Son Dakika
Cumartesi, 25 Mart 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Manifesto

 

"Maddeten temiz, manen sakıncasız"
 

M A N İ F E S T O

 

 İlk insandan bugüne, hayatımızın devamlılığını sağlayan temel unsur: Gıda!


İlk insanın beslenme alışkanlıkları ile binlerce yıl sonra bizlerin beslenme alışkanlıkları arasında -ürün çeşitliliği ve üretime katılan materyal bir kenara bırakılırsa- fazla bir fark olduğu söylenemez.
   


Önce ihtiyacı olan gıdaları üreten, sonra ürettiği gıdalardan tohumu ve fidanı ile hayatın devamlılığını sağlayan, son olarak da milletlere ayrıldıkça ticari bir araç haline gelen gıda; bugün sayılan işlevlerinden farklı olarak aynı zamanda uluslararası siyasetin ve küresel Kapitalizm’in elinde önemli ve tehlikeli bir silahtır.


Tarih kitapları yeryüzündeki savaşları sınıflandırırken, gânimet ve dinî gerekçelerle yapılan savaşlar, enerji savaşları (petrol) ve su savaşları olarak sınıflandırıyor.


Yaşadığımız yüzyıl, tarih boyunca savaşın her türüne şahitlik etti. Bugün ise, adına ‘gıda savaşları’ diyebileceğimiz bir savaş yaşanıyor. Herkesin gözü önünde yaşanan bu savaştan da anlaşılıyor ki; önümüzdeki yüzyıl ve yine öncelikle gıda savaşlarına sahne olacak.


Küresel Kapitalizm ve Emperyalizm insanlığın ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaçları tekelinde tutarak, ulusları egemenliği altına alıyor.


Önce yeraltı kaynakları, sonra yerüstü kaynakları, sonra vazgeçilmez temel ihtiyaçlarımızdan su ve gıda, uluslararası Kapitalizm’in ve Emperyalizm’in elinde mükemmel bir silaha dönüşüyor.


Her şey gözlerimizin önünde olup biterken; yaşananlara bu derece bîgâne kalmamızın kolayca izah etmek güç görünüyor.


Türkiye, ‘gıda güvenliği’ alanında sabıkalı bir ülke… Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere, sınırlarımız kontrol altına alınamıyor.


Ülkenin her köşesinde “merdiven altı üretim” yapılsa da; Türkiye’nin ekonomik kalbi konumundaki İstanbul, bu üretim biçimin merkezini oluşturuyor.  


Sözde modern yöntemlerle üretilen tarım ürünleri, alıcı ülke gümrüklerinden geri dönerken; iç pazarda arz-ı endam ediyor. Üstelik toplum bunu bir fırsat olarak görüyor.


Bilinçsiz kullanılan zirai ilaçlar, hormonlar, gümrüklerden elini kolunu sallayarak giren genetiği değiştirilmiş (GDO) ürünler, içeriğini ve menşeini bilmediğimiz ürünler Türkiye insanının yeni ve en büyük düşmanı.


Yakın zamana kadar kendi tarım üretiminde kendisine yetmenin dışında büyük tarım ürünleri ihracatçısı olan Türkiye, dağları, tepeleri bitmiş gibi en verimli tarım alanlarını yapılaşmaya açarak; köylerin ve köylünün ihtiyacını karşılamayarak onları şehirlere taşıyor. Bu arada işsizlik bir yana, hemen her türlü tarım ürününü ithal eden bir ülke haline getiriliyor.


İnsanıyla, inancıyla uğraşmaktan sanayileşmeyi beceremeyen, bilgiye değer vermeyen, hizmet sektörünün kıymetini anlamayan, finans merkezi olmayı başaramamış, enerji kaynaklarını yönetemeyen, yeraltı ve yer üstü değerlerini hebâ eden, insanına iş bulamayan, enerji dolu genç nüfusuna bilgi çağının fırsatlarını sunup katma değer üretemeyen bir ülkenin gıda güvenliğini önemsemesi beklenemez.

 

Önce nüfusun çokluğunu bahane ettiler. Daha sonra verimli arazilerin yerleşim alanı yapılması için şehirleşme modelleri erozyona uğratıldı. ‘Tarım alanlarının azlığı ve verimsizliği’ gibi bir safsata ile beyinler yıkandı.


Sanayi devrimi yalanıyla topraktan utandırılan, toprağı işlemek yerine kahvehanede oyun oynaması özendirilen halk kitleleri sanayi devriminin üzerlerine çökmesiyle, işsiz ve umutsuz bırakıldılar.

 

Uluslararası tröstler bugünler için vardı ve çöreklenmekte gecikmediler. Daha kolay üretim, daha fazla verim ve daha fazla kazanma uğruna, insan neslinin geleceğini tehdit altına alan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerle baş başa bırakıldık.


Bu sayede köyde-kentte yetişen ve doğal yöntemlerle elde edilen tohumlar ve ürünler yerine; laboratuar ortamında şekillendirilen, artık tohum vermeyen, görünümü aynı olsa da, tadı, kokusu, rengi, lezzeti ve dayanıklılığı aynı olmayan; tek kalıptan çıkmış, her mevsimde sofraları süsleyen bu daha dayanıklı ürünlerin insanlığın kâbusu olduğundan kuşku duymuyoruz.


Bu sayede artık ‘doğal’ olan, tarih olmuştur. Önüne gelen herkes ürününün ‘doğal’ olduğu iddiasındadır. Ancak artık doğal olan, yalan olanla eşitlenmiştir.


Materyalizmin kölesi gibi düşünüp hareket eden, inançlara, felsefî görüşlere, beslenme kültürlerine saygısız bir takım üreticilerin yanı sıra, bilgi ve endişeden yoksun yeni tip tüketiciler sayesinde doğal yapı bozulmuş; tarım ürünlerinden elde edilen ürünlerin menşei hakkında bilgi sahibi olamadığımız gibi doğru bilgiye erişmemizi engelleyen karmaşaya eklenen malum bürokrasi ve sorumsuz siyaset sayesinde, insan neslinin immun (savunma) sistemi zayıflatılmıştır.


Binlerce sağlıksız katkı maddesi ile tabiatı bozulan insanlık, bu yapay ve sakıncalı gıda endüstrisi sayesinde her gün hasta ve her günü hastane koridorlarında geçen ilaç maymunlarına dönüştürülmüştür.

 

İnsanlık , “kazan kazan” formülünün uygulandığı günümüz gıda ve sağlık endüstrisinden, kayıp üstüne kayıplar vermektedir. 


Bozuk yağlar, yağ gibi kaygan insan modeli, konserve tüketen prematüre insan tipi, paketlenmiş ürünler sayesinde ruhunu kaybetmiş "moda mankeni insanlar" elde etmek için ne gerekiyorsa yapılmıştır. Bu çabaya bugün de devam etmektedirler.


Yeni nesil sütü bilmiyor, ayran içmemiş, hoşafı-kompostoyu duymamış ancak içindeki sağlıksız, kalitesiz, güvensiz renklendirici, tatlandırıcıların yanı sıra tiryakilik uyandıran, katkılı, gazlı içecekler sayesinde adeta "hazzın ve lezzetin kölesi" haline getirilmiştir.  


Şairin tabiriyle ‘aşı zehirle pişmiş’ bir nesil var karşımızda… On bin yıllık sütü ‘sokak’ kelimesiyle birleştirip küçümseyerek; ne olduğu belirsiz ürünler pazarlıyorlar. Salamında, sucuğunda ve köftesinde et olmayan, baharatı inşaat boyası ve kiremit tozundan yapılan, zeytine ayakkabı boyası katan, atık yağı damıtıp yeniden satan, peyniri ve dondurmayı sütsüz yapan, peynirin mayasını tanımayan, ekmeği bile meçhul ve tehlikeli katıklardan üreten bir toplumda, insan zehirlemenin suç olduğunu söyleyen bir hukuk, sadece komiktir!  


Para karşılığı tehlikeli ürünleri savunan, birkaç kuruş dünyalık için dilini yutan, kör, sağır dilsiz sözde aydın ve bilim insanları ve daha acısı bütün bunlara ölüler kadar sessiz, taş kadar tepkisiz bir insan nesli… Böyle bir nesil, katiline para veren maktulden farksızdır. Haz ve lezzete ölümüne âşık bir gençlik… İşte yeniçağın modern köleleri üzerine kurulan karmaşık, karışık ama yaptığını bilerek yapan bir endüstri...


Reklâm denilen büyük sihirle, zehrine susamış insanlığa iyiyi, doğruyu, doğalı, gerçeği, geçmişi, geleceği ve en önemlisi o mükemmel insana mükemmel olanı hatırlatmak için, içindeki volkanik ‘endişeleri’ paylaşmak ve insanî sorumluluklarının gereğini ifa etmek için doğdu: Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi.


Bu Hareket’in hiçbir Materyalist, Kapitalist ve Emperyalist güçle, siyasi bir yapılanmayla ve ekonomik bir güçle (duygusal dâhi olsa) en ufak bir bağı yoktur. O’nun tek bağı; doğru ve gerçekledir. O’nu bu idealinden hiçbir güç ve irade vazgeçiremez. O, yani Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi; insan için yola çıkmış insani bir harekettir!


Sizi de bekliyoruz!

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi


 

"Materially clean, inwardly unobjectable”

M A N I F E S T

From the first man to today, the main factor enabling the continuation of our lives is : Food!


With the nutrition habits of the first man and us after thousands of year – if the variety of the products and the materials added into the production is left aside- there is not a big difference.  
 

The food that is at the same time an important and dangerous weapon in the hand of the international politics and the global capitalism today, has been a commercial tool as the people divided into nations and initially that was produced to supply the needs.

As the historical books are classifying the wars in the world, they classify as wars on loot, religion,energy ( petrol) and water.


The century we live witnessed all types of the war in the history. Today there is a war that we call “ food wars”. It is understood from this war that is in the eyes of everyone that; next century will be the stage for initially the food wars.


Global capitalism and the imperialism, holding the basic needs of mankind in their sole trade, keeping the nations under dominance.

First the underground sources then the ground sources, then among the basic inevitable needs water and food, are turning into a perfect weapon in the hands of international capitalism and imperialism.

It quite difficult easily to explain our being uninterested in these things as everything happens in front of our eyes.


Turkey is a country with a record on the “ food security”… Initially East and Southeastern Anatolia, our borders cannot be controlled.  


Although in all corners of the country there is a “ production under ladders”, Istanbul as the heart of Turkey’s economy, is the center of this type of production.

As the agricultural products produced with the so-called modern methods return back from the customs of the buyer countries; in the domestic markets they show themselves. Moreover the society sees this as a chance.  


The unconsciously used agricultural medicine, hormones, genetically modified organisms entering through the customs freely, the products whose origins and ingredients are unknown are the new and the biggest enemy of the Turkish people.


Turkey, as the exporter of the big agricultural products apart from supplying its own needs till the recent times, as its mountains and hills finished, by constructing buildings on the most fertile areas, forcing the villagers to move to the cities by leaving them in need. 

Meanwhile besides the unemployment, Turkey is turned into a country importing almost all kinds of agricultural products.


Struggling with its people and faith, a country that cannot manage the industrialisation,does not attach importance to the knowledge,cannot manage to be a finance center,cannot run its energy sources,ruining its ground and underground sources,cannot find job for its people, cannot present the opportunities of the era of knowledge to its energetic young people, cannot be expected to attach importance on the food security.

First they alleged the crowd of the population. Then the urbanization models were erosioned for making more fertile fields the areas of settlement. With the “ rarity of the agricultural fields and infertility” fallacy the brains were washed.  


With the industry revolution lies, the people who were made ashamed of their lands,and instead of cultivating the land admired sitting in the coffee houses and playing cards, with the industry revolution on them were left unemployed and hopeless.

International trusts were for these days and were not late to come over. For easier production,more fertility and earning more, we were left face to face with the Genetically Modified Organisms that threats the future of the human generation.


Thus instead of the seeds and products obtained and grown with the natural methods in the towns and villages; shaped in the labs, without seeds, even in the same appearance without the same color,taste and durability, produced in the same form, decorating the tables all seasons, we are not suspicious that these more durable products are the nightmare of humanity.

Thus “natural” is a history any more. Everbody claims that his product is “natural”. But the natural is equal to the lie any more.

Besides some producers who think  and act as the slaves of materialism, disrespect the faith,philosophical views, culture of nutrition, because of the new type consumers without knowledge and concern, the natural structure is corrupted; since we have no information about the origin of the agricultural products because of the known bureaucracy and the irresponsible politics added into the chaos that obstacles us to reach the true knowledge, the immune system of the human generation was weakened.


The humanity whose nature was corrupted because of thousands of unhealthy additives, was turned into the “monkeys of medicine” each day sick and in the corridors of the hospitals as a result of this artificial and dangerous food industry.


Humanity is again and again losing because of the today’s food and health industry that use the “win, win” formula.


Because of the rotten oils, “oily” human models, conserve consuming premature human type,packed food, whatever is needed to obtain “fashion model humans” who lost their souls. They ccontinue this effort today as well. 
 

The new generation does not know milk, never drank ayran, never heard about compote but has in a way been turned into “the slave of joy and taste” by means of the fizzy drinks with additives, sweeteners, unreliable,unhealthy and poor quality colorants
  

As defines there is a generation whose “food was cooked with poison”… By uniting and underestimating the milk of ten thousands of years with the word “street”, they are marketing unidentified products. In a society that in the salami,sausage,bologna and meatball there is no meat, the spice is made of construction paint and the dust of brick, shoe paint is added into the olive, the waste oil is distilled and sold,cheese and ice cream have no milk, the fermant of the cheese unknown,even the bread is made in an unknown way with the dangerus additives , the justice saying that human poisoning is crime is only funny!

So-called intellectuals and science people who defend the dangerous products for money, for a few penny not speaking,seeing, deaf and blind and more painful than that a human generation as silent as deads, without reactions as stones…


Such a generation has no difference from the dead man who pays his murderer. A youth that is desperately in love with pleasure and taste… Here is an industry based on the modern slaves of the  new age, complicated but knowing what it is doing…


With the magic called advertisement, in order to remind the mankind that is thirsty for its poison, the truth,natural,future and the most important the perfect mankind what is perfect, to share the volcanic “concerns” in him and to fulfill the humanitarian responsibilities Health and Food Security Movement was born.


This Movement has no relationship with any materialist, capitalist,imperialist power and political formation and economical power ( even emotionally). Its only bond is the right and truth. No power an authority can stop it from this ideal. It, namely the Health and Food Security Movement is a humanitarian movement that set off for human!


Waiting for you too!

The Health and Food Safety Movement 


GIDA Güvenliği Hareketi Manifestosu ile gidahareketi

09.04.2009 15:57:00 Bu sayfa 42094 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri