Son Dakika
Cuma, 10 Nisan 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Mercimek üretimini planlayamayan bakanlığın adı değişse ne olur? Ali Ekber Yıldırım
Hükümette "üvey evlat" muamelesi gören, Uluslararası Para Fonu (IMF) talimatı ile destek bütçesi yüzde 10 kesilen, ödenek talepleri en son karşılanan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın adı Tarım ve Gıda Bakanlığı olarak değiştiriliyor.

Bakanlığın adı neden değiştiriliyor?

Hükümetin tarıma bakışında bir değişiklik olacaksa, tarımsal destekleme bütçesi yasada öngörüldüğü gibi gayri safi milli hasılanın en az yüzde 1'i olacaksa, tarımsal destekler zamanında ödenecekse, bakanlık hantal yapısından kurtarılarak  en azından tarımsal üretimi planlayabilecekse, hayvancılığı gelişme çağında boğmayacaksa varsın adı değiştirilsin. Ama kafalar değişmeyecekse, tarıma bakış açısı değişmeyecekse bakanlığın adı ne olursa olsun Türkiye, tarımsal potansiyelini değerlendiremez, bu sektörden ülkeye zenginlik üretemez.

Tarıma bakış açısından ülkeler iki gruba ayrılıyor. Birinci gruptaki ülkeler, tarımsal üretimini planlayan, üretim, tüketim ve dış ticaret politikasını bilinçli olarak belirleyen ve buna uygun destekleme politikası uygulayan, araştırma ve geliştirmeye kaynak ayıran, teknolojiyi kullanan, tarımsal sanayie önem veren, gerektiğinde yerli üreticisini, sanayicisini koruyan ve tarımdan zenginlik üretenler.

İkinci gruptaki ülkeler ise, tarımsal potansiyeli ne kadar yüksek olursa olsun, üretimini planlamaktan aciz, üretim, tüketim ve dış ticaret politikasını birtakım uluslararası kuruluşlara teslim etmiş, hedefi olmayan ve dikte edilen destekleme politikası ile tarımdan zenginlik üretmek bir yana tarımı yok etmek için uğraşanlar.

Türkiye ne yazık ki ikinci grup ülkelerden. Bakliyat sektöründe yaşanan gelişmeleri, üretici ülkelerdeki genel görünümü 2 Haziran'da yazdık. Diğer üretici ülkelerde bakliyat üretimi artarken, Türkiye'de üretim geriliyor. İhracat azalırken, ithalat artıyor. Neden?

Dünya bakliyat sektörünü çok yakından izleyen M. ., sektörün en önemli isimlerinden biri. M. . uzun yıllar Dünya Bakliyat Konfederasyonu Başkan Yardımcılığı yaptı. Mersin'deki üretim tesislerinin yanı sıra, Kanada'da 6, Amerika'da 1 ve Avustralya'da 1 olmak üzere bakliyat üreten 8 fabrikası var. M. A.'ı Kanada'ya, Amerika'ya sürükleyen  orada fabrika kurmaya iten nedenleri iyi analiz etmek gerekiyor. Türkiye'de yeterli miktarda bakliyat üretimi olsa, uygun fiyat avantajı ve istikrarlı bir piyasa olsa Mersin'den Kanada'ya gider miydi?

Mersin'de M. A.'la konuşurken Türkiye ile Kanada'da mercimek üretimi ve ticaretinin nasıl yapıldığını şöyle anlattı: "Türkiye'de mercimeği römorkla alıyoruz. Çiftçi ürünü römorka yükleyip getiriyor, teslim ettiğinde parasını peşin alıyor. Kanada'da ise üreticilerle sözleşme yapıyoruz. Çok güçlü üretici örgütleri var. Bu üretici örgütleri ekim döneminden önce sanayicilerle toplantılar yaparak 'bu sene ne düşünüyorsunuz' diye sorar. Bir anlamda talebi belirler. Sonra çiftçiler ile sanayiciler arasında üretim sözleşmesi imzalanır. Sanayici üretici ile diyelim ki 5 bin ton ürün almak üzere sözleşme imzalar. Sözleşmeye göre, sanayici bu ürünün en az  dörtte birini almak zorunda. Almazsa o sanayici üretici örgütleri tarafından kara listeye alınır. O bölgede veya ülkede bir daha ürün alması mümkün olmaz. Üretici örgütleri arasında çok iyi bir iletişim ağı var. Kara listeye girdiniz mi, bitersiniz.

Sözleşme sadece üreticiyi değil, sanayiciyi de koruyor. Üretici yaptığı sözleşmeye uygun hareket etmezse, fiyat yükseldi diye sanayiciye ürün vermezse, bu kez sanayici yasal olarak üreticinin elindeki tarlayı alacak kadar güce sahip. Oradaki sözleşmeli üretim hem sanayiciyi hem de üreticiyi koruyor."

Kanada'da üreticinin ürününü satamama derdi yok. Devlet tarafından ciddi destekler veriliyor. Ayrıca, ürününü teminat göstererek çok düşük faizle kredi alabiliyor.

Türkiye'de ise üretim hacmi çok küçük. Üretici birkaç römork satarak hem geçimini hem üretimi sürdürmek istiyor. Böyle olunca dünyadaki gelişmeleri, tüketim eğilimlerini takip etmesi çok zor.

Her ülkenin lezzet ve damak tadı farklı. Bakliyat talep ederken  kendi damak tadına uygun türleri gözetiyor. Avrupalı tüketici konservede küçük taneli fasulyeyi tercih ediyor. İngiltere'nin her yıl 100 bin tonluk konservelik fasulyeye ihtiyacı var. İngilizler, piştiği zaman kabuk atmayan fasulye istiyor. Buna uygun üretim yaparsanız o pazarda yer alabilirsiniz. Ben, istediğim ürünü üretirim isteyen gelsin alsın dönemi geride kaldı. Pazardaki tüketici eğilimini izlemeden üretirseniz ürününüzü satamazsınız. Avrupa'ya ihracat yapacaksanız küçük taneli fasulye çeşidi üretmek zorundasınız.

Balkanlardaki tüketici iri boy ürünleri tercih ediyor. Ortadoğu ülkeleri daha orta boy ürün istiyor. Üretiminizi buna göre yönlendirmeniz gerekiyor.

Tüketici eğilimleri değişiyor. Bunları yakından izleyerek çeşit geliştirmeniz ve buna uygun üretim yapmanız lazım. Bu tarımın her alanında böyledir. Bunları yapamıyorsanız, bakanlığınızın adı ne olursa olsun tarımdan zenginlik üretemezsiniz. Tarlalarınız boş, çiftçileriniz aç kalır. Üretimi sürdüremez  duruma düşer ve dışarıya mahkum olursunuz.

09.06.2009 Bu yazi 5415 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri