallı halkım.

Derelere akıtılan zehirler, içme suyumuza karışan kanalizasyon suları, yemyeşil çevreye atılan, toprağa gömülen kimyasal atıklar, filtresiz bacalardan ve egzos gazından üstümüze çöken zehirli dumanlar… Tarım bakanlığı sürekli sağlığa zararlı gıdaların listesini yayınlıyor. İşimiz gücümüz yok bunları biz mi kontrol edeceğiz. Sağlıklı bir ülkede havadan suya, gıdadan çevreye her şey temiz ve sağlıklı olur. Biz devlete bunun için vergi ödüyoruz. Çünkü kendimizin yapması çözüm değildir, mümkün de değildir. Bakınız anayasanın 56. Maddesi ne diyor :

Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması : Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

Tweeter, facebook gibi küresel şirketlerin haklarını koruyan Sayın Başkanının, sigaradan alkole, koladan fastfooda bizi hasta eden küresel şirketlerin sağlığımızı bozan faaliyetlerinin anayasaya aykırılığı konusunda bir itirazını duydunuz mu?

İçinde yaşadığımız ortamı temiz tutmak ve temizlemek gerekirken, içinde yaşayan balıkları önce temizlemek, detokslamak ve sonra tekrar kirli akvaryuma atmak ve tekrar detokslamak… Detoks, pozitif enerji masalları, mucize bitkiler ve sihirli gıdalarla uyutmak, sağlıklı yaşama hakkını paraya çevirmenin en kestirme yolu. Moda olan küresel sağlık anlayışı bu. Çünkü sistemin temeli, bizi önce hasta etmeye ve sonra da güya tedavi etme numarasıyla cebimizi boşaltmaya dayanıyor.

Her taraftan zehir akarken, detoks yaptırmanın faydası kime?

Soluduğumuz hava zehir, yediğimiz içtiğimiz herşey sağlığa zararlı katkı maddesi içeriyor. Her taraftan zehir akarken, detoks yaptırmanın faydası kime? Zehirlenmeden yaşamak mümkün değil mi? Balıkları tek tek detokslamak yerine, sağlık ve hayatımızı kirleten bu akvaryumu detokslamak ve akıllı filtreler takmak aklın ve bilimin gereği değil mi? Bu soruları sormak negatif enerji yüklemek oluyormuş. Pozitif enerji yüklemenin yolu ise basit: Hastalık üreten akvaryumu görmezlikten gelecek ve bu kirlenmiş akvaryumda yaşamaya devam edeceksiniz. Her balık kendini detoks ettirecek, tabii parası varsa. Küresel köyün kavalcıları böyle söylüyor.

Peki sonuç ne?

1923 yılı hekim sayısı : 554

1960 yılı hekim sayısı :9826

2011 yılı hekim sayısı :120.000

2023 yılı hedefi : 300.000

100.000 doktor ithal edilecek. Herkese bir doktor olsa ne yazar?

Günümüz de herkes sonuçlarla uğraşıyor.

Çünkü sonuçlarlarla uğraşmak karlı bir iş, altın yumurtlayan trilyon dolarlık dev bir sektör. Hastalık üreten yaşam tarzının sebeplerini ortadan kaldırmak ise, altın yumurtlayan tavuğu kesmek. Hipertansiyon, şişmanlık, şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı, kalp krizi sonuçtur. Bu sonuçlara yol açan sebepler ne olacak?

Bilim; sebep - sonuç ilişkisi kuran disiplinin adı ise, kötü kader gibi yakamıza yapışan sonuçları önlemenin yolu, sebepleri önlemekten geçer. Kaynaklarımızı kuyruğu peşinde dolanan kedi gibi, bitmek bilmeyen sonuçların peşinde koşarak çarçur ediyoruz. Demek ki bilimin sadece lafını ediyoruz. Hayata yansıyan sadece cehalet.  Son 22 yılda % 1000 artan şeker hastalığını önlemeyi akıl edemediğimiz için her yıl 4 milyar doları şekerle ilgili hastalıklara harcıyoruz. Çünkü kilosu 5 TL olan tulumba tatlısını yiyenler GDO’lu mısır şekeri ne bilmiyor. Kaldırımlar dahil her yer tatlıcı, kafe, restoran doldu. Fastfood restoranları dolup taşıyor. TV’ler yemek programından geçilmiyor, herkes aşçı oldu. Bunca hastalık, felaket, ızdırap ve ölüm kendi eserimiz.

Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir(Şura suresi - 30).

Harcanan paraya rağmen, halkımız daha sağlıklı değil.

Sağlık savaşında hastalıklara harcanan para, son yıllarda kat kat artmasına rağmen, halkımız eskisinden daha sağlıklı değil. Hatta giderek daha hasta bir topluma dönüşüyor. Sigara - alkol ve diğer risk faktörlerine harcanan para, sağlığa harcanan parayı geçiyor. Yani kendimizi hasta etmek için harcadığımız para, güya tedavi için harcadığımız paradan daha fazla. Ayağımıza kurşun sıkıyoruz buna da özgürlük diyoruz. ‘Paramla rezil oldum’ deyimi sadece bizim dilimizde var. Şimdi bir de ‘paramla hasta oldum’ deyimi dilimize yerleşiyor. ‘Sağlam gittim hasta çıktım’ gibi. Harcamalar topluma irade, akıl ve sağlık olarak geri dönmüyor.

Sebepleri yok etmek yerine kaynakları sonuçlara harcıyoruz.

Bu yüzden ne dev hastaneler, ne sağlığa harcanan milyarlar sağlığı korumuyor. Hastalıklar hızla artıyor. Önleyici Kardiyoloji, Önleyici Tıp ve Halk Sağlığı Fakülteleri bizde neden yok? Hastalıklar önlenirse hastalıktan beslenen sistem çöker, bu yüzden her şey hasta olup tedavi olmamız üzerine kurulu.

Her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni.

İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, ‘şunu yiyin, bunu yapmayın’ türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlık ve hayatımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor.

Sağlık ve hayatımızı kirleten akvaryumda debelenip duruyoruz.

Akvaryumu kirleten kanalları yok etmeden ve akvaryumu temizleyen akıllı filtreler takmadan sağlıklı bir hayata geçmek mümkün değil. Küresel sağlık anlayışı ise akvaryumla ilgilenmiyor, sadece hasta balıklara moral ve akıl veriyor. Beyinlere kazınan şu: Hasta olmaktan korkma, geç kalmaktan kork ve akıllı ol. Akıllı hasta nasıl olunur?

Hastalıklar ve sağlık harcamalarının birlikte artması yüzünden, sektör giderek dev bir pazara dönüşüyor. Bu trilyon dolarlık sektörün başarısı için, herkes senaryoda verilen rolleri çok iyi oynuyor, kimse bindiği dalı kesmek istemiyor. Sektörün büyümesi gelişeceği yönü de belirliyor : Getirisi olan sonuçlar. Götürüsü olan sebepler ne olacak? Bu sorular sektörün yönlendirdiği bilim dünyasını aşıyor.

Kıt kaynaklarımızı, sebepleri önlemek yerine bitmek bilmeyen hastalıklara saçıp savurarak çarçur ediyoruz. Bu kadar harcamaya karşılık sağlıklı bir toplum olsak 'helal olsun' diyeceğiz ama diyemiyoruz. Hastaların kanı, canı, gözyaşı birilerinin cebine para olarak akmaya devam ediyor. Hastalıklarla uğraşmaktan bu çelişkiyi idrak edemiyoruz. Bu hayati sorunda, far karşısında donup kalan tavşan gibi aptallaşan bilim ve aydın dünyamız, bu çelişkiyi ne zaman tartışacak?

‘Bırakınız hastla olsunlar’ anlayışı, küresel sağlık sisteminin temel şifresi.

İşte bu hastalık üreten bataklığı göz ardı ederek para getiren hastalıklarla uğraşan ‘bırakınız hasta olsunlar’ anlayışı, küresel sağlık sisteminin temel şifresidir. ‘Erken teşhis hayat kurtarır’ kampanyaları, hastalıkların önlenmesi konusunda yapılmaz. Önlerseniz bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. Halbuki erken teşhis kampanyaları sonrası, tedavisi gereken dev bir hasta potansiyeli keşfedilir. Bu kaynak kurudukça sulanır, büyüdükçe budanır. Bu zengin maden yatağı ilaç, teknoloji ve hizmet sektörü için piyangodan çıkan büyük ikramiyedir. Satışlarda patlama yaşanır. Böylece sektör yeni bir kampanya için gerekli enerjiyi fazlasıyla toplamış olur. Bir taraftan hastalık üreten yaşam tarzının pompalanması, diğer taraftan hasta edilen bu verimli madenlerin işletilmesi küresel sistemin yaşam kaynağıdır.

Hastalıkların önlenmesine yönelik kampanyalar sektör için zararlıdır.

Çünkü hastalıkların önlenmesine harcanan her kuruş hasta sayısını azalttığı için, hastalık madenlerinin işlenmesiyle büyüyen bu dev sektör çöker. Bu yüzden perde arkasından küresel şirketlerin desteklediği hastalık kampanyaları, hastalardan oluşan pastayı küçültmeye değil, büyütmeye yöneliktir. İşlemek için hastalık madenlerini önce keşfetmek gerekir. Sağlamlara ise satılık hastalıklar pazarlanır : seç, beğen, al. Performans için hastalık satmak moda. Herkesin elinde torba torba ilaçlar, çekap tahlilleri, MR ve tomografi filmleri, dev hastaneleri tavaf ediyor. Bu moda hepimizi hasta ediyor.

Öte yandan her yıl 100 bin vatandaşımız erken yaşta sigaradan ölüyor. Sigara kalp ve damarların en büyük düşmanı. Önlenebilir ölümlerin yarısından sorumlu. Ölümse ölüm, terörse terör. Böyle bir terör karşısında Anayasa mahkemesi Başkanı, insan hakları ve özgürlük şampiyonları ne diyor acaba? Hastalık lobisi, arkasına yandaşlarını da alarak bu terör faaliyetlerini özgürlük maskesiyle pazarlıyor. Neymiş? Sigaranın çoğu vergiymiş. Sigara ve alkolün yol açtığı hastalıkları para olmadan nasıl tedavi edeceksiniz? Alınan vergi zararın onda birini bile karşılamıyor. Cinayete yol açan cezasını çeker. Sigara içimini, sigaraya bağlı hastalık ve ölümleri azaltmak ve hastalık harcamalarını karşılamak için yapılan sigara zamları karşısında hastalık lobisi, Kuzey Irak’tan 6 milyar liralık kaçak sigara sokarak hastalık harcamalarına gitmesi gereken parayı çalıyor.

Son 10 yılda kanserli hasta sayısı 6 kat arttı. Sağlıksız yaşam tarzı, çevre kirliliği,  sigara ve alkol nedeniyle her yıl 150 bin kişi kanser olmakta. Nefes darlığına yol açan ilerleyici akciğer hastalığı sigarayla mücadeleye rağmen çevre kirliliği nedeniyle hızla artıyor. 6 milyona ulaştı. Şişman insan sayısı son 10 yılda 2 kat arttı. 5,5 milyondan 11 milyona çıktı. Tip 2 şeker hastalığı 1990’da 1 milyon iken şimdi 10 milyonu geçti. Erişkin nüfusun 17 milyonu yüksek tansiyonlu. Üçte ikisi habersiz. Haberi olan doktora gitmiyor, gidenler ilacını almıyor, ilacını alanlarda başarı oranı ise % 20. Çok kolay tedavileri bile başaramazsak, hipertansiyonun doğurduğu daha zor hastalıkları nasıl önleyeceğiz?

Çözüm : hastalık üreten sistemi değiştirmek

Millet olarak bilimsel ve akademik yöntemleri kullanmayı hem bilmiyoruz, hem de sevmiyoruz. Sorunları çözecek sistemler ve kurumlar kurmak bizim idrak sınırlarımızın ötesinde. Futboldan bilime her konuda bireysel çözümler peşinde koşuyoruz. Hasta ol, sonra hastaneye doktora git. Veya asansörü ilk 3 katta yasakla. Elde büyüteç aldığın gıdanın içindeki katkı maddelerine bak, sağlıklı gıda ara. Pencereye çık, işin yoksa sokak sütçüsünü bekle. Aldığın eti didikle, peyniri tereyağını kokla sahtemi değil mi anlarsın belki. Spor salonuna abone ol veya koşu bandı al… Bunlar kısır çözümler. Bilim, teknoloji, akademiler, üniversiteler, kurumlar ne işe yarıyor? Bunlara niye avuç avuç para veriyoruz. Bunları organize eden bir sistem kurmak çok mu zor?

Adamlar koyunlara kalp hızına duyarlı çip takmış, vahşi hayvan görünce korkudan kalp hızı artıyor, çobanına kurtar beni diye mesaj atıyor. Tehlike anında, takılan çipten otomatik olarak çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan bir dünyada, insanımızı koruyan benzer bir sistemi kurmak zorundayız. Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer’i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor. Akvaryumu kim, nasıl temiz tutacak?

Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temiz tutma görevini kim yapacaktır? Halk Sağlığı Kurumu, Milli Sağlık Enstitüsü ve zihinsel kirlenmeyi önleyen yapılar, bu görevi başarmak için kurulmuş bilimsel ve akademik yapılar olmalıdır. Food Drug Administration (gıda ve ilaç takip merkezi) benzeri vesayet altına girmeyen bir kurumumuz maalesef yok. Varsa bunca kirlilik, bunca hastalık neden? FDA, küresel şirketlerin vesayeti altına girdiği için görevini tam olarak icra edemiyor. Böyle bir kuruma Medya takibi de eklenmelidir. Medyadan kasıt, sadece yaşadığımız ortamın temiz ve sağlıklı olması yani hava, su, toprak, temiz çevre, trafik, egzos takibi değildir. Medyada zihinsel kirlenmeye yol açan sağlığı bozan reklamlar, diziler, algımızı ele geçirmeye çalışan beyin yıkamalar önlenmelidir. Özgürlüğün önündeki en büyük engel, zihinsel esaret. Bütün bunları başaracak olan akademik kurumun adı GIDA, İLAÇ, MEDYA (GİM) takip merkezidir. Bu kurumların amacı, bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlık, yöntemi de bilim ve teknoloji olmalıdır. Hastalıktan beslenen küresel iradenin muhalefetini kırmanın yolu, anayasal güvence altına alınan sağlık ve bilimdir.

Hastalık faturasını, riskleri alan ve satanlar ödemeli

Önleyici kardiyolojiden başka Batı’da halk sağlığını koruma enstitüleri de var. İngiltere’de sağlık idaresi, sigara içen, alkol kullanan ve şişman insanların hastalandıklarında sağlık harcamalarını sosyal güvenlik kuruluşları karşılamayacak dedi. Büyük tepkilere yol açtı. Mantık şuydu: Sağlığına dikkat etmeyenlerin sağlık harcamaları edenlere göre kat kat fazlaydı. Sağlığına dikkat edenler, etmeyenlerin harcamalarını sübvanse etmek istemiyordu. Bu çelişki hukuka aykırıydı. Faturayı riskleri alan ve satanların ödemesi gerekiyordu. Ucuz alkol ve sigaranın faturasını içmeyenler niye ödesin?

ABD’de sigara şirketleri 1999’da hastalık masrafları için 25 yılda 246 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Şimdi kuzu kuzu ödüyorlar. Kanada’nın Quebec eyaleti sigara üreticisi şirketlere 58 milyar $’lık dava açtı. Eyalet yönetimi sağlık harcamalarını hasta edenlerden tahsil edecek. Sırada diğer eyaletler var. Dev sigara tekelleri ise, gelişmekte olan ülkelerde sorunu küçük paralarla çözerken,  geri kalmış ülkelerde tazminat konusu gündeme bile gelmiyor. Peki biz ne yapıyoruz?

Asıl Da Vinci’nin şifresi bu:

Önce hasta et sonra cebini boşalt. Yaşam tarzı bizim bilinçli tercihimiz değil, küresel planın eseri. İrademiz önce bağımlı yapılıyor, sonra da yaşam koçları, diyetisyenler, çeşit çeşit uzmanlarla göstermelik özgürlük formülleri parayla satılıyor. Önce bağımlı hayatın modern köleleri oluyoruz, sonra da parası olanlara kısmi özgürlük veriliyor. Parası olanlar için yüzme havuzları, tenis kortları, koşu bantları, organik gıdalar, mucize bitkiler, duvarlar arkasında lüks yaşam. Çağdaş köleliye dönüşen hayatın kontrolü piyasa tanrısının vicdansız kurallarına geçiyor. En küçük ayrıntısına kadar planlanan ve dayatılan böyle bir dünyada biz kimin hayatını yaşıyoruz? Kaybolan sağlık ve hayatımız nerede?

Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar. Asıl Da Vinci’nin şifresi bu. Çözün artık.  Huang Dee : Nai Ching (MÖ. 2600 Çin’in ilk Tıp kitabı)

www.aciamagercek.com

KAYNAKLAR

1. Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap
2.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1180238&title=400-bin-euroluk-yapay-kalbin-bedelini-artik-devlet-odeyecek
3.
http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/dis-haberler/tr-hastalklarn-maliyeti-47-trilyon-dolar-bulacak-1-76-37482.html
4. Yılda 372 bin kişi pisi pisine ölüyor.
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/07/24/gun101.html
5. Böbrek hastalığında dünya şampiyonuyuz. http://bizimsaglik.com
6. Sigaraya yılda 15 milyar dolar harcıyoruz.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25101255/ 7. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/kategorisiz/tr-akilli-hasta-nasil-olunur-1-666-5088.html
8.
http://www.sdplatform.com/Haberler/Haberler/2510/Vaskuler-Risk-Calismasinin-sonuclari-aciklandi.aspx
9. Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal kalp sağlığı raporu – 2007
http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=432
10.
http://www.medimagazin.com.tr/medimagazin/tr-kardiyologlar-istanbul8217da-toplandi-676-405-6680.html
11.
http://www.medimagazin.com.tr/hekim/sgk/tr-saglik-harcamalari-9-yilda-8-kat-artti-2-18-34892.html
12.
http://gundem.milliyet.com.tr/kanada-da-58-milyar-lik-sigara-davasi/gundem/gundemdetay/09.06.2012/1551346/default.htm
13.
http://www.sagliktagundem.com/haber/turkiye_de_sismanlik_ve_diyabet_alarmi.htm

16.01.2015 Bu yazi 3723 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri