Son Dakika
Pazartesi, 1 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Lale bahçelerinin gizlediği hibrit çöplüğü Faruk Köse
Konuyu Osmanlı’daki “Lale Devri”ne bağlamak basitlik olur.

 “Çevre düzenlemeleri”nin önem kazandığı günümüzde, üstelik de “büyük şehirler”de “beton yığınları” arasında yaşayan insanların, mesela “renk renk lalelerle bezenmiş bir çevre”ye ne kadar da ihtiyacı olduğu malûm. Bu yüzden konuyu sadece “safahat” edebiyatıyla veya “gereksiz harcama”nitelemesiyle işlemek doğru olmaz. Bu da var, ama “meselenin daha önemli boyutları” var.

Geleneksel “İstanbul Lale Festivali”nin 10’uncusu başladı. İlk yıl 600 bin olarak dikilen lale soğanı, bu yıl 30 milyona çıkarılmış. Lale “çevre güzelliği ve estetiği” bakımından önemli de, bu noktada insanın, “acaba asıl mesele estetik güzellik mi, yoksa estetik rant mı?” diye sorası geliyor. Çünkü, Türkiye’de yıllık 55 milyon lale soğanı dikiliyormuş. Ekip dikme, bakım, söküp temizleme vb. faaliyetleri de eklersek, tanesi 1 lira olsa 55 milyon, 2 lira olsa 110 milyon, 3 lira olsa 165 milyon... Toprağın hazırlanması, bakımı ve dikimi ile lale ve soğanlı bitkilerin tanesinin 4 lira civarında olduğu söyleniyor. Tabloya bakar mısınız? “Çok büyük bir para”dönüyor!

Ecdadımızın “1500 lale türü” yetiştirdiği söyleniyor, ama bugün elimizde 200 türü varmış. Gerçek lalenin yaprakları hem çiçektir, güzel kokar ve göze hitabeder; hem boyadır, organik gıda boyası olarak kullanılır; hem de gıdadır, yenir. Yani ecdadımız, 1500 lale türü yetiştirirken, bunlardan en iyi şekilde istifade etmesini bilmiş. Ancak sormak lazım: Bugün elimizde kalan 200 lale türünün kaçı gerçek laledir acaba? “Lalenin de sahtesi mi var?” diye sorarsanız, soruyu farklı açıdan bir daha sorayım: Hani, sadece İstanbul’a, sadece bu yıl için 30 milyon lale soğanı dikildi ya, bunların kaç tanesi laleler solduktan sonra sökülüp atılmayacak da, gelecek yıl aynı kökten laleler yetişecek?

Cevap: Hiçbiri...

Ekimi-dikimi için milyonlar harcanan lale soğanları, çiçekleri solduğunda yeni bir masraf yapılarak sökülüp atılacak. Zira gelecek yıl aynı kökten yeniden lale çıkmayacak. Çünkü hepsi “hibrit”, hepsi “tek seferlik” yani,“kısır...” Şayet hibrit olmasaydı, her yıl kendiliğinden yeniden çıkardı. Üstelik de 1’e 2, 1’e 3, 1’e 4.... olarak çıkardı. Ancak özellikle hibrit yapıyorlar ki, her yıl yeniden alım yapılsın.

Oysa hibrit, hem “fıtratla savaş”tır, hem “küresel hırsızlık”tır, hem de bir “insanlık suçu”dur. Bu noktada, lale soğanı üzerinden para kazananların kimler olduğunun ve bu işe ne kadar yıllık masraf yapıldığının açıklanmasını istemek sanırım her vatandaşın hakkı olsa gerek.

Yazının girişinde, “konuyu sadece ‘safahat’ edebiyatıyla, ya da ‘gereksiz harcama’ nitelemesiyle işleyecek değilim” derken, kastettiğim işte bu “hibrit” meselesiydi. Çünkü görüyoruz ki, maalesef ülkemiz tam anlamıyla bir “hibrit çöplüğü” haline getirildi. O rengârenk lale bahçeleri de bu “hibrit çöplüğü”nü gizleyen örtüden ibaret...

Hibrit, sadece lale için değil, topraktan elde edilen tüm bitkilerde kullanılır oldu. Tarım Bakanlığı ne iş yapar bilemem, ama hibrit konusuna ses etmediğine göre, hiç de iyi iş yapmıyor demektir. Zira, maalesefülkemizde ekimi-dikimi yapılan bitki ve sebze tohumlarının %90’ı yurt dışından geliyor. Önce ülkemizde yetişen tohumlar kaçırılarak gen haritaları çıkartılıyor, sonra bunların hibrit olanı üretilip tohum olarak bize satılıyor. Tarım Bakanlığı da, “sertifikalı tohum” zorunluluğuyla, bu hibrit tohumların dışında ekime çok da izin vermiyor. Zira 2006’da çıkarılan “tohumculuk kanunu” ile, ülkemizdeki tohumlar uluslararası sermayenin ve yerli temsilcilerinin kontrolüne girdi. “Tohumun patronu”nun ise İsrail olduğu biliniyor. İsrail’den alınan sebze ve diğer bitki tohumlarının “genetiği ile oynanmış, tek döl veren ve asla tohum vermeyen hibrit tohum” olduğu malûmunuz. Haliyle, ülkemiz için ciddi bir“hibrit sorunu” var. Tarım Bakanlığı başka hiçbir iş yapmasa da bunu halletse, bu, tarih yazmasına yetecektir.

Gerçi lale konusunda İBB Başkanı Kadir Topbaş “tüm lale soğanları yerli üretim” dese de bu, “hibrit oldukları gerçeği”ni değiştirmiyor. Bence siyasi partilerin seçim vaadleri arasında, “organik tohumculuk ve tarım” başta yer almalı.

Tekrar lale konusuna dönersek...

Eğer lale dikilecekse, tek seferlik masrafla, hibrit olmayan ve her yıl kendisi çoğalarak çiçek veren gerçek lale soğanları dikilsin. Eğer o olmuyorsa, her yere yine hibrit olmayan gül fidanları dikilsin. Hem çevre güzelleşsin, hem buram buram gül koksun, hem de tek seferlik masrafla “kalıcı güzellik” sağlansın.

Hibrit laleler için her yıl harcanan meblağ ile de, mesela Belediye çalışanları maliyetine konut sahibi yapılsın.

Ziyaretçi Yorumları (Toplam 1 yorum)
  • Ahmet Ramazan Erdöl
    Laleler...
    Lale yazınız, laleler hakkında aklıma gelenleri doğruluyor,içerik olarak gerçekten güzel bir yazı.
    25.04.2015 15:11:09
15.04.2015 Bu yazi 1819 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri