Son Dakika
Cuma, 21 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Monsanto'nun yağmalarla dolu 50 yılının kısa hikayesi
GDO’lu gıda hayatımızın her köşesine yavaş yavaş nüfuz ettirilmeye çalışılıyor. Kamuyounun bu konuda net bir karşı çıkışı olduğu bilinmesine rağmen GDO’lu gıdalara ithalat izinleri hızla ve eksiksiz veriliyor. Halk sağlığı ve bizden sonraki kuşakların “temiz ve doğal gıda” hakları yerine şirketlerin kazanacağı paraların hesapları yapılıyor. Yine de toplumun GDO konusuna olan tepkisi giderek büyüyor. Çocuğuna “ne idüğü belirsiz”, “canavar” gıda yedirmek istemeyen anneler, tehlikenin büyüklüğünün farkında olan tüketiciler, doğanın ya da “Yaradan’ın işine” karışılmaması gerektiğini savunanlar, doğal tarım ve gıdanın “sürdürülebilir bir gelecek” için tek yol olduğunu bilenler örgütleniyor, GDO’ya karşı seslerini yükseltiyor.

Monsanto: Skandallarla dolu 50 yıl (1. 2. bölüm)

Geçmişin kimya devi Monsanto bugün GDO’da dünya lideri ve tohum üreticilerinin önde gelenlerinden biri.

Amerikan gıda endüstrisi devi Monsanto’nun 13 Şubat’ta herbisit’ten (ot “ilacı”) zehirlenen Charente’lı küçük bir çiftçinin kendisine karşı açtığı davada suçlu bulunması, Fransa’da bir ilki temsil ediyor. Ama çokuluslu devin sicili zaten kabarık, Fransa’daki bu karar da şirketin yüzyıla yaklaşan tarihinde küçük bir olaydan ibaret.

PCB, Turuncu Madde, dioksin, GDO’lu ürünler, aspartam, büyüme hormonları, herbisit (Lasso ve Roundup)….Monstanto’ya servet kazandıran bu ürünlerin isimleri skandallarla ve bazen yasaklanmalarıyla sonuçlanan hukuki süreçlerle lekelenmiş durumda. Ama bugüne kadar hiç bir şey, biyogenetik alanında faaliyet gösteren bu eski kimya devinin karşı konulmaz yükselişine engel olamadı ve lobi faaliyetlerinde uzmanlaşmış bu firmayı alt edemedi… İşte aynı suçları defalarca işlemiş bir çokuluslunun portresi…

Bir Kimya Devi….Patlayan Cinsten!


Monsanto 1901’de Saint Louis’de küçük bir sakarin üreticisi olarak kuruldu ve zamanla dünyanın en büyük tohum üreticilerinden biri haline geldi. Şirketin adı son 60 yıldır türlü olaylarla sürekli gündemde.

İkinci Dünya Savaşının ertesinde Monsanto’nun Teksas’taki plastik fabrikasında nitratla dolu bir Fransız kargosu yüzünden meydana gelen patlamanın 500 kişinin canına mal olması, kimya endüstrisi tarihinin ilk felaketlerden birisiydi.

Bundan iki yıl sonra alev alma sırası şirkete ait bir başka nitrat fabrikasına gelmişti. Virjinya’daki bu yangında, şirketin sorumluluğu kabul edildi. Albert-Londra ödülü sahibi Marie Monique Robin’in çektiği Monsanto’ya Göre Dünya adlı belgeselde, bu olayda iki yüzden fazla işçinin klorakne denen, az görülen ve çok bir ağır bir deri hastalığına yakalandığı belirtiliyor.

Bu kaza şirketin ana ürünü herbisit 2,4,5-T‘nin yüksek seviyede dioksin içerdiğini ortaya çıkardı. Dioksin, son derece zehirli ve kanserojen maddelerden oluşan, bileşim itibari ile PCB’ye benzeyen bir madde.

Dioksinin olası zararlarını ortaya koyan ilk çalışma 1938’den beri biliniyordu, yine de Monsanto, bu maddeyi satmaya 1970’lerde ürün yasaklanana kadar, yani neredeyse 40 yıl boyunca devam etti.

1934 ve 2000 yılları arasında Virjinya’da bir nitrat fabrikası işleten Monsanto, 2007 yılında şehirde yaşayan kanser hastası 77 kişi tarafından, fabrikanın bulunduğu bölgeye yasaya aykırı olarak dioksin bulaştırdığı gerekçesiyle mahkemeye verildi.

PCB: Bir Utanç Davası

Anniston, Alabama’da bulunan Monsanto fabrikası

2001 yılında Anniston Alabama’da yaşayan 3600 kişi Monsanto’ya PCB kirliliği suçlaması ile dava açtı. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın halka açıklanan raporuna göre, Monsanto, 40 yıl boyunca şehrin göbeğindeki suyoluna ve çöplüğe tonlarca zehirli atık bıraktı.

Washington Post gazetesinin haberi bu konuda örnek teşkil ediyor:

‘Monsanto’nun binlerce sayfalık -çoğu çok gizli: okuyun ve yok edin- şeklinde kaşelenmiş-belgeleri çokuluslu şirketin on yıllardır yaptıklarının bilincinde olduğunu ve bunu sakladığını gösteriyor. 1966’da, fabrika sorumluları, atıkların bırakıldığı akarsuda yüzen balıkların sanki canlı canlı haşlanmışlar gibi, kan işeyerek ve derilerini tamamen kaybederek 10 saniye içinde öldüğünü fark etmişlerdi. Ama bunu kimseye söylemediler’.

1975 yılında, Monsanto tarafından yürütülen bir araştırma, PCB’nin farelerde tümör oluşumunu tetiklediğini ortaya koydu. Çokuluslu şirket, bu araştırma sonuçlarındaki ‘az oranda tümör oluşturma potansiyeline sahip’ ifadesini ‘kanserojen olduğu gözlenmemiştir’ ifadesiyle değiştirdi.  ‘Bir dolar bile kaybedemeyiz’ diye bitiyordu Washington Post tarafından ele geçirilen şirket notlarından biri. Sonunda Monsanto, 2002 yılında, Anniston bölgesini ve orada yaşayanların kanını PCB ile zehirlemekten suçlu bulundu. Şirket, zararları tazmin etmek için 700 milyon dolar ödemeye ve şehrin temizlenmesi için çalışmaya mahkûm edildi.

The Guardian gazetesi 2007 yılının şubat ayında, agrokimya devinin 1965 ve 1972 yılları arasında İngiltere’nin birçok bölgesinde de aynı yöntemleri izlediğini ortaya çıkardı.  Gazetenin ele geçirdiği bir hükümet raporu, Galler bölgesindeki bir kazı sırasında toprakta turuncu madde, dioksin ve PCB gibi 67 ayrı maddeye rastlandığını gösteriyor.

Fransa’da PCB’nin üretimi ve kullanımı 1987’den beri yasak.

Turuncu Madde kurbanı olduğu öne sürülen 14 yaşında bir Vietnam’lı bir çocuk.

Turuncu Madde: Sessiz Zehir


Monsanto aynı dönemde, yani 1961 ve 1971 yılları arasında Turuncu Madde’yi üretiyordu. Turuncu Madde tehlikesi Nitrat fabrikasındaki patlamadan beri bilinen herbisit 2,4,5-T baz alınarak üretiliyordu. Ağaçların yapraklarını tamamen döken madde, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan uçakları tarafından Vietnam ormanlarını yok etmek için kullanılacaktı. Bunun etkileri bugün bile sürüyor: Vietnam’da sık rastlanan kanser vakaları, sakat doğumlar ve eski Amerikan askerlerinde görülen çeşitli sağlık sorunları.

1970’lerde Vietnam Gazileri, Turuncu Madde üreticilerine karşı toplu dava açtılar. Monsanto ve diğer 6 üretici firma zehirlenmelerin tazminatı için açılan davanın ana sanığıydı. 1987 yılında, 7 üretici, Amerikan askerlerinin zararlarını karşılamak için açılan fona 180 milyon dolar ödemeye mahkûm edildi. Monsanto dava sürecinde mahkemeye sunduğu bilimsel araştırmalarla, dioksin’e maruz kalmakla gazilerin muzdarip olduğu kanser vakaları arasında bağlantı olmadığını göstermeye ve davanın düşmesine çalıştı. Sonradan, 1990’ların başında, Nitrat fabrikasındaki patlamanın sonuçlarına dayanan bu araştırmaların taraflı olduğu ortaya çıkacaktı.

Bu bilimsel dolandırıcılık Ulusal Araştırma Konseyi tarafında da tescillenecekti: Monsanto araştırmalarında dioksine maruz kalan ve kalmayan insanlar arasındaki ayrımda yanlışlar yapmış ve istenen sonuçları elde etmek için verileri taraflı olarak değiştirmişti. Bu olay 1990’da Greenpeace ve Joe Thornton tarafından çekilen Satılık Bilim belgeselinde ele alındı.

Roundup Herbisiti  Zehirli mi?

Şirket 1975 yılında ’doğada çözünen’ ve ‘çevre için yararlı’ ifadeleriyle pazarladığı çok güçlü bir herbisit olan Roundup’ı piyasa sürdü. 1996 yılında New York savcısı Monsanto’yu 50 bin dolar ceza ödemeye ve bu yalan beyanları geri çekmeye mahkûm etti. Şirket 2007 Ocağında, bu kez Fransa’da 15 bin avro ödemeye mahkûm edildi.

Roundup şu anda dünyanın en çok satılan herbisit markası.

Buna karşılık, birçok araştırma ortak bir sonuca işaret ediyor: Monsanto’nun ana pestisiti-ve bunun etkin maddesi glyphosate, teratojen özelliğe sahiptir, yani fetüsün normal gelişimini engeller ve çeşitli anomalilere neden olur. Bu araştırmalardan bir tanesi 2010 sonunda Chemical Research in Toxiocology dergisinde yayınlandı. Araştırmaya göre etken maddesi glyphosate olan herbisite çok küçük dozlarda bile olsa direk olarak maruz kalan kurbağa embriyolarında büyüme bozuklukları gözlemleniyor.

Monsanto bu sonuçları reddetti ve internet sitesinden açıklama yaptı: ‘Glyphosate’ın yetişkin hayvanların üremesine zararlı etkisi yoktur ve glyphosate’a maruz kalan hayvanların yavrularında-çok yüksek dozlarda bile olsa- şekil ve büyüme bozukluğu görülmez’

13 Şubat 2012, Pazartesi günü, devlet konseyi raportörü, Monsanto’nun en önemli ürününe bir darbe daha indirdi: tarım bakanlığına en geç altı ay içinde ürünün zehirlilik oranının analiz edilmesi ve piyasaya sürülmesi için yeniden izin alınması yolunda talimat verdi

Herbisit Lasso : Satışı Yasaklandı

Herbisit (ot ilacı) kurbanı bir tahıl üreticisi olan Paul François, Monstanto’ya açtığı davayı 13 Şubatta kazandı.

Monsanto’nun diğer herbisit ürünü Lasso’yu hedef alan 13 Şubat kararı daha önemli. Fransız yargıçlar, bitki sağlığı ile ilgili ürünler imal eden şirketin, davacı Paul François’nın uğradığı zararı tamamen tazmin etmesine karar verdi. Çiftçi sadece yarım zamanlı çalışabiliyor çünkü kronik yorgunluk ve baş ağrılarından muzdarip. Doktorlara göre Lasso’yu soluduğu için çiftçinin merkezi sinir sisteminde hasar meydana gelmiş.

Monsanto ise karara karşı çıkıyor:  ‘Monsanto ürünleri, piyasadaki ürünler için belirlenen güvenlik standartlarına uygundur. Şirket bitki sağlığına yönelik ürünlerin güvenliği konusunda son derece titiz bir bilimsel değerlendirme sürecine sahiptir.’

Buna rağmen, ürün tehlikeli olduğu gerekçesiyle Kanada’da 1985, Belçika ve İngiltere’de 1992,  Fransa’da ise 2007 yılından beri yasaklanmış durumda (Ürün 31 Aralık 1968’de alınan izinle piyasaya sürülmüştü).

Büyüme Hormonları: Fox TV Skandalı

90’ların başında, Monsanto ilk biyoteknoloji ürününü piyasaya sundu: ineklerin süt verimini yüzde 20 oranında artıran ve genetik olarak oluşturulmuş bir hormon olan Posilac. Hormon mastit ve memelerde yangıya sebep olduğu için çiftçileri ineklerine antibiyotik vermek zorunda bırakıyor. Bu antibiyotikler de hayvanın sütüne bulaşıyor. Bu mucize ürün bugün dünyanın her yerinde yasak: ABD hariç.

Kanada’lı bir yönetmenin çektiği Şirket (The Corporation) isimli belgesel, 1997 yılında Monsanto’nun Prosilac’ın tehlikesini ortaya koyan bir araştırmayı yayınlamaması için Fox televizyonuna yaptığı baskıyı gözler önüne seriyor.  Bu olay aynı zamanda şirketin son derece saldırgan lobicilik faaliyetlerine de örnek teşkil ediyor: Fox TV araştırmayı örtbas etmekle yetinmedi, araştırmayı yapan kişileri de işten çıkardı.Genetiği Değiştirilmiş Kolza-Kanola Tarlası

GDO: Kafa Karıştıran Davalar

1995 ve 1997 arasında, üçü de Roundup herbisitine dirençli, genetiği değiştirilmiş Roundup Ready isimli soya, şalgam ve pamuk tohumları piyasaya sürülmek üzere izin aldı.

Glyphosate (Roundup adıyla pazarlanan) maddesi üzerinde geçerliliğini yitirmiş bir patent sahibi olan firma, bugün strateji değiştirmeye karar verdi ve canlı organizmaların patentlerini almaya başladı. Bugün gezegende bulunan GDO’ların yüzde doksanını üretiyor.

Firma bu tekel denebilecek oluşumu ne pahasına olursa olsun korumaya kararlı. Monsanto, 2000’li yıllarda yüzlerce çiftçiyi patentli ürünlerini haksız yollarla kullanmakla –yani tohumları ekmekle- suçlayarak mahkemeye verdi.

Monsanto bazı tohumlar üzerinde telif hakkına sahip olduğunu iddia ediyor. Ama bu kendisinin de biyolojik korsanlıkla suçlanmasına engel değil. Ağustos 2011’de Hindistan Biyolojik Çeşitlilik otoriteleri, yerel tohumları izin almadan kullanarak BT-Brinjal adlı bir patlıcan tohumu ürettiği için firmayı mahkemeye verme kararı aldı.

Şirket aleyhine bir başka karar, bu kez ABD’den geldi.  Monsanto 2010 yılında izinsiz olarak Genetiği değiştirilmiş pamuk sattığı için 2,5 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti.  Ulusal Çevre Ajansı(EPA) firmayı Teksas’ın bazı bölgelerinde pamuk tohumları satmakla suçluyor. Bu tohumların satışı pestisitlere dayanıklı olduklarından korkulduğu için yasaklanmıştı.
Aspartam çok sayıda yiyecek maddesi ve ilaçta bulunuyor.

Aspartam: Yeni bir skandal mı geliyor?

Monsanto’nun internet sitesinden duyurduğu üzere, şirket 80’li ve 90’lı yıllarda önde gelen üreticilerinden olduğu aspartam maddesini 2000 yılından beri üretmiyor. Bununla birlikte dünyada en çok kullanılan tatlandırıcı olan bu maddenin ‘hiçbir hastalığa yol açmadığı’ konusundaki ısrarını sürdürüyor.

Fakat son araştırmalar bu ürünü tüketen kadınlarda erken doğum riskinin ciddi şekilde artığına dair deliller ortaya koydu.

Avrupa Birliği gıda güvenliğinden sorumlu otoriteler aspartam maddesinin 2012 yılında yeniden ve eksiksiz bir güvenlik taramasından geçmesini istediler.

* * *

Şirketin Fransa ayağının kurumsal işler müdürü Yann Fichet, Monsanto’nun sansasyon yaratmak isteyen kişiler için çok çekici bir isim haline geldiğini belirtti.

Şirket kötü şöhretini internet sitesinden duyurduğu etik kuralları yardımıyla unutturmaya çalışıyor: ‘Dürüstlük’, ‘Diyalog’, ‘Şeffaflık’, ‘Paylaşım’, ‘Fayda’ ve ‘Saygı’.

Monsanto, bu haberin yayınlandığı an itibariyle (16 Şubat) kendisiyle iletişime geçmek isteyen Le Monde gazetesine herhangi bir cevap vermiş değil.

Kaynak: Le Monde Tercüme: yesilgazete.org adına Tuğçe Tuğran, redaksiyon Durukan Dudu


12.03.2012 13:31:00 Bu haber 6731 defa okundu
Monsanto'nun yağmalarla dolu 50 yılının kısa hikayesi
Bu Monsanto firmasının zehir, yalan, skandal ve ölüm dolu 50 yılının kısa hikayesidir.
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri